Arianna – Sevda Yolu, aşkı için ailesini ve memleketini bırakmayı göze alan bir genç kadının hikâyesi. Oyunun oyuncuları, Filiz Kutlar, Neslihan Ayşe Öztürk ve Ahhan Şener, aşkın yaşamdaki yerinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor bize. Oyun için kesinleşen tarih, 11 Nisan. Yer, Beyoğlu’ndaki Maya Sahnesi. Gerisini Filiz Kutlar anlatıyor.

– Neden Arianna oyununu seçtiniz?

– Birkaç yıl önce aynı yazarın Bilitis’in Şarkıları oyununu Fransız Kültür Merkezi’nde oynamıştım. Çok sevdiğim bir yazar olan Pierre Louys’un bu defa gene başka bir mitoloji efsanesini, Arianna’yı yazmış olması ilgimi çekti. Bu oyunu İtalyan oyuncu arkadaşım Jole Rosa önerdi. Arianna’nın hüzünlü aşk ve aldatılış öyküsü, yazarın o öyküyü günümüze uyarlarken getirdiği yorum beni derinden sarstı. Yazarın kendisinin de çok derin aşklar yaşadığını düşünüyorum, başka türlü bu derin duyguları anlatamaz. Rosa ile oynamaya karar verdik. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festi-vali’nde Memé Perlini’nin rejisiyle İtalyanca ve Türkçe olarak iki bölüm halinde oynadık. Şimdi de Neslihan Ayşe Öztürk’le tamamen Türkçe olarak oynuyoruz. Festivalde Dionisos’u oynayan Edip Tepeli de yine bizimle birlikte.

– Bu oyun sizin için ne ifade ediyor?

– Arianna-Sevda Yolu’nda derin bir aşk şiirsel bir dille anlatılıyor. Bu ünlü hikâyede Theseus’a âşık olan Arianna gözünü kırpmadan ailesini ve ülkesini terk etmeyi göze alabiliyor. Benim yaşamımda da tutkuların ve aşkın önemli bir yeri var. Bir şeylerin peşinden gidebilen insanları severim. Bu oyuna hemen gönlümün kaymasında bunların etkisi oldu sanırım. Yaşamda her şeyin bir bedeli olduğuna inanıyorum, önemli olan bu bedelleri ödemeye hazır olmak, bir şeylerin ardından gidebilmek, yoksa yaşamış olmayız ya da bir kayadan hiç farkımız kalmaz. Arianna da büyük bir bedel ödüyor sonunda. Ben de çok büyük bedeller ödedim, çok büyük bir acı yaşadım ve hep yüreğimde taşıyacağım bir acı bu ama “keşke bu dayanılmaz acıları yaşayacağıma böyle bir beraberliği yaşamasaydım” diye düşünmedim hiçbir zaman. Hatta çok zor zamanlarımda yaşadığım o büyük mutluluk bana teselli oldu. Bu güzel duyguyu hiç yaşamadan ölen insanlar olduğuna eminim ve o güzellikleri yaşamış olmak her şeye değer.

– Yaşam ve ölüm arasında kısacık süren ama bedelinin büyük olduğu bir aşk hikâyesi bu. Arianna ödüyor bedeli de. Sizce bu aşk hikâyesi günümüz dünyasında nasıl bir yerde duruyor, nereye düşüyor?

– Yaşamla ölüm arası zaten hep kısacık bir zaman bence, hep birilerinden duyarız “hayat çok kısa ya da koca yaşam nasıl geçti gitti” sözlerini. Kendimizi hayatın akışına kaptırıyoruz ve hayat akıp gidiyor parmaklarımızın arasından ama yaşam da bu zaten. İnsanlar olduğu sürece aşk, mutluluk, acı, aldatma ve terk ediliş hep olacak. Yaşamdaki güzel şeylerin değerini ancak o acılardan, zor anlardan geçtikten sonra anlıyoruz. Tekrar oyuna dönersek; oyunun sonunda Tanrı Dionisos, Arianna’ya gittiği yerde acıların da sevinçlerin de olmadığını, artık hiç acı duymayacağını söylediğinde Arianna, tek bir mutluluk öyküsü için bile yaşamaya değeceğini söylüyor: Zira umut elde etmekten daha tatlıdır, pişmanlık ise umuttan daha tatlı. Oyun günümüz dünyasında nasıl bir yerde duruyor sorunuz oyunun ana temasını açıklıyor. Yaşamda acılar var ama sevinçler, mutluluklar da var. Yaşanacak küçük bir mutluluk bile hayatı anlamlı kılıyor. Arianna onu terk eden sevgilisinin ardından acı çekerken zayıf düştüğü bir anda Bakhaların, Satirlerin onu görüp parçalamaları bence günümüz dünyasındaki insanların acımasızlığını anlatıyor. Yazar oyunu bu şekilde ustaca günümüze uyarlamış. Bu da beni çok etkiledi. Birçok besteciyi ve ressamı da etkilemiş bu efsane.

– Oyundan insanlara ne kalsın istiyorsunuz, nasıl çıkmalarını istersiniz?

– İnsanların oyundan çıkarken kısacık yaşamımızın ne kadar değerli olduğunu hep akıllarında tutmalarını istiyorum ve aşkın ne kadar değerli olduğunu… Yaşam bize sunulan bir armağan. Onu en iyi şekilde yaşamaya çalışmalıyız. Güzel şeyler üretmek, güzel dostluklar kurmak varken çirkinliklerle uğraşmak neden?

 

 

Paylaş