Bu yazı Haziran 2015’te yazıldı; Sarışın’ı Aralık 2015’te kaybettik. Çok hastalandı, dayanamadı; kurtaramadık… Gözlerindeki gülümseme hep aklımda, yüreğimde oğlum…

****

Sarışın’ın öyküsü sıradan bir öykü. İçinde yer almayanların ilgisini çekmeyecek bir öykü. Kim bilir, dönüp bakmayacağınız bir öykü. Bir sokak kedisinin öyküsü…

Her gün onlarcasıyla karşılaştığınız sokak kedilerinin öyküsünden farksız.

Belki Sarışın’ı tanımayanlar için, onu tanıma mutluluğuna ermemiş olanlar için sıradandır, diğerlerinden farksızdır. Bilemem. Çünkü benim için biriciktir, kıymetlidir; öykülerin en sarışınıdır Sarışın.

10355600_720066231410717_2310462084802242220_o

Kimi, neden sevdiğimizi açıklayamayız kolay kolay. Biliriz ama açıklayamayız. İliklerimizde duyarız o sevgiyi, bağlılığı; anlatamayız. İşte, Sarışın söz konusu olunca ben de dilsiz, sözcüksüz kalırım sıklıkla. Her sabah uyanınca Sarışın’ı görmek için pencereden başımı uzattığımı, bahçeye inip onu severken gözlerimin dolduğunu nasıl anlatırım, nasıl anlatabilirim bilmem. Gün içinde üç kat yukarıdan sırtını gördüğümde, sırtındaki ördek desenini gördüğümde; banka yahut çimene yayılmış, güven içinde dinlenen bedenini gördüğümde duyduğum huzuru ve sevinci nasıl anlatırım, bilmem. Onu görememe korkusunu, onu kaybetme korkusunu nasıl anlatacağımı bilemediğim gibi…

Beş yaşında Sarışın oğlan. Beş yıldır tanışıyoruz, beş yıldır dostuz. Doğumuna tanık oldum; kardeşlerini de sevdim, elden geldiğince gözettim, kolladım. Annesi, Alaca kız, tam bir sevgi pıtırcığıydı. Önce kardeşlerinin sonra annesinin gidişine tanık oldum. Sarışın kaldı. Belki o da kimi, neden sevdiğini; nerede, niye kaldığını açıklayamaz. Ama o kaldı.

İki yıl önce ufak bir kaza geçirdi Sarışın; kuyruğunun ucu parçalanmış buldum evladı. Operasyon, kısırlaştırma, aşılar derken bir süre geçici evinde, iki güzel ağabeyle kaldı (fırsat bulmuşken Emre ve Ömer’e buradan da bir teşekkür ve selam). Ev yaşamını sevmişti sevmesine ama olanaklar elvermedi, toparlanınca bahçemize geri getirdik. Hüzünlendi belki ama küsmedi. Daha da bağlandı kendini sevenlere, daha da bağlandı evine. O gün bugündür iki üç günden fazla uzak kalmadı bahçemizden, evinden.

Ve sanırım öykünün çarpıcı kısmı böyle başladı. Bir apartmanı ve sakinlerini sahiplenen köpeklere hepimiz tanık olmuşuzdur. Ama bir kedi? Bir kedi tutsun bir apartmanı ve sakinlerini – elbette kedi bilgeliğiyle, yalnızca kedi seven apartman sakinlerini – sahiplensin? Hayır, bu kadarla kalmadı tabii. Kedi sevmediğini iddia edenlerin de gözü Sarışın’ı arar oldu bir zaman sonra. Bir baktım ki “Kedileri burada beslemeseniz?” diyen komşular Sarışın’a yemek çıkarır olmuş. Bir baktım ki kedilerden korkan apartman yöneticimiz karda kışta Sarışın’a yaptığımız, yangın merdiveninin kuytusuna yerleştirdiğimiz kedi evine arka çıkar olmuş. Bir baktım ki Sarışın’ın minik bedeninde, kocaman yüreğinde eski bir komşuluk ve dayanışma geleneği can bulmuş.

IMG-20150519-WA006 (2)

  • Yavrum benim, maskotu bu apartmanın… Ben de dün yemek bıraktım… Güzelliğe bak…
  • Kızım bu kediyi besliyorsunuz, değil mi? Ben de arada yemek indiriyorum ama… aç kalmasın yavrucak… hayır, ben kedi sevmem ama bu başka…
  • Zayıflamış boncuk gözlü, bir derdi mi var acaba?
  • Şu kara kedi onu rahatsız ediyor, kavga çıkarıyor, yavrum. Sen dikkat et bizim Sarışın’a. Hadi, sana emanet.
  • Biz bilemeyiz çocuğum, siz çekip internete koysanıza bunu. Maşallah, bambaşka bir şey.
  • Ne güzel baktınız bu kediye, Allah razı olsun. Sabah su koydum ben de.
  • Kızım, üç gün önce ameliyat oldum, ağır taşıyamam, sen su getir çocuğa? Hadi kızım, sağ olasın.

Peki, Sarışın ne yapıyor hakkında bunlar konuşulurken? Güvenebileceklerine güveniyor, kendini sevenleri koşulsuz, korkusuz seviyor. İnsanı tanıyor, yabancılardan uzak duruyor. Sevgiyi, güveni hissettiğinde korkmadan tırmanıyor dostlarının üstüne; kucağa kurulup yüz sürtmek en büyük keyfi. Karşısındaki insanın sevgisinden eminse, güvenin kokusunu aldıysa o da sevgisini göstermeye başlıyor. Bu o kadar utangaç, o kadar özgür, o kadar kendiliğinden bir sevgi ki… İşte, bunu hiç anlatamıyorum, anlatamam. Sarışın sevgisini sözcüklerin elvermediği bir yoğunlukta, hiçbir sözcüğün erişemeyeceği bir güçle sergiliyor. İnsana yaşadığı hissettiren bir sevgi bu; insana gurur, umut, dayanma gücü veren bir sevgi.

Buraya dek okuduysanız, bunca sabrettiyseniz sözcüklerin anlatamadığı o sevgiye… Çıkın dışarı, sevgiye hasret bir kedi, bir köpek bulun sokakta. Yaklaşın. Gözlerine bakın. Güven verin. Güvenin. Sevin. Besleyin. Koruyun. Sevin. Çok sevin. Tüm dünyaya karşı çıkar gibi, tüm dünyayı karşınıza alacak gibi sevin. Bunca sevgisizliğe meydan okur gibi sevin. Meydan okuyarak sevin.

İşte, o zaman Sarışın’ın gözlerindeki gülümsemeyi göreceksiniz.

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş