Jale Parla‘nın Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret isimli inceleme kitabı üzerine ilginç bir söyleşi gerçekleşti. Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan röportajda Orhan Pamuk sordu, Jale Parla yanıtladı.

Orhan Pamuk – Jale Parla, merhaba… Hakkımda yazdığın kitabı okurken özellikle kefaret konusundaki ilk genel sayfalarda, şimdiye kadar hakkımda yazılmış en genel ve en şiirsel sayfaları okuduğumu hissettim. Konuşmaya buradan başlayalım…

Jale Parla – Sen bu söyleşi fikrini ortaya atınca, önce bir şaşırdım. Sanatçının eleştirmeniyle yaptığı böyle söyleşiler var mı diye hatırlamaya çalıştım. Ama sonra böyle bir söyleşinin ilginç ve yaratıcı bir form olabileceğini düşündüm; yazar figürüyle eleştirmen figürü arasında yeni bir köprü kurma biçimi olabilir belki dedim.

Orhan Pamuk – Bu küçük kitabın tarihini anlatır mısın?

Jale Parla – Yapı Kredi Yayınları editörü İshak Reyna, senin romanların hakkında yazdığım, farklı yerlerde yayımlanmış incelemeleri bir kitapta toplamayı teklif ettiğinde, bu ‘kefaret’ yazısı üzerinde çalışmaktaydım. İshak’ın teklifinin üstüne atladım çünkü bu çalışmanın şemsiyesi altında diğer yazıları toplamak anlamlı olacaktı.

Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret, Jale Parla, Yapı Kredi Yayınları, 2018, inceleme, 168 sayfa

Orhan Pamuk – Kefaret tabii suç, ceza, affedilme, Tanrı’yla ilişki konularında dini çağrışımları çok güçlü bir kelime. ‘Bizim romanımız’ dediğimiz edebi tarih, geçmiş edebiyat, roman ve suçluluk duyguları konusunda konuşturabilmek isterdim seni…

Jale Parla – Yazıyı zaaf noktasından yakaladın. Yeterince araştırma yapamadım diye susarak geçiştirdiğim bir konuydu bu. Kefaret, evet, dine değinen bir kavram; hem çoktanrılı dinlerde (Sofokles, ‘Oedipus’), hem kavimlerde (günah keçisi), hem tektanrılı dinlerde bulduğumuz bir kavram. Ama kitaplı dinlerde bunu en kuvvetle Hıristiyanlıkta buluruz; çünkü İsa, insanlığın günahının kefaretini ödemek üzere dünyaya gelmiştir. Ve edebiyattaki sayısız İsa figürasyonu çevresinde aslında ‘kefaret’ irdelenir. Dostoyevski’nin ‘Budala’sındaki gibi… Yahudilik ve Müslümanlık, suç ve ceza kavramıyla iş görür. Oysa ‘kefaret’ suç ve cezanın ötesine geçen bir kavram.

Orhan Pamuk – Nasıl ötesine geçtiğini biraz açıklar mısın?

Jale Parla – Seküler yasalarla tarif edilmiş suçun cezası bellidir. Ama bunun ötesinde bir suçluluk duygusundan söz etmeliyiz. Kendini tanımaya çalışırken aslında çok da masum olmadığını keşfetmenin getirdiği ve nüfuz edemesen de var olduğunu bildiğin bilinçdışındaki suçluluktan. Hıristiyan geleneğindeki günah çıkarma ritüeli, insanlara kendini tanıma, kim bilir, belki bilinçdışıyla yüzleşme yolunu açmıştı. Yahudiliğe de Freud’un katkısı oldu mutlaka. Müslümanlığa gelince, bu ikisi de yok. Suç ve cezayı yeterli görüyor; bilinçdışının gizemleriyle ilgilenen bir din değil.

Söyleşinin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Paylaş