Ter içinde yatağın kenarında oturuyorum. Çırılçıplak. Çünkü zamana ihtiyacım var; birçok şey var düşünmem gereken, yazmam gereken ve peşinden söylemem gereken. Nefes almak çok zor geliyor ama yine de bir sigara yakıyorum. Sigaranın yanında kül tablası yok. Ayağa kalkmaya çalışıyorum, sanırım odanın ucundaki küçük masanın üstünde ona benzer bir şey var. Bir solukta fırlayıp alıyorum ve yerime, yatağın kenarına geri dönüyorum. Yüzüm kıpkırmızı, sigaranın ucundan farksız. Ter alnımdan akıyor, gözlerimde hissedebiliyorum. Yanaklarımdan yol bulup dudağımın kenarından ağzıma giriyor. Tadını alabiliyorum. İçimde bomba patlamış sanki; kulaklarımdaki uğultu yavaşlamadı bile, ellerim de titriyor. Zamana ihtiyacım var. Her defasında olduğu gibi, beş dakika sadece… Bu yüzden banyoya ilk ben girmiyorum işte. Kayan zamanı tekrar yoluna oturtmam lazım, yoksa o arada sıkışıp kalıyorum. Ama onlar için bir dengesizlik yok, böyle ufak tefek olayları hasarsız atlatıp devam edebiliyorlar. Defolu olan bizleriz galiba, ya da çok hassas, bilmiyorum. Fayansa çarpan su sesini duyabiliyorum beynimi çevreleyip kulaklarımı dolduran uğultuya rağmen. Kalbimin atışı da normalinden fazla, sigara hiç iyi gelmedi galiba, gelmez zaten. Yatağın kenarındaki bu bekleme anlarında yapacak bir şey bulamadığım için ilk aklıma gelen şey sigara içmek sanırım. Sadece oturup, mal gibi bir şeylerin düzelmesini, normal seyrine dönmesini beklemek çok acınası bir görüntü veriyor, biliyorum. Su sesi kesildi, sanırım saçlarını şampuanlıyor. Güzel, biraz daha zamanım var.

Her zaman içimde olan huzursuzluk hali bu sefer biraz daha farklı bir hale bürünmüş gibi. Yolunda gitmeyen bir şeyler var. Her zamankinden fazla. Tüm yapmam gerekenler birikti bir anda. Vücudumu saran ter, arka odaların birinden gelen esintiyle üşütmeye başladı beni. Olduğum odanın kapısını kapatıyorum. Kapının arkasındaki askılığa gözüm ilişiyor, birkaç parça kıyafet asılı, kimin bilmiyorum. Kötü kokuyorum; ter, sigara, içki, başka bir tenin teri, tükürükler, parfüm… Neyse, az sonra tüm bu lanetten kurtulacağım buz gibi suyun altında. Biraz daha zamana ihtiyacım var, bu şekilde uzun süre ayakta duramam. Yatağın hemen yanındaki küçük şifonyerin üstünde bir bardak su var. Tam da ihtiyacım olan şey. Benim için orada sanki. Dikiyorum kafaya, bir saniye sürüyor sadece. Cehennem gibi yanıyor içim.

Ayaklarımın dibinde kıyafetler duruyor; iç çamaşırım, yanında çorabımın teki, cebimdeki paralar ve kartlar biraz uzağa dağılmış olan pantolonum… Sigaramı söndürüp yerdeki kıyafetlere bakıyorum belki kendime gelmeme yardımcı olur diye. Kırmızı iç çamaşırını görüyorum, hafif eğilip bir parmağımla yerden alıyorum. Tek başına pek tahrik edici bir parça değil. Su sesi tekrar geliyor kulağıma, bu defa daha net. Kulağımdaki uğultu azalır gibi ama sırtım hâlâ soğuk. Huzursuzluğum katlanırken yüzümün rengi normale dönüyor gibi. Ayağa kalkıyorum, yatak darmadağın; yastık yere düşmüş, çarşafın bir ucu yataktan fırlamış. Tanıdık bir fotoğraf gibi. Kafamın içi gibi…

Zamanın dolduğunu hissediyorum.

Az sonra bornozuyla kapının önünde dikilip durursa ne diyeceğim ona, ne yapacağım hiç bilmiyorum. Yalan söyleyememekten oluyor tüm bunlar, biliyorum. İçimden gelmeyen bir şeylerin gölgesi olmak istemiyorum. Yüzünü ellerimin arasına alıp, en ufak gülümsemesinde bile kırışan göz kenarlarını, hafifçe içe çektiği dudaklarını, mutluluktan yaş dolan gözlerini mi izleyeceğim tek kelime etmeden… Bir de yapmak zorunda kalmayacağım ama yazmak zorunda olduğum bir son var başıma dert olan, şimdiki halimden farksız ama gerçekçi yanı daha fazla; kendi odamın pis kokusu içinde, masanın üstünde bekleyen… Paramparçayım. Dağılan parçaları tüm gücüyle hissediyorum ve çaresizce teslim oluyorum buna. Basit bir son yazmalıyım fikri kafamda dönüp duruyor. Basit bir adam gibi düşünüp basit bir şeyler yazmalıyım. Yalan olduğu bildiğim, yazarken ellerimi titreten cümleler değil. Evet. Hatta basit davranmalıyım. Bir hışımla, banyodan gelen seslerle yarışır bir halde kıyafetlerimi giyip evden atıyorum kendimi. Aklımda yazılacak etkili bir son var artık. Ha, bir de cebimde bir tek çorap.

 

Latest posts by Emre Ocaklı (see all)

Paylaş