“Korkudan uykusuz

Sarı yapraklar-

Fırtına esecek diye.”

Kadir Aydemir

“… her başlayan gece, bana yeni bir soru getirirdi. Sabırla gelmeyen cevabı beklerdim.”

Çekmeyen bilmez: Uykusuzluk diye bir dert var. Yaman. Yorucu. Delirtici. Her durumda yalnızlığa sarılı, her durumda yalnızlıkla beslenen bir canavar. Ve bir yandan yalnızlığı besleyen…

“Ne kadar uykusuzsan o kadar yalnızsın demektir.”

Çünkü uykudur yalnızlığı yatıştıran. Gün boyu büyür yalnızlık; dört duvar arasında, kalabalık sokaklarda yaklaşan karanlıkla beslenen bir gölge gibi büyür. Ve gece indiğinde… O gün boyu yoldaşın olan, belki tek dostun bellediğin yalnızlık artık o denli palazlanmıştır ki vahşileşir. Gözü dönmüş bir canavara döner; sana ait olan varlığı, seni tehdit eden bir düşmana dönüşür (“insan düşmanını kendinden seçer” – M. Mungan). Ve onu yatıştıracak, ertesi günün dostu kılacak tek şeydir uyku. Uyku, rüyanın o bitmez vaatleriyle üstünü örter yalnızlığın. Yeni bir gün, dinecek acılar, sarılacak yaralardır uyku. Gün ışığını müjdeler. Yalnızlık, işte o hem dost hem düşman olan yalnızlık sakinler, seninle rüyaya salar kendini uykunun örtüsü altında. Rüyanın arındırıcılığıyla, birlikte uyumanın ılık sevecenliğiyle keskin dişleri törpülenir. Gözlerini bürüyen kan yürek atışına teslim olur; bir yüreğin bir atışına – uykunun kardeşliğine. Sabah, gün ışıdığında yine dosttur yalnızlık, kimi – ve çoğu – tek dosttur. Şairin izniyle: belki insan dostunu da kendinden seçer.

Herkes uyur. Uyku geçmişle bugünü birbirine bağlar. Uyku sindirir, yaraları sarar. Uyku, zenginle fakiri, kadınla erkeği, insanla hayvanı eşitler.”

Peki, ya uyuyamayanlar? Her gece yalnızlık denen o canavarın saldırısına maruz kalıp, ertesi güne kendini bir enkaz olarak devredenler? Ya Uyku romanında tanıştıklarımız? Maya? Benoit? Uyuyamadığı için yalnızlığa boğulan… Yalnızlığa boğuldukça uyuyamayan… Sevilmediği, sevmediği için yalnızlığa boğulan… Uyuyamayan…

Maya saldırgandır uykusuzluğunda; hem kendine hem başkalarına karşı. Benliğini şu dünyaya çarpa çarpa parçalamaya çalışanlardandır. Bir hayali olmasını hayal eder; sevmeyi ve yatışmayı hayal eder. Yabanidir yalnızlığına bürünmüş varlığı. Uykusuzlukla büyüyen o canavar yalnızlık, onu yutmuş gibidir.

“O gece: De Gieter’in gecesi olacaktı. Avının yolunu gözleyen aslan gibi ben de kurbanlarımın rahatsız olmuş seslerini gözlüyordum. Bir yandan kaybedeceğimi ya da kaybettiğimi biliyordum. Aklından zoru olan, nefret dolu biri ancak kendinde olmadığı için diğer insanların da huzurunu ve mutluluğunu bozmak ister.”

Ve işte, bir gece yolu başka bir uykusuzla, Benoit De Gieter’le kesişir. Diyalektik eşidir Benoit, yalnızlık ve uykusuzluktan bitap Maya fark etmez bunu. Ondan uzaklaşamaz ama ona yaklaşamaz da. Beceriksiz birkaç girişimi saymazsak…

Benoit: Annesini aşçı sanan, annesinin sattığının mutfaktaki maharetleri olmadığını anlayan, her şeye karşın – ve her şey için – annesini savunurken annesinden koparılan çocuk.

uyku

“’Seni almaya geleceğim Benoit!’

Beni almaya gelecek. Nereden?”

Sevgisi kursağında kalmış, yalnızlığa kader gibi bürünmüş bir adam. Çaresiz. Sevgi dolu ama her sevgisi o denli korkak, o denli kendi içinde ki uyku dindirmiyor artık sızılarını. Düzen dediği, her sabah aynı fırıncıdan aldığı aynı poğaça – yaşamda hepimizin kopmaz bağlara ihtiyacı var, değil mi ya? Ve Balina Frederik; rüyalarda gelen, sözcüklerle varlığını incitmeye korktuğu dost. Yalnızlığın yedeği, ana rahminin özlemi. Uykusuz gecelerde ulaşamadı sevgi.

Ama Maya? O anne suretinde gelen, sabahın köründe zillere basan kız? Uykusuzluğun yoldaşı, içki arkadaşı, yapayalnız ve hırpalanmış Maya. Belki çocukluktan beri beklenen sevme/sevilme ihtiyacının ta kendisi olan Maya?

Tam burada öykü, Maya’nın başka bir adamla tanışması, belki aşkı bulmasıyla ivmelenir. Oysa Maya’nın aşk öyküsü temelde yanlış okunan bir metindir. “Soğuk nefesimi ve terimi hissettim. Çok içtim. Yanlış cadde. Aşk yanılsama, âşık olmak çok kısa. Altın ve güller gecesi. Bacaklar üst üste. Öyle gerçek ki. Yanlış cadde. Yanlış cadde.”

İşte, bir kez daha tepetaklak olan, birbirinden kopan yaşamlar. Maya savrulduğu köşede ölümü isyanla göğüsleyen Olga’yı bulur. Benoit’in arkadaşı Ingrid ise sayma takıntısı olan, yaşama ancak sayılarla tutunabilen bir kadındır. Olduğu yerde mutludur Ingrid: “’Buraya geldiğimde çok mutsuzdum. Ve onlar bana geri saymayı öğretti. Şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum.’

Ancak Ingrid başka bir öykünün konusudur; Maya ve Benoit kapatıldıkları kozalardan yaşama döner. Benoit başka bir kozaya tutunur: Gece kelebeği Ernest; Benoit’in kırılgan sevgisinin, Maya’ya ulaşamayan sevgisinin alıcısı. Yalnızlığı Benoit gibi sevecenlik ve sakinlikle kabul eden her insan, yoldaşını insan-olmayandan seçer – not düşüle.

Sonra kendimi toparladım. Önce sefalet, yoksulluk, açlık ve sevgisizlik dolu dünyayı ve Frederik’i düşündüm. Bu düşüncelerimi, bir gece kelebeğine karşı duymaya izin verdiğim duygularımın sınırı takip etti. Ona Ernest adını verdim.”

Ernest annesinin elbisesidir; yabaniliği ve ulaşılmaz yakınlığıyla Maya’nın ta kendisidir. Uyanık görülen bir düştür ya da rüyadaki gerçeğin bedenidir. Sevginin saf, kırılgan ve naif halidir.

Benoit bir gece kelebeğinin kanatlarında onu arayadursun, Maya kaybını her şeyi kaybederek uyuşturmaya çalışır. Bilirsin ya her kayıp bir kabuk bırakır ardında, kimi atılan kimi yaşam boyu taşınan bir kabuk. Maya her kabuktan sıyrılmak ister; kendinden sıyrılmak ister.

“Bedenler yalan söylemez, onların tüyleri diken diken olur, meme uçları sertleşir, saçları dikilir, parmakları titrer. Bedenler ıslak, kuru ya da yumuşak olur. Dişlenmek, sahiplenilmek ve işlenmek ister. Fethedilmek. Beslenmek ister. Bedenim biraz dinlenmek istediğini, arama eylemine başlamadan kontrolü ele geçireceğini ve her şeyi telafi edeceğini hissettirdi. Başka bir deyişle; eski benden bir adım daha uzaklaşarak cinsel hazzın doruğuna erişeceğim.”

Uykusuzlukla başlayan, kelebek tozuna ve cinsel hazzın uyuşturuculuğuna bulanan bu öyküde Benoit ve Maya birbirini bulabilecek mi? Uykusuzluk, o canavarlaşmış yalnızlık dinginliğe erebilecek mi? Erebilir mi?

Umudun var mı?


  • Uyku, Annelies Verbeke, çeviren Gül Özlen, Ayrıntı Yayınları, 2. Basım 2014, İstanbul

*Yazarımızın bu yazısı daha önce Sol Kitap'ta yayınlanmıştır. (07.05.2014)

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş