Atatürk filmleri denilince hemen akla son yıllarda çekilen Mustafa (2008), Veda (2010) ve Dersimiz Atatürk (2010) akla geliyor. Oysa Türkiye sinemasında Atatürk ile ilgili bir film yapma fikri 1940’lardan beri tartışılıyor. Hatta bu konuda çeşitli girişimler, yarım kalmış projeler ve çekilmiş ama gösterime girmemiş ya da ilgi görmemiş filmler mevcut sinema tarihimizde. Uzun yıllardır çekilmesi tartışılan Atatürk ile ilgili bir filmin, son yıllara kadar çekilememiş olmasının nedeni ise, bu konunun ülkemizde bir tabu haline gelmesi. Atatürk filmi tartışmaları başladığında, öyle ya da böyle devlet kurumları bu tartışmanın bir köşesinden olaya dahil olmuşlar, ya da doğrudan tartışmayı kendileri başlatmışlar. Senaryolar yazılmış, filmler çekilmiş, ama ortaya çıkan sonuç hiçbir zaman tarafları tatmin etmemiş.

Atatürk ile ilgili film yapma fikri ilk olarak İkinci Dünya Savaşı sonrasında Adil Özkaptan’dan çıkıyor. Atatürk’ü anlatan bir film yapmak isteyen Özkaptan, CHP milletvekilleri tarafından yarı tehdit yarı telkin yoluyla bu fikrinden caydırılıyor. Daha sonra 1951 yılında Douglas Fairbanks Jr. Türkiye’ye Atatürk rolünü canlandırmak istediğini söyleyerek geliyor ve devlet töreni ile karşılanıyor. Dönemin hükümet yetkilileri ile anlaşan Fairbanks ülkesine döndükten sonra, senaryoda çıkan pürüzler bahane edilerek proje yarım bırakılıyor. Laurence Olivier ve oğlu Tarquin Olivier de Atatürk’ü canlandırmak için, Türk yetkililerin peşinde koşuyorlar, fakat elleri boş dönüyorlar.

Yapımcı ve yönetmen Cecil B. DeMille de Atatürk filmi rüyasına kapılanlardan. DeMille hem İngiltere hem de Türkiye ile anlaşarak projesini kabul ettiriyor. Hatta Atatürk’ü canlandıracak oyuncu bile seçiliyor: Yul Brynner. Yul Brynner rolüne hazırlanmak için Türkiye’yi ziyaret ediyor, Dolmabahçe Sarayı’nı falan geziyor ama, bu proje de henüz motor bile denemeden yarım kalıyor.

1980 darbesinden sonra, Kenan Evren’in de zorlamasıyla Atatürk filmi tekrar gündeme geliyor. 1981 yılında Atatürk’ün doğumunun 100. yılı şerefine üç tane film çektiriliyor. Filmlerden ilkini Belçikalı Marc Mopty çekiyor, iki milyon dolar ödenen film daha sonra beğenilmiyor ve gösterimi yapılmıyor. Adı bile bilinmeyen film, bazı iddialara göre yakılarak yok ediliyor. İkinci film 1.8 milyon dolar bütçeli “I Stand For Your Dreams”. Bu film de beğenilmediği için halka gösterilmiyor. Üçüncü film de 40 bin dolar bütçeli Halit Refiğ’in çektiği “Atatürk ve Sanat” isimli bir belgesel.

80’li yılların sonlarına doğru Atatürk filmi için tekrar kollar sıvanıyor. 3 Kasım 1988 tarihinde Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığı “Atatürk Filmi” başlıklı bir panel gerçekleştiriyor. Bu panele katılanlardan Metin Erksan, daha sonraki yıllarda paneldeki konuşmasını ve konuyla ilgili gazetelerde çıkan yazılarını bir araya getirerek “Atatürk Filmi” isimli kitabını çıkartıyor. Kitaptan öğrendiğimiz kadarıyla Metin Erksan panelden öncesinde Atatürk filminin yapılması konusunda muhalif bir tavır sergiliyor. Erksan’a göre, herkesin içine sinebilecek başarılı bir Atatürk filmi gerçekleştirmek imkansız. Bu yüzden de bu film asla yapılmamalı. Hatta paneldeki konuşmasında neden böyle bir filme ihtiyaç olmadığını anlatıyor.

Atatürk Filmi, insanların Atatürk’ü özgürce hayal etme, sevme, düşünme, öğrenme, bilme, kavrama yeteneklerini sınırlayacak, Atatürk hakkında efsane üretme, lejand yaratma güçlerini ve haklarını olumsuz yönde etkileyecektir.(s. 18)

Metin Erksan, insanların zihinlerindeki Atatürk imajının yıkılabileceği, Atatürk’ün efsanevi, insanüstü yönünün ortadan kalkabileceği, Atatürk’ü sıradan bir insan gibi gösterebileceği nedeniyle böylesi bir filme karşı çıkıyor. Ancak Panel’deki tartışmalardan sonra bu fikrini değiştiriyor ve Atatürk filminin çekilmesi gerektiğini, ve yozlaşmaya başlayan Atatürkçülüğün bu sayede tekrar sağlamlaştırılması gerektiğini savunuyor. Erksan’a göre Atatürkçülüğü tekrar canlandırmak için en uygun araç “Atatürk Filmi”.

Atatürk Filmi, Atatürk’ün devrimci ve çağdaş bir düşünceyle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde, durağan bir olgu haline gelmiş olan Atatürk İlkeleri’nin, devingen bir niteliğe dönüşmesi için yapılmalıdır.(s. 33)

Metin Erksan, böylesi bir filmin yapılması gerektiğini söylüyor söylemesine ama, bu filmi Türklerin değil Amerikalıların yapması gerektiğini savunuyor. Atatürk Filmi’nin başarılı bir film olabilmesi için, bunu gerçekleştirecek olanların Amerikalı olması gerektiğini söylüyor. Bu tavrından dolayı, panelin ardından devlet tarafından kendisinden istenilen senaryo yazma isteğini geri çeviriyor. Erksan gibi, başka sinemacılara da senaryo yazma görevi veriliyor: Halit Refiğ, Refik Erduran, Orhan Asena, Necati Cumalı, Güngör Dilmen, Recep Bilginer, Turan Oflazoğlu, Nezihe Araz, Ziya Öztan ve Tarık Buğra. Sipariş edilen senaryo için tabii ki belli kriterler de konuluyor. Atatürk’ün barışçı yönünün ve kurtuluş savaşının haklılığının vurgulanması gibi. 10 adet senaryo geliyor Kültür Bakanlığı’na. İçlerinden Halt Refiğ’in “Gazi ile Latife” ve Refik Erduran’ın “Metamorfoz” senaryolarının çekilmesine karar veriliyor. Bunlardan “Gazi ile Latife” bir şekilde hasır altı ediliyor, “Metamorfoz” da başarısız bir film oluyor, ve neredeyse hiç ilgi görmüyor. Daha sonraki yıllarda ise “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” projeleri gerçekleştiriliyor.

“Veda”, “Mustafa” ve “Dersimiz Atatürk” filmlerini, şayet devletin onayı alınarak yapılmaya çalışılsalar, ya da bir devlet projesi olsalar, belki de izleyemeyecektik. Ancak söz konusu filmlerin, hepsinin de toplumun tüm kesimleri tarafından kabul görmediği düşünüldüğünde, Metin Erksan’ın “Türkler başarılı bir Atatürk filmi çekemez” görüşüne katılmamak elde değil. Ancak Erksan’ın aksine, Amerikalıların da, ya da herhangi bir yabancının da böyle bir film çekebileceğini düşünmüyorum. Çünkü, şayet söz konusu film sinemasal anlamda kusursuz olsa bile, siyasal taraflaşmalar yüzünden, filmin belirli bir yönüne kesin itiraz edilecek, ve çekilen hiçbir Atatürk filmi, insanların tam anlamıyla içine sinmeyecektir. Atatürk’ün hayatı ve düşünceleri, güncel siyasetin bir malzemesi oldukça, siyasal saflaşmaların bir aracı olarak varoldukça, Atatürk ile ilgili çekilen filmlerin tamamı, beraberinde benzer tartışmaları getirmeye mahkumdur. Metin Erksan’ın zamanında böylesi bir filmin yapılması için sunduğu gerekçe bile, benzer sebeplerle itiraz edilebilecek özelliktedir. Çünkü Atatürk ile ilgili filmler, sinemasal açıdan değil, siyasal saflaşmalar açısından değerlendirilmektedir.

Paylaş