Bir yavşak rüzgarıdır, aldı başını gidiyor. Malum, önce Fazıl Say “Bu ülkenin arabesk yavşaklığından” utanmış, akabinde hızını alamayarak Fenerbahçe’nin Young Boys’a karşı aldığı yenilginin ardından “Köy takımına yenilme yavşaklığından utandığını” açıklamıştı. Fazıl Say’ın köyle, köylülükle; köyden büyük şehre göç edenlerin sıkıntılarını ifade etme biçimini temsil eden arabeskle ne derdi var bilinmez ama bir sonraki “yavşak” çıkışı Haluk Bilginer’den geldi. Bilginer, verdiği bir röportajda “Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle” diyerek cümle meslektaşını gücendirdi.

Bu iki çıkışı birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Say’ın yavşağı ne kadar sosyolojikse, Bilginer’in yavşağı da o kadar psikolojik! Arabeske ve onun temsil ettiği yaşam biçimine tahammülsüzlük bir çeşit elit refleksi… Fazıl Say, klasik müziğin altın çocuğu olarak koca bir ülkenin göğsünü kabartmışlığından aldığı gazla bu elit refleksine, oyuncaklarını başkasıyla paylaşmaya yanaşmayan çocuk şımarıklığını da ekleyerek “Bu notalar benim. Kimseye vermem” diyordu adeta. Tartışmayı müzikal platformda yürütme denemesine iyimserlik gözlüklerimizi takıp baktığımızda bu çıkışı bir çeşit sanatçı duyarlılığına bağlamak da mümkün elbette ancak biliyoruz ki müzik sadece müzik değildir. Çoğu zaman, bir yaşam biçimini ve o yaşam biçimini oluşturan temellere ulaşmamızı sağlayan ipuçlarıdır. Say, arabeske karşı gösterdiği tepkide yaftalamak, ötekileştirmek ve aşağılamak yerine anlamaya çalışan bir üslup tercih edebilseydi, biz de O’nu fildişi kulesinde halkı selamlayan bir prens olarak tahayyül etmek yerine, yaşadığı toplumun dinamiklerine duyarlı bir aydın olarak konumlandırabilirdik. Aydın olmayı elit olmaya yeğleseydi, ülke gerçekliğiyle ilgili görüşlerini paylaştığında karşısında muhatap bulabilecek; artık gına gelen sanatçı yalnızlığından (!) yakınmayacaktı belki de…

Hazır “gına” ve “sanatçı” sözlüklerini aynı cümle içinde kullanmışken, Haluk Bilginer’in yavşak çıkışına bakmak anlamlı olabilir. Malum, Türkiye’de en sevdiğiniz aktör nedir sorusunun mecburi cevabı Haluk Bilginer’dir. Hep belgesel seyredilir, hep caz dinlenir ve hep Haluk Bilginer sevilir! Ezberden verilen birçok yalan yanlış cevabın aksine, popüler olmasına rağmen, oyunculuk mesleğini bu kadar pürüzsüz ve hakkını vererek yapan üç beş isimden biridir Bilginer. Sanki konservatuardan değil de, bir fabrika bandından çıkmış gibi tektip sevinen, tektip kederlenen, tektip katıla katıla ağlayan, tektip manalı manalı uzaklara dalan, yetmezmiş gibi sahneden indikten sonra da egosunu koyacak yer bulamayan “oyuncu”lardan anlaşılan bir tek bize gına gelmemiş. Haluk Bilginer, 46 dergisine verdiği röportajda oyunculuğu kutsallık kılıfından sıyırmakla kalmıyor, oyuncu diye egosunu pazarlayanlardan ne kadar sıkıldığını da ifade ediyordu. “Sahnede aktör görmekten sıkıldım, sahnede insan görmek istiyorum” cümlesi ile hislerimize tercüman olan Bilginer, kısayoldan efsane yaratmaya meyilli oyuncu cenahına da yavşak demekten kendini alamıyordu.

Duayen olarak taçlanan isimlerin ya da bu “duayenler”in yolundan devam eden oyuncuların yapmacık ve kasmık performanslarından içi bulanan; sahnede aktör değil insan görmek isteyen izleyicilere göz kırpan bu yavşak çıkışı bir teşekkürü hak ediyor. Fazıl Say’ın elitist tepkisinin aksine Haluk Bilginer’in şişmiş egolu meslektaşlarına karşı savurduğu “yavşak”, elitizme karşı bir isyan gibi duruyor.

Meltem Sanlav Küpeli

Deniz Börülcesini Sevme ve Yaşatma Derneği Eşbaşkanı/ Her daim Mimar Sinanlı - Μην σταματήσεις, ας κοιτάξουμε τον ουρανό
Meltem Sanlav Küpeli

Latest posts by Meltem Sanlav Küpeli (see all)

Paylaş