“Korku, alarm işareti gibi bir şeydir ve işlevi bütün alarm işaretleri gibi bizi bir tehlike konusunda uyarmak ve bu tehlikeye karşı en etkili biçimde mücadele etmemizi sağlamaktır.”

Çocukluğuma dair hatırladığım en eski duygu, korku. Hep bir şeylerden korkardım; karanlıktan, yalnız kalmaktan, cinlerden, öcülerden, oyuncak ayımı kaybetmekten… Korkutulurdum da sıklıkla; babaannem, ağabeyim, babam, hep bir şeylerle korkuturlardı beni. Yemek yemezsem öcüler beni yerdi, yaramazlık yaparsam cinler kızardı ya da ağabeyimin dediğini yapmasam beni devlere verirdi… Büyüdükçe, korktuğum şeyler değişti ve ben korkunun kendisini sever oldum. Artık cinlerin, öcülerin var olmadığını biliyorum, ama onlarla ilgili hikayeleri dinlemek, izlemek, onlarla ilgili konuşmak büyük keyif veriyor. Canavarlar, seri katiller, hayaletler artık bir korku unsuru değil; düzgün bir şekilde işlenirse, heyecanlı bir seyrin ya da okuyuşun keyif veren aktörleri oldular benim için.

“Zamanla çocuğun korkularının büyük bölümü kaybolacaktır. Ancak bazıları aşırı korkular olarak kalacakken bazıları fobik sıkıntılara dönüşecektir.”

Çocukluğun korkuları yerini korkunun keyfine bırakırken, bambaşka korkular aldı yerini. Daha kötücül, daha karanlık korkular. Çocukluktaki saflık kalmadı; hırs, rekabet sardı etrafımı. Toplum denilen bir illetin ortasına atıldım ve onunla yaşamak zorunda bırakıldım. Kabul edilmek, beğenilmek, dışlanmak, özgün olabilmek, özgür olabilmek, dayatılanlardan uzak durabilmek, kendini bulabilmek… En önemlisi de sevdiğini kaybetmek, sevdiğinden ayrı kalmak korkusu…

korkunun_psikolojisi

“Gerçekten de sıkıntıların açık bir biçimde azaltılmasını sağlayan kaçış davranışları ya da sakınmalar (önceden kestirme ya da yüz yüze gelmeme durumlarıyla) korkuyu artırırlar. Bu durumda bir kısır döngü oluşur ve fobik rahatsızlık bireyin kendisi tarafından sürdürülür.”

Yalnız kalmak korkusunun temelinde mutlaka ki çocukluk da var, genlerden gelen miras da… Ancak büyük bir bölümü büyüme ve sosyalleşme sürecinde yaşadıklarımızdan kalıntı. Aşkı yaşarken, o uçsuz bucaksız dağın en tepelerinde, düşmekten korkmadan oradan oraya hoplayıp zıplarken, o eşsiz rüzgarın tenimi, yüreğimi serinletmesine kaptırmışken kendimi, bir anda ortaya çıkıveren bir sıkıntı, yaşanan bir terslik bir korkuya kapılmama yol açıyor: Onu kaybetme korkusu.

“Fobik, kendisine korku veren şey karşısında aşırı kırılganlık duygusu nedeniyle, her an tehlike gelebilecek bir çevre karşısında uyanık olmak zorunda olduğunu düşünür. Bu sıkıntılı uyanıklık insanı bitkin düşürebilir ve yanlış alarmlar da verebilir. Çünkü fobik, düşmanın çok tehlikeli ve vahşi olduğuna inanmış bir gözcü gibidir, en küçük bir kuşkuda alarm vermeyi tercih eder.”

Christophe Andre’nin Korkunun Psikolojisi’ni bitireli aslında birkaç hafta oldu, ama kitabı tam anlamıyla idrak etmem, bugünlerde, sevgilimle birlikte ayrılığın eşiğinden neredeyse bir adım atmak üzereyken gerçekleşti. Onu kaybetmekten aşırı derecede korkuyordum ve bu korkunun kendisi benim onu kaybetmeme neden olmak üzereydi. Korkunun verdiği yanlış alarmlar ve panik hali, onu da tetikliyor, belki ondaki başka ya da benzer korkuları ortaya çıkartıyor ve ilişkimizi bir çıkmaza sokuyordu. O an, kronikleşen korkumla yüzleştim ve o korkunun da diğerleri gibi, hayatımı devam ettirebilmemi sağlayan bir uyarı mekanizması olarak yaşamını sürdürmesi gerektiğine karar verdim.

“Birçok hasta bilgilerin araştırılması konusunda sonuna kadar gitme zahmetine katlanmazlar; çünkü bu duygusal açıdan zor bir iştir. Başlı başına tehlikeyle ilk yüz yüze gelme çabasıdır.”

Korkudan kurtulmak kolay değil, eminim bir süre daha devam edecek. Onunla yüzleşmek önemli bir adımdı, şimdi onu masaya yatırıp incelemek, sonra otopsisini yapıp kontrol altında tutulacağı bir kenara bırakmak gerek.

Elbette örnek verdiğim korkum, kitapta bahsedilen fobik rahatsızlıkların bir örneği değil. Yalnız kalma korkusu olan monofobi kadar hayatımı zorlaştıran, kontrol altına alınması bir güçlük değil. Ya da insanın hayatını kabusa çeviren, yaşamı güçleştiren agorafobi (açık alan korkusu), klostrofobi (kapalı mekan korkusu), akrofobi (yükseklik korkusu) gibi vakalardan değil. Ama en çok değer verdiğim insanı, onu kaybetmekten korkmama rağmen, beni bu aşamaya getirecek kadar kendisine bir alan açabilmişti.

Şimdi, korkunun kardeşi, cesareti bir adım öne çıkartmak; bozulan, kırılan ne varsa toparlamak ve hayatın en kıymetli duygusu aşkı yaşatmak ve umudu yeşertmek vakti. Kelimelerin anlatamadığını ona yaşatmak vakti…

“Ben inanıyorum ki cesaret ancak korkunun ısırması sayesinde gösterilebilir.”


Korkunun Psikolojisi – Fobiler, Korkular, Kaygılar, Christophe Andre, Çeviren  İsmail Yerguz, Say Yayınları, 2015, 381 sayfa


Paylaş