Rivayet odur ki kaybettiği bir iddia sonucu atmıştır adındaki bir “y” harfini. Resmi olmasa da artık Cemal Süreya’dır ismi. Zaten resmi değil sivil şairdir kendisi. Çok küçük yaşta annesini kaybeder. Annesinin eksikliğini şiirlerine yansıtır, hayatına giren kadınlar ya da âşık olduklarında biraz da annesi vardır.

“Annem çok küçükken öldü,
Beni öp, sonra doğur beni”

38 yılında Dersim İsyanı’ndan sonra bir de zorunlu göç sığdırır yaşamına. Ailesiyle birlikte Bilecik’e sürgün edilir. Bu sürgün hikâyesini eski eşi Zuhal Hanım’a bir mektubunda şu şekilde anlatır:
“Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.”

Aslında birçok rivayet vardır Cemal Süreya hakkında. Tıpkı ismindeki “y” harfini bir iddiada kaybetmesi gibi imzası da çok meşhurdur. Kimileri şapkaya benzetir ünlü şairin imzasını, kimileri ise yandan bakıldığında şairin profiline benzediği ve hatta “ü” harfinin noktalarının sigara olduğunu söyler.

Şairin az önce ismi geçen ikinci eşi Zuhal Hanım’a yaptığı evlenme teklifi de hoş bir şekilde anlatılır. Zuhal Hanım ile tanışmadan önce Cemal Süreya bir arkadaşına “düğmemi dikebilecek bir kadınla evlenmek istiyorum.”der. Bu sohbetin üzerinden birkaç gün geçer ve bir davette Zuhal Tekkanat ile karşılaşırlar. Cemal Süreya gömleğinin yakasından bir düğme kopartır ve Zuhal Hanım’a uzatarak evlenme teklif eder.

Tomris Uyar şöyle tarifliyor Cemal Süreya’yı: “Tanıdığı kaç kişi varsa o kadar Cemal Süreya vardır. Hepsi değişik. Belki temel öğeleri aynı kalıyor; politikaya, edebiyata, espriye tutkusu; çalışkanlığı, dürüstlüğü gibi, Ama çok değişken biri. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. 3 tane yazılabilir. 3 tane apayrı”

Varlığından ilk lise çağlarımda haberdar olduğum, sıra üzerine karalanmış birkaç dizeydi benim için o zamanlar Cemal Süreya. Üniversite yıllarımda ilk Cemal Süreya kitabımı Beyazıt’taki bir sahaftan edinmiştim, epey yıpranmış, birkaç sayfası eksik, yanılmıyorsam Can Yayınları’ndan çıkan bir basısıydı Sevda Sözleri’nin. Birkaç hafta o kitapla uyudum diyebilirim. Benden önceki sahibi hoşuna giden şiirlerin sayfalarını katlamış, küçük işaretler koymuştu kitaba. İlk okumalarım o işaretler rehberliğinde oldu. Belli ki çok sevmişti kitabın eski sahibi şu dizeleri:

“Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil”

Ve bir de “SAN” isimli şu şiiri:

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların

Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzümün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım

Benimse takıntım “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizeleriyle biten yirmi şiiriydi ilk zamanlar. Ne zaman okusam o şiirleri şarap kokusu alırım ve zaman geçtikçe değerlenir benim için bu mısralar.

Başucumdan ayırmadığım ve sayfaları dağılmasın diye özel bir ilgiyle okuduğum kitabım bir taşınma sonrası kayboldu.

İkinci ve şuan elimde olan, bu yazıyı yazarken şiir alıntıları yaptığım Sevda Sözleri kitabımı babamla beraber almıştık. İlk sayfasına kendi el yazısıyla tarihi ve alındığı yeri not düşmüş babam. 14 Mart 2004/ Kadıköy. O günden dört ay sonra babamı kaybettim. Ve şimdi ne zaman alsam kitabı elime, sevdiğim onlarca şiiri olmasına rağmen ilk şu mısraları okurum:

“Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.”

Ki bu şiiri Cemal Süreya babası ölmeden önce yazmıştır ve babasına bir sitemdir aslında. Şairin kamyon şoförü olan babası bu şiirden 4 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybedecektir.

Hayatı, yaşam biçimi, aşkları ve tabii ki yazdıklarıyla bambaşka bir insandır Cemal Süreya. Maliye müfettişliğinden emekli bir memur olduğuna inanmak zordur. Şiire, edebiyata kattıklarını bırakın tartışmayı yazmak bile benim haddimi aşar. Ölümünün yirminci yılını geçen ocak ayında geride bıraktığımız bu büyük şairi saygıyla anıyor ve kadim dostu Ülkü Tamer onun için yazdığı şu dizelerle yazımı bitirmek istiyorum:

Tanrı Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal’i,
Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.

engin karabacak

Kültür Mafyası Editörü
engin@kulturmafyasi.com
engin karabacak
Paylaş