Klasik ve Barok sanat arasındaki temel farklar nedir? Sanatın farklı zamanlarda farklı kültürlerde sarmal biçiminde gelişmesinin temelini oluşturan bir kalıp model var mı? Aynı ressama ya da aynı resme tamamen farklı tepkiler vermemize ne yol açar?

Günümüzde klasik bir metin haline gelmiş olan, ilk kez 1920’li yılların başında Almanya’da yayımlanan Sanat Tarihinin Temel Kavramları‘nda Heinrich Wöllflin, bu tür soruları yanıtlayacak bir dizi nesnel kriter sunuyor. Üslup, nitelik ve temsil şekli gibi unsurları karşıt beş kavram (Çizgisel-Gölgesel, Yüzey-Derinlik, Kapalı Biçim-Açık Biçim, Çokluk-Birlik/Bütünlük, Belirlilik-Belirsizlik) üzerinden ele alan yazar, heykeli ve mimariyi de derinlemesine inceleyerek altmış dört sanatçının eserlerinin çözümlemesini yapıyor. Botticelli, van Cleve, Dürer, Holbein, Brueghel, Bouts, Hals, Rembrandt, Velázquez, Tiziano, Vermeer ve daha pek çok önemli sanatçının ürettiği yaklaşık yüz elli görsel, okurun, Wöllflin’in sanat eleştirisi metodolojisini anlamasına yardımcı oluyor.

Hayalperest Yayınları‘nın yeni çevirisiyle tekrar okurla buluşturduğu Sanat Tarihinin Temel Kavramları, sanat, sanat eleştirisi ve sanatın değerlendirilmesi konusunda yöntem araştırmaları yapanların sağlam temeller üzerinde ilerlemesini sağlıyor.

sanat_tarihinin_temel_kavramlari


Sanat Tarihinin Temel Kavramları, Heinrich Wölfflin, Çeviren Ahmet Cemal, Hayalperest Yayınları, Aralık 2015, 295 sayfa


Kitaptan tadımlık bir bölüm: 

Winckelmann, Barok döneminin heykel sanatını yargılarken, kötücül bir alayla, “Bu ne biçim kontur böyle!” diye bağırır. Kendi içine kapanık ve konuşan kontur çizgisini bütün heykel sanatının önemli bir öğesi sayan Winckelmann, kenar çizgileri kendisine bir şey vermediğinde sırt çevirir. Öte yandan vurgulanmış, anlamlı konturu bulunan bir heykelin yanı sıra, anlatımın çizgide biçimlenmediği, konturun değerden yoksun kılındığı bir heykel de düşünülebilir ve Barok döneminin işte böyle bir sanatı vardır.

Sözcük anlamı açısından cisimsel kitlelerin sanatı olarak heykel, çizgi tanımaz ama çizgisel bir heykel sanatı ile gölgesel bir heykel sanatı arasındaki karşıtlık yine de vardır ve her iki üslup türünün etkisi, resim sanatında olduğundan daha az farklı değildir. Klasik heykel sanatı sınırları nişan alır: Belli bir çizgisel motifin sınırları içerisinde kendini ifade etmeyen bir biçimin, hangi amaçla tasarlandığı söylenemeyecek bir figürün varlığı söz konusu değildir. Barok sanatı ise konturu olumsuzlar, bu olumsuzlama, silüet etkilerinin bütünüyle dışlanması anlamında değildir fakat figür belli bir silüet içersinde sabitleştirilmekten kaçınır.

Paylaş