Ayizi, Türkiye’nin ilk feminist yayınevi. Her geçen gün sesini daha çok duyuran, güçlenen feminist hareketi teorik yönden de beslemeyi amaçlıyor. Kadınlara hikâyelerini yazma imkânı tanıması da cabası. İlk kitap “Makbul Anneler-Mustakbel Vatandaşlar” annelik ve neoliberal beden politikaları teşhir ediyor.

Kadınlar artık daha çok konuşuyor, sesleri de daha çok duyuluyor. Kadın cinayetlerine karşı sokaklara çıkıyor, kadın haklarını güçlendirmek için kampanyalar yapıyorlar. Feminist hareket her geçen gün güçleniyor. Ancak hayati sorunlar öyle yakıcı ki, durup soluklanmak, feminist düşünce üretimine kafa yormak için vakit kalmıyor. Ayizi Yayıncılık işte bu boşluğu dolduracak. Üç feminist kadın, Selma Acuner, İlknur Üstün, Aksu Bora tarafından kurulan yayınevinin ilk kitabı, annelik ve neoliberal beden politikaları hakkında. Onu “Filedelfiya Hikâyeleri” takip edecek. Mamak Hapishanesi’nin kadınlar koğuşunu ve deneyimleri anlatan bir kitap da sırada. Aksu Bora’nın derlediği, Türkiye’de feminist hareket içindeki tartışmalara ilişkin yazıları, Ceren Belge’nin Nebahat Akkoç’la gerçekleştirdiği nehir söyleşiyi ve Nilgün Toker ile Melek Göregenli’nin hazırladığı ayrımcılığı, cinsiyet hallerini de içeren bir kitap ise çok yakında bitecek. Yayınevinin kurucularından İlknur Üstün anlatıyor…

Neden feminist bir yayınevine ihtiyaç duydunuz?

Yayıncılık bu memlekette kolay bir iş değil, bunu bilerek ve her şey tozpembe olacak romantikliğine kapılmadan girdik bu yola. “Kadın işleri” çok popüler oldu, feminist yaklaşımla hazırlanmış tezler her yerde çoğalıp duruyor ama yayıncılık dünyasına bakınca, bizim okumak isteyeceğimiz feminist kitapların tek tük çıktığını görüyoruz. Bunun için kurduk yayınevini; okumak istediğimiz kitapları yayımlamak için! Bir de, feminist hareketin güçlü ama feminist düşünce üretiminin cılız olduğunu düşünerek… Okuyarak, konuşarak, yazarak, dinleyerek yürüyecek bir hareketin daha güçlü, dirençli olacağına inandığımız için.

Feminist hareketin güçlü, düşünce üretiminin cılız olmasının nedeni ne sizce?

Hareket güçlü, kadınların müthiş bir enerjisi var ve değişime çok açıklar. Ama belki de yapacak çok fazla şey olduğundan, biraz durup soluklanmaya, yaptıklarını gözden geçirmeye vakit bulamıyorlar. Hareket ile akademi arasındaki bağın gevşemiş olması önemli bir sorun.

Neler yapacak Ayizi Yayıncılık?

Yola çıkarken bazı hayalleriniz oluyor tabii, bunlar yürüdükçe biraz değişiyor. Bizim yüksek hayallerimiz yok pek: Sistematik bir feminist yayıncılık yapmak istiyoruz. Bunun için de memleket bilgisini üretebileceğimiz, analizleri çoğaltabileceğimiz kitaplar olsun istiyoruz. Kadın yazarların edebi metinlerine yer vereceğiz. Yaratıcı deneylere -hem edebiyat alanında hem de yeni iletişim teknolojileri babında- yer açacağız. Kadınların “kendi hikâyelerini yazmaya” çok ihtiyaçları olduğunu kendi deneyimlerimizden biliyoruz, söz gümüşse sükut altındır diye büyütülmüş kadınların konuşmaya başlamaları kolay olmuyor… Belki bizimki gibi küçük, sıcak, çok “profesyonel” olmayan bir yayınevinde işleri daha kolay olur. Yayınevini bir tür “açık üniversite” gibi çalıştırma hayalimiz de var. Önümüzdeki aylarda Eser Köker feminist biyografi üzerine düzenli seminerler verecek. Umuyoruz ki seminerleri her dönem farklı konularda sürdürebileceğiz.

Kimler var yayınevi ekibinde?

Gönüllü desteklerini aldığımız pek çok kadın var. Tennur Baş, kitapların kapaklarını ve grafik tasarımlarını yapıyor, Semanur Sevim de mali işleri yürütüyor. Edebiyat editörlüğümüzü Can Cankoçak yapıyor. Simten Coşar, Handan Çağlayan, Nilgün Toker, Eser Köker, Pınar Selek, Hatice Meryem, Nebahat Akkoç, Ece Göztepe, Neslihan Cangöz, Melek Göregenli yayın kurulu üyelerimiz, onlardan hem fikir alıyoruz, hem de editörlük katkısı.

İlk kitabınız, Sevi Bayraktar’ın “Makbul Anneler-Müstakbel Vatandaşlar”ı… Neden bu konuyu ilk kitap için seçtiniz?

Annelik feminist politikanın temel konularından biri. Anneliğin politik mesele olarak ele alındığı bir dosya gelince, öncelik tanıdık. Hem yeni çalışma, hem kadın deneyimlerini odağına alıyor, hem de güncel politik tartışmalarla sağlam bağ kuruyor. Eh, daha ne olsun!

Annelik, kadın üzerindeki önemli baskılardan biri. Kadının cinselliğini unutturmaktan tutun da, tek var olma nedeni “doğru evlat” yetiştiricisi olmakmış gibi bir alana hapsediliyor kadınlar, anne olduklarında. Bu anlamıyla kadınlar için bir çıkış yolu var mı?

Çıkış yolunu kadınlar kendi açacak, bizce politika bu zaten… Anneliği kutsallaştırmak kadar, hapishane haline getirmek de onu değişmez bir rol gibi görmenin sonucu, oysa başka her şey gibi, annelik de değişen, farklı şekillerde pratik edilebilen, düşünüldüğünde, deneyimler paylaşıldığında başka türlü görülebilen bir şey. Bu kitabın yaptığı da bu aslında: Gazi Mahalleli bir grup kadının annelik deneyimlerini pek çok açıdan izliyor, anlamaya çalışıyor ve bu deneyimin politik anlamını deşifre ediyor. Yayınevinin feminist olmasının sırrı tam da burada; kadınlar hakkında konuşmak istemiyoruz, kadınların kendi haklarında konuşmalarının yolunu açmaya çalışıyoruz. Böylece, her biri kendi hikâyesini yazmaya istekli, bunun için güçlenme stratejileri uygulayan, bunlar üzerinde düşünen kadınlar görüyorsunuz, “ezilmiş ve cahil kadınlar” değil…

 

Paylaş