Vampir Avcısı: Abraham Lincoln / Abraham Lincoln: Vampire Hunter

Yönetmen: Timur Bekmambetov
Senaryo: Seth Grahame-Smith
Tür: Aksiyon, fantastik, korku
Oyuncular: Benjamin Walker, Rufus Sewell, Dominic Cooper
Yapım: ABD,2012, 105′

Numan Serteli  

 ★★★☆☆ 

Henüz dokuz-on yaşlarındaki Abraham Lincoln’ün, 1818 yılının o meşum gününde tanık olduğu olaylar, hemen tüm hayatının gidişatını belirleyecektir.. Minik İbrahim, sevgili annesinin ölümüne neden olan, kölelerin çalıştığı büyük bir çiftliğin sahibi Jack Barts’tan intikam almaya yemin etmiştir.. Aradan geçen dokuz yılda büyüyüp gelişen genç Lincoln, Barts’tan öç almanın pek de kolay olamayacağını görecektir; çünkü, adam bir vampirdir.. Gaddar vampir, kahramanımızı tam öldürecekken, ortaya çıkan vampir avcısı Henry Sturgess tarafından durdurulur.. Bu ‘avcı’nın öğrencisi olan Abraham Lincoln, intikamını alabilmek ve bundan sonraki yaşantısını düzenlemek üzere gittiği Springfield’de hem çalışıp, hem hukuk tahsili yapar, hem de önüne çıkan cümle vampirleri vampir cehennemine gönderir.. Bu arada aşık olan, iyi bir hukukçu olarak siyasete de atılan müstakbel Başkan’ı karısının yanı sıra, politika ve halk da bağrına basar..  Koskoca Lincoln’ü vampir avcısı yaptığı yetmezmiş gibi, onun başkanlığı sırasında patlayan Amerikan İç Savaş’ının tarafları arasına vampirleri de ekleyen film, Başkan’ın düzenli olarak tuttuğu günlüklerini kendi ‘fantastik’ savına delil gösteriyor.. Vampirlik gibi ‘sanal’ bir olguyu bir tarihi gerçekliğin tam odağına yerleştiren yapım, saygın bir şahsiyeti bir nevi süper kahramana dönüştürerek, ‘cesur’ bir girişimde bulunuyor.. Bu cesaretini -kalıpların içinde kalarak- daha özgün bir biçim yaratmada kullanamıyor belki ama, kendisini keyifle izletmeyi de başarıyor..

360

Yönetmen: Fernando Meirelles
Senaryo: Peter Morgan
Tür: Dram, duygusal
Oyuncular: Rachel Weisz, Jude Law, Anthony Hopkins
Yapım: İngiltere-Avusturya-Fransa-Brezilya, 2011, 110′

Numan Serteli  

 ★★★☆☆ 

Film, memleketi olan Slovakya’nın Bratislava kentiyle, telekızlık yaparak da olsa para kazanmaya çalıştığı Viyana arasında mekik dokuyan bir genç kadını tanıtarak başlar.. Farklı şehirlerde, farklı yaşamlar süren bir takım insanların dünyalarına daha kamera doğrultarak devam eder ve nihayet, başladığı yere ve de kişilere dönerek sona erer.. Bu arada, Paris, Londra, Denver ve Phoenix gibi kentleri dolaşan yapım, ‘her an sahne ve dekor değiştiren’ bir takım tesadüflerin oluşturduğu hayatın bu özelliğini vurgulayarak, ‘unutkan insan’a hatırlatma görevini yerine getirir.. Cidade de Deus (2002) ve Blindness (2008) gibi iki iyi filmin yönetmeni olarak tanıdığımız Fernando Meirelles, kadrosunu çok iyi oyuncularla oluşturduğu bu son filminde ezeli ve ebedi bir sorunsala, kadın-erkek ilişkilerine odaklanıyor.. Ancak bunu yaparken alışılmıştan farklı bir yöntem izleyerek, filmi bölümlere ayırıyor ve farklı sekanslarda -bazıları diğerine geçiş yapsa da- farklı kişi ve de meselelere değiniyor.. Lâkin, değindiği her öyküyü -çok odaklı yapısı icabı- yeterince kapsamlı işleyip geliştiremeyince, bu da filmin en güçsüz tarafı olarak göze batıyor..

Tinker Bell: Gizemli Kanatlar / Tinker Bell: Secret Of The Wings

Yönetmen: Peggy Holmes
Tür: Animasyon, komedi, macera
Seslendirenler: Lucy Liu, Mae Whitman, Raven Symone

Numan Serteli  

 ★★★☆☆ 

Adı üstünde, Peri Adası’nda yaşayan bilumum periler, kabaca ikiye ayrılmaktadır; yaz ve kış perileri.. Eski dostumuz Tinker Bell ve diğer peri arkadaşları, adanın yaz ve de bahar mevsimlerinin hüküm sürdüğü kısımlarında özgürce yaşarken; Kış Ormanı denilen karlı-buzlu bölgede sadece kış perileri yaşayabilmektedir.. Hadi gel de, adeta meraktan mamul Tinker Bell’e bunu anlat bakalım.. Küçük bir denemeyle, kendisine yasaklanmış o bölgeye adım attığında, narin kanatlarının şahane bir parlaklığa kavuştuğunu gören Tinker’i durdurabilmek artık mümkün değildir.. Öte yandan Kış Ormanı, sevgili perimizin hayatının önemli bir sırrını da saklamaktadır.. Bana ait olan, ‘Bir perinin başına ne gelirse meraktan gelir.’ vecizemi doğrulayan film, yeterince düşünülmeden geliştirilen teknolojiyle doğaya dışardan müdahale etmenin de zararlarını anlatmaya çalışıyor.. Ayrıca, bir dava için birlik olarak yeterince çalışıldığında, mutlaka istenilen sonuca ulaşılabileceğini şarkılarla, danslarla hatırlatan yapım, izlemesi zevkli bir animasyon.. Çocuklarınız açısından düşünmenize bile gerek yok.. Öte yandan -benim gibi- koca adam ya da kadın olduğu halde içinde küçük bir kız çocuğu yaşatanlar için de gayet uygun (Valla yaşatıyorum.. İyi tamam siz bana inanmayın!).

Cehennem Melekleri 2 / The Expendables 2

Yönetmen: Simon West
Senaryo: Sylvester Stallone, Richard Wenk
Tür: Aksiyon, macera
Oyuncular: Sylvester Stallone, Lian Hemsworth, Randy Couture, Jet Li, Chuck Norris, Jean-Claude Van Damme
Yapım: ABD, 2012, 102′

Numan Serteli  

 ★★½☆☆ 

Nepal’deki ‘çerezlik’ görevlerinin kolaylıkla üstesinden gelen Barney Ross (Sylvester Stallone) ve kankalarını, şimdi yeni bir macera beklemektedir.. Her zamanki gibi ekibe görevi veren kişi, eski bir alacağını da kendilerinden tahsil etmeye gelen Mr. Church (Bruce Willis)tür.. Görev de, Sovyetler zamanında yer altına depolanmış -atom bombası yapımında kullanılan- beş tonluk Plütonyum’u, onu ele geçirmeye çalışan silah tüccarı/korsanı Vilain (Jean Claude Van Damme)’den önce davranıp sağlama almaktır.. Sylvester Stallone’nin, serinin bu ikinci filminde yönetmen koltuğunu Simon West’e bırakması, canlandırdığı ‘pis bıyıklı’ karakterin hakkını, daha rahat ve boyutlu vermesine sebep olmuş.. Chuck Norris ve filmin ‘villain’i olan Vilain’i canlandıran Van Damme’ın varlığıyla daha da ihtiyarlayan filmin tek eksiği -bana kalırsa- Cüneyt Arkın’dı.. İlk filmin mekanikliğini biraz olsun yumuşatan -mümkün olduğu kadar- ‘insani’ olma çabası, bu filmin ‘olumlu’ denebilecek tek yönü.. Geriye kalanı ise bombaların gümbürtüsü, makinalıların patırtısı, kamaların şakırtısı ve muştalardan gelen kemik sesleri.. Sonuçta, ergenliği seksenli-doksanlı yıllara denk gelenlere nostaljik bir ziyafet gibi gelebilecek film, benim gibi, gençliğini kırklı-ellili yıllarda -Dracula’lar, Herkül’lerle falan- idrak etmişler için, ‘kuru gürültü’ gibi bi şey..

 

Paylaş