İlk albümü Benimle Yan ile müzikseverlerin karşısına çıkan Güntaç Özdemir, edebiyat ile müziği bir araya getiren bir iş çıkartmış ortaya. Albümdeki şarkıların sözleri, besteler ve elbette Güntaç Özdemir’in sesi, müzik piyasasında hala kaliteye ve samimiyete önem veriliyorsa, Benimle Yan’ın kalburüstü bir albüm olduğunun garantisi… Müzik raflarına bakınırken gözünüz onu bir yerden ısırmasın, iyice tanışmış olarak gidin diye bir röportaj yaptık Güntaç Özdemir’le. Ne yer ne içer, nereden gelir nereye gider öğrendik. GBT’sini çıkardık. Söz ve besteler kendisine, sorular bana ait. Haydi iyi tanışmalar…

Sizi internetten araştırdığımızda kariyer günlerinde örnek olarak gösterilen cinsten bir CV çıkıyor karşımıza. Charles de Gaulle, Bilkent İletişim-Tasarım, SAE ‘den ses mühendisliği sıfatı, bir sürü dil… Haliyle arkasından M.U.C.K dizisi ve müzisyen kimliğiniz ön plana çıkınca biraz şaşırtıcı görünüyor. Müzik bu CV’nin içerisinde nasıl kendine yer buldu? Gelecekte de yer bulmaya devam edecek mi?

Ben hep müzikle haşır neşir olmuştum. Özellikle üniversite yıllarımda Ankara’da grubumla beraber düzenli olarak sahne alıyordum. İletişim ve Tasarım okurken oyunculuk ve yönetmenlik tecrübelerim oldu. Bir yandan bu filmlerin bir yandan da arkadaşlarımın çektiği kısa filmlerin müziklerini yapıyordum. Sonra ses mühendisliği eğitimi alıp, işin stüdyo kısmında, teknik olarak kendimi geliştirmek istedim. Birkaç reklam ve program müziği sıkıştırdım araya… Aslına bakarsak bu birikimlerin hepsinin sonucu bu albüm ortaya çıktı.

“Benimle Yan” adlı ilk albümünüzdeki parçaların söz ve müziği size ait, hem müzikal hem de edebi anlamda kimlerden etkilendiniz? Albümün ortaya çıkış sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?

Ben her çeşit müzikten aşırı keyif alan birisiyim. Dolayısıyla çok fazla etkilendiğim müzisyenin bilinçaltıma işleyen tınıları içimde karışıp yaşadığım hikayelerden yola çıkarakarak yazdığım sözlerle beraber şarkı haline geldiler. En çok etkilendiğim müzisyenlerden The Roots, Erykah Badu, Keziah Jones, Serge Gainsbourg gibi isimleri sayabilirim. Turgut Uyar, Edip Cansever, Murat Menteş, Jacques Prevert gibi edebiyatçıların da hayatımda önemli yer tuttuklarını söyleyebilirim.

Albüm ile birlikte konserleriniz, gelen tepkiler, dinleyicilerle iletişim, diziyle ve kliple pekişen şöhret, hepsi nasıl gidiyor? Bu hayat tarzı ile barışık mısınız?

Albümle ilgili çok güzel tepkiler alıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Tamamen katıksız şekilde kendi kendime öylesine yaptığım şarkıları, aranjmanlarımı insanların içten duygularla beğendiğini duymak benim için tarif edilemez bir duygu. Diziden sonra şarkılarım tabii ki daha çok insana ulaşmış oldu. Bu hayat tarzıyla ilgili bir problem yaşadığımı söyleyemem, çünkü ben hala aynı insanım, ve sonuçta beni yolda görüp tanıyanlar, yaptığım işi beğenen ve dolayısıyla benim için çok önemli olan insanlar. O yüzden ben de onları gördükçe heyecanlanıyorum.

Twitter’da politikayla da haşır neşirsiniz gibi. Yoksa siz daha apolitikleştiremediklerimizden misiniz 🙂 ?

Yok, ben hala Çekoslovakyalılaştıramadıklarınızdanım 🙂 Twitter üzerinden politik demeçler verilmesine karşıyım. Klavye savaşçılarından biri hiçbir zaman olamadım ve olamam da. Ülkemizde Twitter kullanıcılarının büyük bir kısmı gençlerden oluşuyor. Birşeyler yanlış gidiyorsa suskun kalmak yerine onlara haddimce örnek olmaya çalışıyorum o kadar.

Elizabeth şarkısının Elisabeth Kubler Ross’un “Ölüm ve Ölmek Üzerine” adlı kitabı ile ilişkilendirmişsiniz ama bana bir de Adalet Bakanlığı’nda görev yapmış babanıza bir gönderme var gibi geldi. İkisine de bir açıklık getirsek ?

Orada yaptığım göndermenin babamın mesleğiyle ilgisi yok. Polis çevirmelerinde özellike gençlerin yaşadığı bir süreç vardır. O süreç de Kübler-Ross’un travmadan sonraki 5 evre teorisinin gerçek hayata yansımış hali gibi geldi bana. Kitabı üniversitede sosyal psikoloji dersinde okumuştum. O zamandan beri de aklımdaydı bu teori. Bu hikayayle de birleşince şarkıyı yazmam 15 dakika aldı.

“Önce tanışalım, benim adım dupdurupdu!” “Omzumdan düşen bin galaksi…” şarkı sözleriniz kanlı göz yaşı dolu sözlerden farklı. Bu sözleri nasıl tanımlarsınız, belli bir amacı, dürtüsü var mı. Ve nasıl bir ruh haliyle yazdınız?

Açıkcası özellikle kullandığım bir teknik yok. Günlük hayatımızda da konuşurken çok az kelime kullanıyoruz. Bir araştırmaya göre ortalama 200-250 kelime içinde geçiyor hayatımız. Bana az duyduğumuz, günlük hayatta az rastladığmız kelimeler hep çok cilveli geliyorlar. O yüzden de kendilerini şarkılarımın içinde gösteriyorlar.

Amerika’da yaşadığınız dönemde “Big Band” adlı bir grubun içinde yeralmışsınız. Amerika’daki müzikal ortamla buradaki ortamı hem dinleyici kitlesi hem de olanaklar bakımından karşılaştırırsanız? Pişman mısınız yoksa iyi ki geldim mi dersiniz ?

Ben Miami’de yaşadım. Orası Amerika’dan çok Güney Amerika kültürünü yansıtıyor diyebilirim. Özel davetlerde Jazz standardları çalan bir grubun solistiydim. Genelde orada latin müziği yapan gruplar olur. Ancak New York müzikle yaşayan ve müzikle “Uyumayan Şehir”. Ben İstanbul’u çok seviyorum ve iyi ki buradayım diyorum.

Profesyonel olarak müzik yapmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler? Hemen bir grup kurun bara mı çıkın dersiniz yoksa evde takılın bilgisayardan kaydedin mi ?

Bilgisayarda istediğiniz kadar kaydedin, o müziği iyi icra edemezseniz şarkının hiçbir anlamı kalmaz. Birisi kendi şarkınızı sizden daha iyi icra eder ve o şarkı artık onunla anılır. Bence hiç yer, mekan, koşul tanımadan mümkün olduğu kadar çalsınlar. Sokakta bile olsa (ki en iyi sahne tecrübesi sokaktır bana sorarsanız) şarkılarını, duygularını hissettirmeye çalışsınlar. Bunu başarırsanız zaten bilgisayarda da kaydedersiniz, hatta işin en iyileri sizin için kaydeder.

Günümüzde albüm çıkartmak kadar, bu alanda kalıcı olabilmek, istikrar sağlamak da zor. Kalıcı olabilmek için nelere dikkat etmek gerekir, kendi açınızdan buna dair özel bir uğraşınız var mı?

Bence kalıcı olmak için kalıcı bir ruh haline sahip olmak gerekiyor ilk olarak. Şarkılarınız kendinizi, hissettiklerinizi ne kadar net anlatırsa ve o duyguyu geçirirse o kadar sağlam dururlar. Dinleyiciler aslında sizin dünyanıza giriyorlar ve onu seviyorlar ya da sevmiyorlar. Müzik sadece bir araç. Ressamın da, şairin de, müzisyenin de heykeltraşın da eserleri kendi yorumlarını, düşüncelerini yansıtır. O yüzden hayatta saygı duyulmasını beklediğiniz bir iş yapıyorsanız önce saygılı ve saygın bir insan olmanız gerekir. Samimiyetsiz olunursa, dünyanın en iyi prodüktörüyle en iyi şarkıyı yapsanız bile onu taşıyamaz yok olup gidersiniz. Ben böyle düşünüyorum en azından.

Röportaj: Dicle Koylan

Fotoğraflar: Lomography

 

 

Paylaş