Çocukken, babamın bahçemize kardan yaptığı kayak pisti (en fazla iki metrelik bir kar yığını), o sıkıcı kış günlerini bir karnavala dönüştürmüştü. Diğer çocuklar da kaymaya gelir, ben kayak pistini işleten kişi olarak onları sıraya koyar, fazla da kaymalarına izin vermezdim; malum, zemin zarar görebilirdi.

Günlerin, gecelerin, her gün gördüğün insan ve hayvanların aynılığı; özetle sıradanlık. Büyüdüğünde monotonlaşma, yabancılaşma olarak adlandırdığın o yetişkin hastalığının çocukluk fragmanı. O sıradanlık ki yeni oyunlar keşfetmene, yeni arkadaşlar edinmene, bazen de ufak kazalar geçirmene neden olan bir itki… Büyüdüğünde aynı itki dünyayı değiştirmeni sağlayan bir enerjiye de neden olabilir, dünyanın değiştirilmesine seyirci kalmana neden olan boş vermişliğe de…

Sıradanlık da olsa, çocukluğumun genelde eğlenceli geçtiğini hatırlıyorum, bir de tüm canlılarla önyargısız ve koşulsuz bir ilişki kurabildiğimi. Egemen ideolojinin dayattığı tüm “öteki”lerden bihaber olduğun bir dönem çocukluk. Yetişkinlerin toplumu, farklı olanı itip kakar, en azından görmezden gelirken; çocukluk, en çok o farklılığı daha cazibeli görür. Çevresini tanımlama, kategorize etme, yakınlık-uzaklık kurma kriterleri bambaşka, yetişkinlere oranla ilkel, ama aslında oldukça doğaldır. Tabii, bazı yetişkinler çocuklarına daha küçücükken “öteki”lerden nefret etmeyi, onları korumak adına öğretmeye kalkıyor. Hele ki gericileşmenin arttığı günümüzde…

Çocukluktaki bu koşulsuz sevginin üstü, biz büyüdükçe tozlanır; bazılarımız o tozdan silkelenip kurtulur ve tozlanmaması için titizlenir, ama çoğumuz o tozun katılaşmasına müsaade ederiz…

hirsizlar_sirki

William Sutcliffe’in yazdığı, Anıl Ceren Altunkanat’ın pürüzsüz bir şekilde Türkçeleştirdiği Hırsızlar Sirki – Kıyamet Piyangosu kitabı, üzeri henüz tozlanmamış koşulsuz sevgiyi anlatan inanılmaz eğlenceli bir kitap. Kitabın ana karakterlerinden biri olan Hannah, sıradan hayatına renk katmaya çalışan bir çocukken, aradığı heyecanı günün birinde karşısına çıkan bir sirk kervanında bulur.

“Önde bir deve vardı. Devenin üstünde tepeden tırnağa mor kadifeye bürünmüş, avazı çıktığınca şarkı söyleyen bir oğlan oturuyordu. Devenin arkasından bir fil yürüyordu, fili süren adam sırtüstü yatmış, ölü gibi uyuyordu. Onun arkasında tepesinde iki şezlong olan bir karavan vardı. Şezlongların birinde, dansçı mayosu giymiş, görünürde bıyıklarını parlatan bir adam, diğerinde ise iple birbirine bağlanmış üç yüksükten oluşan bir şeyler yahut varla yok arası bir bikini giymiş bir kadın vardı.”

Devenin (Narkissos) üstündeki oğlan, Billy, Hannah’nın sıradan hayatını değiştiren bir itki, sahici bir dost, çocuksu ama güçlü bir bağlılık oluverir. Koşulsuz sevgileri, etraflarında olan biten kötülüklere karşı bir direnişe, dünyalarını değiştirmek için eyleme döker onları… El ele verip şehri soymaya çalışan, sirkin sahibi despot Armitage Shank’i durdurmak için eyleme geçerler. Onların bu maceralarına Barut, Azametli ve Pofuduk da ellerinden geldiğince iştirak eder…

“Pofuduk Mcbain uyandı. Bir şeyler farklıydı. Hayır, her şey farklıydı.

Postane havaya uçmuştu.

İki adam kasanın içindekileri koca bir çuvala doldurdu, ardından kapıdan koşarak çıktı. Hepsinden kötüsü, onca çabasına karşın sol kulağı her zamankinden kirliydi.”

Hırsızlar Sirki – Kıyamet Piyangosu, aslında bir çocuk kitabı, ama pekala yetişkinlerin de büyük keyif alabileceği, üstelik oldukça politik bir metin. Üstü tozlanan o koşulsuz sevgiyi ortaya çıkarmanın sırrını kulağınıza fısıldayan bir dost, bir sevgili, bir yoldaş…

Silkelenin; direnin!


Hırsızlar Sirki – Kıyamet Piyangosu, Yazan William Sutcliffe, Çeviren Anıl Ceren Altunkanat, İthaki Yayınları, Şubat 2016, 179 sayfa


Paylaş