Süleyman Bulut’un Nasreddin Hoca öykülerinden derlediği Arkadaşım Nasreddin Hoca kitabı Burcu Yılmaz’ın çizimleri ve Can Çocuk etiketiyle raflarda…

Çocuklar için halk kültürünü ilgi çekici ve anlaşılır kılan kıymetli derleme çalışmalarıyla yazar Süleyman Bulut bu kez, yalnızca Türk değil, dünya edebiyat tarihinin önemli bir figürü olan Nasreddin Hoca’nın hikâyelerini derledi ve çocuklar için yeniden kaleme aldı. Birbirinden anlamlı, birbirinden eğlenceli ve birbirinden ilginç bu hikâyeleri okurken çocuklar, her hikâyenin yanında yer alan ve hikâyenin ana fikrini ortaya koyan “Sözün Özü” bölümleriyle eğlenirken düşünecek, her biri birer klasik haline gelmiş bu hikâyeleri yorumlarken yeni bakış açıları geliştirecekler.

tadımlık

Önsöz

Çocukluğumda arkadaşlar bir araya geldiğimizde, yarenlik edip konuşurken, lafı döndürüp dolaştırıp Nasreddin Hoca’ya getirmeden yapamazdık.

Büyüklerimizden dinleyip de aklımızda tuttuğumuz fıkraları, konuştuğumuz konuya ya da duruma denk getirip, ‘Hoca ne demiş?’ diye anlatmaya bayılırdık…

Sadece fıkralarını anlatmaz, onun gibi de yapmaya çalışırdık… Eşeklere ters bineceğiz diye az yuvarlanmadık toz toprağın içine.

Diyeceğim o ki, çocukluğumun çok şakacı bir arkadaşıydı bizim Akşehirli Hoca.

Sonradan öğrendim, onun, bu toprakların yetiştirdiği, gülünüp geçilmeyecek bir halk

bilgesi; hoşgörülü, müthiş bir eleştirel zekâ olduğunu!

Eldeki bilgi ve belgelere bakılırsa, Hocamız Selçuklular döneminde yaşamış…13. yüzyılda Eskişehir / Sivrihisar’ın Hortu Köyü’nde doğmuş (635); Akşehir’de yaşamış ve Akşehir’de ölmüştür (683). Halkımız ise onu çeşitli çağlarda yaşatmıştır; sözgelimi birçok fıkrasında onu Timur’la konuşurken görürüz ki, Timur’un Anadolu’yu istilası 15. yüzyılın başındadır. Arada neredeyse iki yüzyıl var. Bundan anlıyoruz ki, halk, sevmediği kişileri eleştirmek için Nasreddin Hoca’nın zekâsından yararlanmaya devam etmiş, onun adına fıkralar üretmiştir.

Bizim Hoca, değişik bir halk kahramanı… Halkın içinde kaç çeşit insan varsa, hepsinin olmasa bile, pek çoğunun kılığında, kişiliğinde çıkar karşımıza. Güldürürken düşündürmek için, bir fıkrasında adalet ararken, bir başkasında adalet dağıtır; bir fıkrasında hırsız yakalarken, bir başkasında hırsızlık yapar; bir fıkrasında pide yatak ister, bir başkasında ‘ye kürküm ye’ der.

Sizin anlayacağınız, Hoca, halka zulmedenlere, halkı aldatan beylere, kadılara, tutucu inanç fanatiklerine, dalkavuk ve cimrilere, çıkarcılara eleştiri oklarını yöneltmek için halktan değişik kişilerin kılığına girer.

Olayları bir de tersinden göstererek, ‘Gözünü aç!’ der, fıkrasını okuyanlara ya da dinleyenlere…

Bu yüzden de ünü bu toprakların dışına taşar… Azerbaycan ve İran’da Molla Nasreddin, Özbekistan’da ve Uygurlarda Nasreddin Efendi, Kazaklarda Hoca Nasir, Çeçenlerde Nasaret adıyla fıkraları anlatılır… Çin’de Avanti adıyla (‘efendi’ anlamında) ortaya çıkar; Arapların ünlü fıkra karekteri Cuha da bizim Hoca’ya çok benzer.

Uzatmayalım lafı… Ne demiş Hoca?

Paylaş