Resmi ideolojinin tarih öncesi döneme aitmiş gibi karanlıklara boğduğu Dersim İsyanı, tekrar gündemde… Hatırlayalım; 1937’de başlayan ıslahat ve bölgeyi Türkleştirme politikalarının, dönemin medenileştirme şiarıyla birleştirilmesiyle oluşturulan bir dizi program Dersim bölgesinde ters tepmiş, oluşan direniş kanla bastırılmıştı.

1931 Tunceli Pülümür doğumlu Cemalettin Seber ya da daha bilinen adıyla Cemal Süreya harekât sonrası tanık olduğu sürgünü “Bizi kamyona doldurdular/ Tüfekli iki erin nezaretinde/ Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular/ Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar/ Tarih öncesi köpekler havlıyordu” diye aktarır. Tarih öncesi bir zaman… Tarihin henüz yazılamayacak kadar el yaktığı yıllarda devlet ‘tunç eli’ni yumruk yapıp Dersim’e indirir; unutulmasın diye de imzasını atar: “Tunceli”. Bu kanlı imza töreni, Ermeni olduğu iddiası kimi kulaklarda küfür gibi yankılan ve Amerikan Hava Kurmay Koleji’nce “Dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri” olarak kabul edilen Sabiha Gökçen’in de aralarında bulunduğu uçak filosunun bombardımanı ile nihayete ulaşır.

Harekâtın ardından, Munzur Çayı’nın günlerce kırmızı aktığı söylenir. Dönemin emniyet müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’in deyimiyle “Zehirli gazlarla kullanılarak fare gibi zehirlenen” her yaştan on binlerce Dersimli ölür. “Adım gibi biliyorum ki, onlar bizim başımızı aldıktan sonra, soyumuzu kesip biçmeye doymayacaklar” diyen isyanın önderlerinden Seyid Rıza ile birlikte 7 kişi idam edilir. Her şeye rağmen, sağ kalabilen binlerce kişi parça parça dört bir yana sürülür. Yanlış saksıda bir çiçek; bir Dersim sürgünü yıllar sonra “Sanki bizi koparıp sanki kör bir kuyuya attılar” diyerek özetler ömrünü… Sahil bölgelerine gönderilen sürgünlerden bazıları “bizi boğacaklar” endişesi yaşarken, zehirlenme korkusu yüzünden komşusunun verdiği yemekleri yiyemeyenlere sürgün hikayelerinde sıkça rastlanır. Gittiği her yerde, 6 yaşında ayrıldığı evini, Pülümür’ü aradığından mıdır bilinmez, Cemal Süreya’nın da yerleşik bir yaşamı olamaz, “26 yılda 28 ev değiştirdim” der. Dersim Katliamı ve sonrasında seyreden sürülmeler, bir tür “aidiyet Çernobil’i” yaratmış gibi görünüyor; devlet radrasyonuyla mutasyona uğramış kimlikler!

Medenileştirme, homojenleştirme, hizaya getirme adına yapılan nefret katliamlarının hesabını veremeyen bir zihniyeti rotanıza referans göstermek; on binlerce mağdurun bırakın hakkını teslim etmeyi özür bile dilememiş bir ideolojinin yönünü barışa döndürmek yerine mağduriyeti yok saymak; kan dökmeyi haklı ve masum gösterecek siyaset çizgisinde ısrarcı olmak, aynı insanlık suçunu işlemekten başka değil bir şey değil de nedir? Vicdanınıza sorun Dersim, toplumsal hafızada bu türlü bir tazelenmeyi hak ediyor mu? Seyid Rıza’nın da dediği gibi “ayıptır, zulümdür, cinayettir.”

Meltem Sanlav Küpeli

Deniz Börülcesini Sevme ve Yaşatma Derneği Eşbaşkanı/ Her daim Mimar Sinanlı - Μην σταματήσεις, ας κοιτάξουμε τον ουρανό
Meltem Sanlav Küpeli

Latest posts by Meltem Sanlav Küpeli (see all)

Paylaş