“Evet, nakarat gibi yazabilirim onu, 

görebilsinler diye, gelecek yüzyıllara-

Aşk Jenny’dir, Jenny de aşkın adı.”

Yukarıdaki mısralara, Karl Marx’ın kitaplarını sömürürcesine okuduğum yıllarda rastlamıştım. “Jenny’e Adanmış Şiir Albümlerinden” isimli kitapta, Karl Marx’ın birçoğunu Jenny için yazdığı diğer şiirleriyle birlikte… Bu kitap pek bilinmez. Marx’ın diğer kitapları gibi, “okuma listeleri”ne falan da girmez. Ama 1998 yılında Sol Yayınları tarafından basılan bu kitap, en az diğer Marx kitapları kadar önemlidir bana kalırsa, Marx’ı anlamak adına…

Gelelim asıl konumuz olan kitaba: Şeytan’ın Karısı Jenny Marx. Françoise Giroud’un yazmış olduğu bu biyografinin, ismine bakılacak olursa Jenny Marx’ı anlatması gerek. Ancak kitap ağırlık olarak Karl Marx’a yer vermiş durumda.  Çocukluklarından başlayarak, ölümlerine kadar Karl ve Jenny Marx’ın hayatlarını anlatan Giroud, bu süreçteki siyasal ve toplumsal olaylara da değiniyor.

Kitabın arka kapağı okunduğunda, isminin neden “Şeytanın karısı” olduğu çıkıyor ortaya. Burada yazarın Marx’ı “şeytan” olarak gördüğü, ama bu görüşünün onu bir insan olarak anlatmasını engellemediğini, yani objektif kalabildiği belirtiliyor:

“Barones Jenny von Westphalen, otuz iki yıl Şeytan’ın yani Karl Marx’ın karısı olarak yaşadı. Onu çocukluğundan beri tanıyordu ve ondan birkaç yaş büyüktü. Bir Avusturya soylusu olan ve meteliksiz bir devrimciyi koca olarak seçen Jenny’nin yoksulluk ve sürgün yılları boyunca “Mağripli” denen Marx’la çok hareketli bir aşk yaşamı oldu.”*

Kitabı özetlemek, aynı zamanda Karl ve Jenny Marx’ın hayatlarını özetlemek gibi gereksiz bir çaba olacağından, ben yalnızca yazarın Marx’ı bir “insan” olarak nasıl ele aldığı ve nasıl objektif yazdığına dair örnekler vermek istiyorum. Ama şunu belirtmeliyim ki, yazarın bu kitabı hangi amaçla yazdığını anlayabilmiş değilim. Marx’ın şeytanlığını vurgulamak için mi, Jenny’i yüceltmek için mi? Kitabın başlığından amacın Jenny’i anlatmak olduğu seziliyor, ama yazar yorumlarıyla sadece Marx’a değil, Jenny’e de hakaret ediyor. Jenny’i akıllı, kültürlü, birikimli biri olarak tanımlarken, bir yandan da körü körüne Marx’a bağlanacak kadar saf, onun söylediklerini savunacak kadar bağnaz biri olarak anlatıyor. Jenny’nin Marx’a olan aşkına anlam veremiyor bir türlü. Marx’ın “şeytan”lıklarını değil de, Jenny’nin ona olan aşkını hazmedemiyor.

“Jenny ile Karl Marx otuz sekiz yıl evli kalmışlardır. Bu, uzun bir süredir ve tam olarak bir gül bahçesi de değildir. Ne var ki bu, bir aşktır; ve hem de bir kadını bir dahiye zincirle bağlayan türden korkunç bir aşk”

Yazıdan anlaşılacağı üzere, asıl dert Jenny gibi bir kadının Marx’a aşık olmasıdır. Bu, yazarın bazı bölümlerden sezilen feminist yaklaşımıyla bile açıklanamayacak ilkel bir düşüncedir. Sıklıkla yazdıklarında Marx’ı “kaba” olarak niteleyen yazarın, Engels ile ilgili şu yazdıklarına bir bakın:

“Bu ince ve güleç yüzlü genç adamı görünce, Jenny bundan böyle, onun da Marx’ın karısı olacağını anlamış mıdır acaba?”

Bir de Kapital’le ilgili değerli görüşlerine bakalım:

“Birazcık ev dinginliğine kavuşan Mağripli, Kapital’in yazımına yeniden koyulmuştur. ‘Bu uğursuz kitap, bir karabasan gibi çöküyor üzerimize’ der Jenny. Bu kitabın, ileride dünyanın üzerine ne tür bir karabasan olarak çökeceğinden haberi yok.”

Bu da yazarın bir “insan” olarak Marx anlatımı, gayet objektif:

“Elimizdeki ilk kanıt değildir bu: Birçok bakımdan hayvan gibi bir adam olan Marx, Jenny’nin karşı karşıya kaldığı yıkımların derin bir biçimde bilincinde olmuştur.”

Bu da son yerine:

“Marx’ın posterleri Çin’de satılıyor hala. Ancak, yanılsama ölmüş, söylen dağılmıştır; bilimsel toplumculuk, yüzyılın en trajik yalanı olarak kalacaktır.

Aşk ve inanç kadını Jenny von Westphalen, bunun ilk ve gönüllü kurbanı olmuş olacaktır.”


*Şeytanın Karısı Jenny Marx, Françoise Giroud, Can Yayınları 1993


 

 

Paylaş