Yıl 2011. Dünyadaki 7 milyarlık insan nüfusunun neredeyse yarısını kadınlar oluşturuyor. Buna rağmen dünya üzerindeki arazilerin sadece % 1’i kadınlara ait. Ama 1.2 milyarlık yoksul nüfus içerisindeki kadınların oranı % 70…

Yıl 2011. Dünyada her üç kadından biri, hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor. Her beş kadından biri de tecavüze ya da tecavüz girişimine… Dünya genelinde cinayete kurban giden kadınların % 70’inin katili ya sevgilisi ya da kocası…

Türkiye’de 2009 yılının ilk yedi ayında 953 kadın, 2010 yılının ilk yedi ayında 226 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Türkiye’de erkeklerin sevgisi, her gün 3 kadın öldürüyor. Neden mi? İşte bazı kadın cinayetlerindeki katillerin kadınları öldürme gerekçeleri:

1 Ağustos 2010. Sebahattin Alkan karısı Ruzkat Alkan ve hamile kızı Sevgi Arslan’ı uyurken boğarak öldürdü. Gerekçe: “Karımı ve kızımı rüyamda soyunurken gördüm.”

4 Ağustos 2010. Kayıp olarak bilinen Hanife Durak’ın bedeni kayınbiraderi Mustafa Durak’ın evinin bahçesinde parçalanmış olara bulundu. Gerekçe: “Hanife’yi ağbimi aldattığı için öldürdüm.”

11 Ağustos 2010. Ş.T. isimli şahıs eski dini nikahlı iki aylık hamile eşini av tüfeği ile başından vuruyor. Gerekçe: “Benim erkekliğime küfretti.”

13 Ağustos 2010. Ali Okçu kendisinden kaçmaya çalışan eşi Fatma Okçu’yu, arkasından taş atarak öldürüyor. Gerekçe: “Eşimle hep tartışırdık. Evi terk etti, dayanamadım.”

14 Ağustos 2010. Taner Küşioğlu eşi Esra Küşioğlu’nu 8 yerinden bıçaklayıp, ardından boğazını keserek öldürüyor. Gerekçe: “Telefonunda, ‘Canım çok özledim seni. Dışarı çık.’ Yazılı mesajı görünce beni aldattığını düşünüp kendimi kaybettim.”

Erkekler, işledikleri bu cinayetlerde sundukları gerekçeler sayesinde “haksız tahrik” unsuru nedeniyle ceza indirimi alıyorlar. Hukuki süreçte yaşanan bu uygulama, cinsiyetçi ideolojinin her alanda egemen olduğu gerçeğini gün yüzüne çıkartıyor. Kadın cinayetlerine son verilmesi için mücadele eden kadın örgüt ve derneklerinin (Mor Çatı, Amargi vb.) en öncelikli hedefi, bu “haksız tahrik” indiriminin uygulanmaması. Kadın cinayetleri davalarına müdahil olarak katılmak isteyen bu örgüt ve dernekler, takip ettikleri bazı davalarda bu indirimin uygulanmamasını sağladılar.

TBMM’de verilen bir sonu önergesinin ortaya çıkartmış olduğu bazı veriler, kadına yönelik şiddet konusunda her geçen yıl daha da kötüye gidildiğini ortaya çıkardı. Bu verilere göre 7 yıl içerisinde kadın cinayetler % 1400 oranında korkunç bir artış gösterdi. 2002 yılında 66 kadın cinayeti istatistiklere geçerken, 2003 yılında 83, 2004’te 164, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de 806 kadın cinayeti gerçekleşmiş. Gittikçe artan bu sayı, sadece rakamlardan ibaretmiş görünse de, bu korkunç tablo kadınların yaşadığı karanlığı gözler önüne seriyor aslında.

Bu cinayetlerin büyük bir kısmı namus, töre, kıskançlık adına işlenirken, kadına yönelik taciz ve tecavüz olaylarının da yüksek oranda vuku bulması, sayılan nedenlerin bahaneden öteye gitmediğini ortaya çıkartıyor. Sadece 2010’un ilk yedi ayında 478 kadın tecavüze uğrarken, 722 kadın da taciz edildi. Tabii bu rakamlar sadece kayıda geçenler. Yaşadığı tacizi ya da tecavüzü açıklamaktan korkan, çekinen kadınları da düşünürsek bu rakamların daha da korkunç boyutlarda olduğunu görebiliriz. Özellikle birçok kadın için taciz sıradan bir olay haline gelmiş durumda. Öyle sık yaşanan bir durum ki, kadınlar artık bunu anormal bir olay olarak görmüyorlar ne yazık ki. Görseler de konuşamıyor, dertlerini anlatamıyorlar. Üstelik bu rakamların tamamını az gelişmişliğe, yoksulluğa, gecekondu bölgelerine, kırsal kesime yıkmak da mümkün değil. Mordern olarak nitelenen kentlerde, semtlerde de bu olaylar yaşanmakta.

Tacizin, tecavüzün, kadına yönelik şiddetin ortaya çıkmasını sağlayan birçok sosyolojik, psikolojik faktör var belki ama, tüm bu nedenleri tek bir ana maddede bir araya getirmek mümkün: Cinsiyetçi ideoloji. Bu ideoloji kadını erkeğe göre tanımlar, kadının duygu ve düşüncesini erkeğe göre belirlemesine neden olur. Bu ideoloji yüzünden taciz etmek, tecavüz etmek, dövmek, öldürmek erkeğin kadın üzerindeki doğal hakkı olarak görülür. Kadın bu duruma itiraz ettiğinde, isyan ettiğinde ise bu ideolojiye göre oluşmuş toplumsal kurumlar, kurallar kadının karşısına çıkar, erkeği ise kollar. Kadını kollayan, onu koruyansa erkektir. Erkek kadını sever. Erkeğin bu sevgisi ise kadına şiddet, taciz, tecavüz, cinayet olarak geri döner. (Buyaka dergisi, 6. sayı)

Paylaş