Başta sıkıntı var, tüm odayı, tüm sohbeti kaplayan bir sıkıntı. Serpil, kız kardeşi Tuğba ve ben. Serpil’deyiz, dertler masada. Işık az. Rüya bu ya, birden evi ve karanlığı geride bırakıyoruz. Bir tatil köyündeyiz. Belki neşelenmeye hazırız. Öyle ya, üçümüz de hüznün batağında aniden gülebilen kadınlardanız. Ani neşeleri, coşkunun esrikliğini severiz. Bir adam yanaşıyor yanımıza. Keyifli biri, yol yordam biliyor. Ve bize evde bıraktığımızı sandığımız bezgin yaşamlarımızı anlatıyor. Mutsuzluğumuzu, kırıklığımızı. Yaşama koptu kopacak bağlarla bağlı olduğumuzu. “İntihar edin” diyor bize. “Neden kurtulmuyorsunuz ki bunca dertten?” Ve bir bıçak beliriyor elinde. Davetkâr bir gülümsemeyle uzatıyor. Aklımız yattı söylediklerine, anlıyor. “Korkuyorsanız ben keseyim” diyor. Çocuk gibi uzatıyoruz bileklerimizi. Kesiyor. Her birimizin tek bileğini zarif hamlelerle kesiyor. Sağlam elimle tutuyorum yaramı. Uykuda kanın sıcaklığını, dağılan dokuların bedenden taşışını hissediyorum. Yanlış bir şey olduğunu hissediyorum. Bunu istemediğimi. Canımın yandığını ve bu acının kaynağının yalnızca bileğim olmadığını.

Sonra bir çığ gibi yayılıyor tatil köyüne intihar. Kadınların tümü bileklerini kesmeye başlıyor. Bir cinnet adeta: Her yerde bileklerinden kanlar süzülen kadınlar.

Kurtuluyoruz elbette. Kesikleri dikip saran sağlık uzmanları suya giremeyeceğimizi söylüyor. Malum, dikişler. Ve o noktada en büyük pişmanlık çöküyor üstümüze, böyle bir saçmalığa giriştik diye yüzemeyecek miyiz? Işıl ışıl gözleriyle gülüyor Serpil, her şeyin yoluna gireceğini vaat eden bir gülümseme bu. “Aman, poşet sararız, buluruz yolunu. Buraya kadar geldik, yüzmeden gitmeyiz!”

***

Yangında Kaybettiklerimizi bitirdiğim gece bu rüyayı gördüm. Rüya anlatmak bencilliktir, kabalıktır elbet. Ama rüya kitaba adını veren öyküden bunca esinlenmişken onu kendime saklayamazdım.

Yakanlar erkekler, ufaklık. Bizi hep yaktılar. Şimdiyse biz kendimizi yakıyoruz. Ama ölmeyeceğiz: Yara izlerimizi göstereceğiz.”

Mariana Enriquez on iki öyküde yoksulluğu, dehşeti, sefaleti, cinneti ve kapana kısılmış insanları anlatıyor. Kadın ve çocukların öne çıktığı öyküler bunlar; zira üstünde yaşadığımız topraklarda da her gün tanık olduğumuz gibi, çöküş halindeki toplumların enkazı en önce kadın, çocuk ve hayvanları yerle bir eder.

Enriquez fantastik öykülerini son derece çıplak ve katı bir gerçekçilikle aktarıyor. Bu gerçekçilik en akla sığmaz olanı da kendi alanına, gerçekliğe çekiyor. Öykülerin korku unsuru sadece canavarlar değil, bizzat yoksulluğun, yozlaşmanın kendisi. Ve korkmamak elde değil.

Hepimiz kemikler üzerinde yürüyoruz, olay derin delikler açmakta ve üstü örtülü ölülere ulaşmakta bitiyor.”

Arjantin doğumlu yazarın öyküleri bizimkine benzer bir atmosferde geçiyor. Evsizler, bağımlılar, erkekler tarafından yakılan kadınlar, geceleri yürümeye kimsenin cesaret edemediği sokaklar, boğucu taşra, günden güne cinnete kapılan insanlar… Seda Ersavcı’nın tertemiz diliyle Türkçeye çevrilen bu öyküler belki bu yüzden bunca içe işliyor. Toplumsal ve coğrafi benzerlikler yazarın gerçekçi dilinin de yardımıyla öyküleri tam da buraya ve bize ait kılıyor. Ve korkmamak elde değil.

Enrique’in gazeteciliğinden beslenen üslubu (kendini dışarıda bırakan bir üslup bu), öykülerin kıvamını daha da koyulaştırıyor. Yüreğe, zihne süzülecek kadar akışkan, içeride donup insanın ruhuna çöreklenen bir üslup bu. Kurguyla değil, yaşamla yüz yüze olduğunu hissettiriyor her satırda. Deliliğin, sefaletin, çaresizliğin hüküm sürdüğü bir yaşam. Merhametsiz bir yaşam. Evet, korkmamak elde değil.

Üzgün insanların merhameti yoktur.”

Yangında Kaybettiklerimiz, Mariana Enriquez, Çeviren Seda Ersavcı, Domingo Yayınevi, Kasım 2017, öykü, 208 sayfa

***

Yangında Kaybettiklerimiz baskı, mizanpaj ve editörel çalışma açısından, tüm Domingo kitapları gibi, son derece özenli. Kapak tasarımı öne çıkmakla birlikte daha sade (hatta belki katılık derecesinde sade) bir çalışma metnin bütünlüğüyle daha uyumlu olabilirdi.

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş