“Herkes düzgün sanılan bir benliğin kabuğunda uyuyup, başka biri olarak uyanabilir.”

İsimsiz bir anti-kahraman, bir sokak serserisi. Bir zamanlar sahip olduğu her şeyi; ismini, ailesini, işini, ünvanlarını ve sıfatlarını terk edip sokakta yaşamaya başlayan bir adam. Yani ona yaşamın verdiği, daha doğrusu dayattığı tüm hikayesinden arınıp, bambaşka bir hikayeyi, bambaşka bir şekilde yaşamaya başlayan bir adam.

Everest Yayınları etiketiyle çıkan Köpek, Paul Nizon‘un ülkemizde yayınlanan ilk kitabı. İsviçre kökenli olan Paul Nizon, Almanca dilinin yaşayan en büyük yazarı olarak gösteriliyor. Paul Nizon, Köpek kitabında hayatında büyük bir kırılma yaşayan bir adamın öyküsünü sarsıcı, içten ve şiirsel bir dille anlatıyor.

“Sokakta yaşıyorum, insanlar yanımdan geçerken kavis çiziyorlar ya da bakışlarını yere eğiyorlar, bu beni eğlendiriyor. Dokunulmazlardanım. Yırtık pırtık kıyafetimle sosyal olarak kabul edilebilir görünmüyorum.”

Sosyal olarak kabul edilebilir değilsen, mevcut sosyalliğin kurallarına uygun davranmıyorsan dışlanırsın, yok sayılırsın. Paul Nizon’un Köpek’i, yok sayılmanın, bir gün uyandığında başka biri olmanın ve bu tercihin öyküsünü anlatıyor.

Son zamanlarda basılan kitaplar içerisinde açık ara en güzel kapak tasarımlarından birine sahip olan Köpek’i Türkçeye Feza Şişman çevirmiş.

kopek


Köpek, Paul Nizon, Çeviren Feza Şişman, Everest Yayınları, Mayıs 2016, 78 sayfa


Satın Al

 

Kitaptan tadımlık bir bölüm:

Orada unutulmuş, gereksiz bir mobilya gibi bekliyorum. Bazen zamanın içimde bir kalorifer borusu gibi tıkırdadığını duyuyorum. Bazen bir ev sinemasıyım, film oynuyor. Bana göre varoluşum ne zor ne de sıkıcı. Hiçbir şey hissetmiyorum. Yine de geçenlerde fırtına koptuğunda korkuya kapıldım. Kararmanın içinden müthiş gürlemeyle birlikte bir kasırga çıktı, ağaçların dallarını kopardı ve perçinlenip çivilenmemiş her şeyi anaforuna kattı. Fırtınanın uğultusunda defalarca pencerelerin ve inşaat iskelelerinin takırdaması; bir uluma ve diş gıcırtısı. Panik içinde çatıların menzilinden caddenin ortasına kaçtım. Gözle yanıyordu, göremiyordum, dişlerimin arasında kumu hissediyordum, kum fırtınası? Sonra bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı, sel olup aktı ve taşkın sel ansızın tenhalaşan sokakları temizledi. Ve yıldırım hızıyla bütün bunlar olup bitti, bayağı bir yağmur yağdı, sonra yine güneş açtı ve ben oradaydım, kurutmak için bedenimi sokağın köşesine koydum.

Az önce kafamdan geçti, yele saçlı herifi bekliyorum, “sanatçı”; son zamanlarda onun evinin etrafında dolaşmak hoşuma gidiyor. Sahibini mi bekliyorsun? Çok absürt bir düşünce. Ben köpek miyim? Sahipsiz bir köpek yalnız bir kurt değildir, ama hayvan yurdunun, deri yüzücünün, hayvan deneylerinin nesnesi olur. Benimki terk edilmişti, kovulmamıştı, geçici olarak itelenmiş, evlatlık verilmiş, gerçekteyse ihanete uğramış bir köpekti. Bekle burada. Bekle demiştim. Masaya oturdum, o masanın altına yatardı, bekler vaziyette. Köpek sahibinden bir işaret beklerdi. Yolda beraber yürürken koklamak, oynamak, koşmak için canlanır. Öteki köpekleri selamlar, onlara havlar, kavga çıkarmaya hevesliymiş gibi yapar ya da aldırmadan yanlarından geçip gider. Köpek sahibinin kaprislerini yaşar. Hayata gelir, haftalar sonra bir sahibe gider, sahibi onun ısrarlı beklentisi olur. Köpek beynine kazınan iyi ve kötünün kodeksini bilir, suçluluk duyması bundandır, depresif olabilir. Sahibinin övgüsüyle neşelenir. Bundan hiç bıkmaz. Her şeyi sahibiyle paylaşmak ister, hatta yemeğini, hatta dumanaltı olmuş restoranları, onun dostlarını, düşmanlarını. Körü körüne güvenin zevkini çıkarır. Sahibi köpeğin önünde anadan doğma soyunur.

 

Paylaş