‘İşte eylül’ derken İlhan Berk, neden sevgilisinin yüzünün usul usul seğireceğini düşünmüştü; hiç bilemeyeceğiz belki. Ve Eylül’ün toparlanıp gidişi, neden Ekim’i de bu kadar telaşlandırırdı; anlatsaydı uzun uzun Turgut Uyar. Keyifli Eylül, huzurlu. Tiyatro yapanlar için de, sevenler için de. Repertuarlara çoktan karar verilmiş, kastlar oluşturulmuş, provalar başlamış, kimi prömiyere gün sayıyor, kimi perdeleri açtı bile. Her yıl aynısını söylüyorum ama mükemmel bir sezon daha. Her yeni oyun, maili’yle ayrı hayat getiriyor. Yeni sezonda izleneceklerden, edebi uyarlamaları derlemeye çalıştım. Az değil, çok da değil. Kıvamında.

ustu-kalsin-afis

“Ölüyorum tanrım/ Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür/Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat/Fena değildir…
Üstü kalsın…”

En naif dizeler belli ki, ölüm’e yazılan Cemal Süreya’nınkiler. Süreya’nın Aşk, Elma, Üvercinka, Uçurumda Açan, Balzamin gibi yaklaşık kırk şiiri ve dört beş adet düzyazısından oluşan oyunun ismi, ‘Üstü Kalsın’ aynı zamanda. tiyatrogerçek‘in prömiyerini geçtiğimiz sezon yaptığı oyunu, -ne mutluluk- bu sezon da devam ediyor. Oyunun var oluş aşamasıyla ilgili Hakan Gerçek’in anlattıkları şöyle:

tiyatrogerçek’in hedeflerinden biri olan ‘gerçek yaşam’ları sahneye taşıma fikri ilk oyunumuz Van Gogh’u doğurmuştu. Van Gogh’tan sonra bir şair yaşamını sahneye taşıma fikri gelişti. Uzun zamandan beri Cemal Süreya’yı nasıl sahneye taşıyabileceğimizi düşünüyordum. Bu fikrimi Atilla Birkiye ile paylaştım. Ve ortak aldığımız karar, sadece şiirlerinden ve düz yazı metinlerinden oluşması oldu. Çünkü C. Süreya’yı en iyi anlatacak olan şiirleri ve düz yazılarıydı. Bu nedenle metne başka bir cümle eklenmedi.” Atilla Birkiye’nin düzenlemesiyle oluşan şiirlerde, şairin yaşam hakkındaki görüşlerinin yansıtılmasına -ölüm, aşk, kadın, cinsellik, özgürlük- dikkat edilmiş. Gerçek’in oyuna dair beklentisi Süreya’yı daha geniş kitlelere tanıtmak ve yine oyuna dair en büyük sevinci de daha çok gençlerin ilgi göstermesi olmuş. Gösteri Kasım ayından itibaren, tiyatrogerçek’in bu sezondan itibaren ev sahipliği de yapacağı Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde devam edecek.

CAN_1

Sezonun diğer şiir uyarlamaları, Mayıs 2011’de Kemal Kocatürk tarafından kurulan Tiyatro Kumpanyası’ndan. Geçtiğimiz sezondan devam edecek olan ‘Can’, Can Yücel’in şiirlerinin Genco Erkal tarafından uyarlandığı tek kişilik bir oyun. Oyunda yönetmen ve oyuncu olarak görev alan Kemal Kocatürk’ün “Can Yücel’e yeniden dokunma, onu soluma, onun sözcüklerinden bir kalıba dönüşme isteği”yle ortaya çıkıyor ‘Can’.

Tiyatro Kumpanyası’nın bir diğer uyarlaması ise, en çok satan şiir kitaplarından “Ahmed Arif’in yazdığı tek kitap” ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’. Oyunda şairin tüm şiirleri ve yaşam öyküsü harmanlanarak, ‘alışılmışın dışında bir kurguyla, belgesel tadında’ seyirciyle buluşuyor. Oyunun uyarlamasını, rejisini ve oyunculuğunu tek başına üstlenen Kocatürk; hazırlık aşamasında Refik Durbaş’ın “Kalbim Dinamit Kuyusu” adıyla yayımlamış olduğu Ahmed Arif röportajının yer aldığı kitabı, Ahmed Arif’in oğlu Filinta Önal’ı ve Cumhuriyet gazetesi arşivini destek ve kaynak olarak kullanmış. Ayrıca yeni sezonda, bu iki devam edecek oyundan hariç, bir şiir uyarlaması daha yapmayı planlıyor Tiyatro Kumpanyası. Yine çok sevilen, aynı zamanda çok tartışılan bir şairi/filozofu sahneye taşıyacak olan Kocatürk, proje henüz netleşmediği için bilgi vermeme taraftarı.

378543210_1280

Melis Tezkan ve Okan Urun tarafından kurulan ‘biriken’; geçen sezon prömiyerini yaptığı, Marguerite Duras’ın 1980’de yazdığı iki denemeyi çıkış noktası olarak kullandığı  “re: fwd: die in good company” (ynt: ilt: Beraberce Ölmek)’ i sergilemeye devam edecek. Esin kaynağı olarak kullanılan bu denemelerin ilki “ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK. HER ŞEY HÂLÂ BURADA VE ARTIK HİÇBİR ŞEY YOK”, ikincisi ise “Siyasi Kayıp” başlığını taşıyor. Denemelerle ilgili ekip şunları söylüyor: “İlk’inde otobanların, yüksek duvarlı sitelerin, arabaların çoğaldığı bir dünyada birbirinden hızla uzaklaşan insanları, bu insanların hayatının tek belirleyicisinin –korku- olduğu bir dünyayı betimliyor Duras. Bu korkunun ölüm korkusundan polis, devlet korkusuna uzanan geniş skalasında kıstırılmış hayatlarımızı anlatıyor. Yani her şeyin olduğu ama aslında hiçbir şeyin olmadığı bir dünya. Bu günden bakınca adına kapitalizm, neoliberalizm ya da ne dersek diyelim; geldiğimiz nokta çok daha şiddetlisi. Siyasi Kayıp metninde ise -bu kavramı açarken bunun özellikle ‘apolitik’ olmakla karıştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor- bunu daha çok kişinin ‘kendini’ kaybetmesi olarak yorumluyor: sevmesini, nefret etme yetisini, öfkesini, çılgınlığını, saflığını … Siyasi kayıp hali, özellikle bizim kuşağın, aslında bu zamanların bizde uyandırdığı histi 2012 yazında. Oyun üzerine çalışırken bu iki metnin zamanın ruhunu çok iyi anlattığını düşündük. Nitekim sahnedeki karakterin içinde debelenip durduğu hayatın belirleyici öğeleri de bunlar; bir nevi korku ve kayıp hikâyesi.” Metinler provaların ilk aşamalarında ekibe rehber olsa da, sonraki dönemde kendi metinlerini yazmışlar. Seyirciye ulaşan da kendi yazdıkları metin tabii ki. Oyunun tema itibarı ile Gezi olaylarının başlaması ve devamındaki direniş ile ilişki içerisinde olmasını ‘tuhaf ama güzel’ olarak değerlendiriyor Okan ve Melis. Oyunu yapma amaçlarını “Umutsuz ve çıkışsız gibi görünen bir dünyanın satır aralarındaki değişim ya da umut olasılıklarını sahneye taşımak istedik.” şeklinde açıklayan ekip, son zamanlarda olup bitenler içinde bulunduğumuz gerçekliği bir şekilde okuyabilmiş olduklarını düşünse de, amaçlarına ulaşıp ulaşamadıklarının cevabını seyirciye bırakma taraftarı. Netleşmiş tarihleri, 8, 22, 29 Ekim / 12, 26 Kasım / 10, 24 Aralık olan oyun; geçen sene bir tiyatro mekânına dönüştürülen, Galata’daki Eski Hamursuz Fırını’nda, şimdiki adıyla D22’de oynayacak.

Sezonun en çok sayıda edebi uyarlama repertuarına sahip ekip, Seyyar Sahne. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı, Samuel Beckett’in Malone Ölüyor’u, Tezer Özlü’nün Çocukluğumun Soğuk Geceler’i ve Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’ı olmak üzere tam dört uyarlamayı sahneleyecek olan grup, tiyatroda edebi şenlik yaratmakta kararlı. Üstelik dört büyük eser de, çoğu edebiyat sever’in  –herkes’in dersem çok beylik olur, demiyorum- âh! edeceği türden. Bu dört oyun arasında prömiyer yapacak olan yok, hepsi geçtiğimiz sezonlardan devam edecek olanlar. Ve yine dört oyunun da ortak özelliği, tek kişilik oyunlar olmaları. Zeki Demirkubuz tarafından sinemaya da uyarlanan ‘Yeraltından Notlar’ın tiyatrâl hali oldukça merak uyandırıyor. Üstelik, ismi bile olmayan baş karakteri Nadir Sarıbacak’ın canlandırıyor olması, merakı çok’a katlıyor. Oyunun metin düzenlemesi Seyit Erkal, Celal Mordeniz ve Oğuz Arıcı’ya ait. 20. yüzyılın en büyük yazarlarından olan Beckett’in; ölmek üzere olan-ölüm anına kadar geçen süreyi nafile bir çabayla uydurduğu hikâyelerle doldurmaya yeltenen Malone adlı bir karakterin anlatıldığı ‘Malone Ölüyor’ eserinin  metin uyarlamasını Süreyya Bursa ve Oğuz Arıcı yaparken, başrolü Süreyya Bursa üstleniyor. Tezer Özlü’nün ‘çocukluk, ilkgençlik, kadınlık, cinsellik ve delilik temalarını özyaşamöyküsel anlatı olarak’ yansıttığı ilk kitabı ‘Çocukluğumun Soğuk Geceler’ini Celal Mordeniz yönetiyor. Oyunda Nesrin Uçarlar rol alıyor. ‘Tehlikeli Oyunlar’ın sahneye uyarlanma fikri, 2008’de tiyatro çalışma kampında ‘sesli roman okuma saati’nde okunurken Celal Mordeniz’in aklına geliyor. İlk 2009’da sahnelenen oyun, bu sezon da sergilenmeye devam edecek. Oyuncusu, sergilediği performansla büyük bir kesimden beğeni toplayan Erdem Şenocak.

İTÜ Sahnesi geçtiğimiz Nisan’da prömiyerini yaptığı ‘Hanımların Dikkatine’yi Ekim’de de sergileyecek. Oyun, başarılı genç yazar Seray Şahiner’in aynı adlı öykü kitabından uyarlama. Asıl olarak kitabın ilk öyküsünden esinlenilse de, diğer öykülerden de karakterler dahil edilmiş metne. Eserin tercih edilme nedenini yönetmen Hazar Sayar şöyle açıklıyor: “Öykülerin dili çok samimi olduğu için hem tirada dönüştürmeye hem de doğaçlamaya çok elverişli gelmişti. Bir de toplum baskısı gibi kallavi bir konuyu son derece naif, hatta esprili bir dille, hiç kanırtmadan ama tatlı tatlı iç sızlatarak anlatması etkiledi.” Tek perdelik oyunun, kalabalık bir kadrosu var.

Dostlar Tiyatrosu, prömiyerini geçtiğimiz Mayıs ayında yapan oyunu “Yaşamaya Dair-Bursa Cezaevi’nden Mektuplar”ı yeni sezonda sergilemeye devam ediyor. Nazım Hikmet’in 50. ölüm yıldönümü için Genco Erkal tarafından uyarlanan ve yönetilen oyunda, Hikmet’in Bursa Cezaevi’ndeki yaşamı, eşi Piraye Hanım’a olan tutkusu, sürgün-vatan hasreti yılları anlatılıyor. Yeni sezona perdelerini en erken açan ekip olan Dostlar Tiyatrosu, 6 Eylül’den itibaren, Genco Erkal’a aile yadigarı olan Ali Paşa Han’ında, Tülay Günal’ın da rol aldığı bu müzikli oyunu sergileyecek.

tumblr_m7d82nigjg1rtshj4

Sezonun en ses getirecek oyunlarından birini İkincikat yapıyor bu yıl. İyi yerli metinleri sahnelemek için sürekli çalışan ekip, Emrah Serbes’in efsanevi hikâyesi Üst Kattaki Terörist’i uyarlıyor. Hikâyede abisi şehit olan bir çocuğun, üst katlarında yaşayan solcu öğrenciye olan bakışı ve iletişim aşamaları; çok gerçekçi ve etkileyici bir dille anlatılıyor. Geçen yıl tam bu dönemlerde yapılacağını duyduğumda da çok heyecanlanmıştım, bu sezon netleştiğini duyunca da çok heyecanlandım. Aslında geçen sezon sahnelenmesi planlanan oyun, asıl karakter olan –Küçük Faşo-Nurettin’i oynayacak uygun bir çocuk oyuncu bulunamadığı için ertelenmiş. Yeni isimlere-başka projelere her zaman ihtiyaçları olduğunu söyleyen yönetmen Sami Berat Marçalı uyarlama fikrinin gelişim aşamasını şöyle anlattı: “Geçen sene iyi hikâye anlatıcılarının hikâyelerini sahneye uyarlama fikrini ortaya attık. Sanırım Emre (Eyüp Emre Uçaray) böyle bir fikirle geldi. Bu fikir aslında hepimizin çok hoşuna gitti. Ama bu noktada elimizde iyi hikâye olması gerekiyordu. Ben de Emrah’ın kitabından bahsettim. Kitabı açtık, hepsini teker teker okuduk. Ben ‘Kimi Sevsem Çıkmazı’nı çok sevdim. Emre de ‘Üst Kattaki Terörist’i. Emrah’ı aradık oyunumuza davet ettik. Oyunumuzu çok sevdiğinden mi, bizi sevdiğinden mi bilmem, hikâyelerini istediğimiz gibi oyunlaştırabileceğimizi söyledi. Biz de o zaman ikisini birlikte yapalım dedik. ‘Kimi Sevsem Çıkmazı’nı da yapacaktık aslında. Ama Emrah onun için bir film durumu olduğunu söyledi. ” Provaları Ekim gibi başlayacak olan oyunun, sezon ortasında prömiyer yapması planlanıyor. Proje henüz şekillenme aşamasında olduğu için, kasta dair bilgiler netleşmiş değil. Son olarak oyunla ilgili beklentilerini sorduğumda Marçalı, “Benim beklentim, tabii ki bir barış süreci yaşanması değil. Bu ülke insanları kodluyor. -Kürt’sen teröristsin.- Onların bakış açısını değiştirmek çok zor. En azından bu konuyu yeniden düşünmelerini ya da hiç düşünmemişlerse sorgularını sağlayabilmek benim için çok önemli. Oyuna dair en büyük hedefim bu. Bir de gerçekten çok iyi bir hikaye. Bunu uyarlama becerisini sağlayabilirsem, başka da bir şey istemem.” diyor.

Geçtiğimiz sezonlarda Leyla’nın Evi, Onca Yoksulluk Varken gibi edebi uyarlamalara repertuarında yer veren Tiyatro Kare’nin bu sezon da yeni bir uyarlaması bulunuyor. İpek Çalışlar’ın ‘Halide Edib’ isimli biyografi kitabından uyarlanan proje, Nedim Saban’ın Halide Edip’i keşfettikten sonra mutlaka anlatılması gerektiğini düşünmesiyle hareket alıyor. Oyunun sanat danışmanı, Nedim Saban’a göre bu konudaki en yetkin isim olan İpek Çalışlar. Festival bünyesinde sahnelenmesi planlanan oyunla ilgili Saban: “Oyun kitabın birebir uygulaması değil, sadece kaynakça olarak kullanılıyor ve  tarihsel altyapısının dışında, alt metni ile günümüz seyircisine hitap edecek bir çalışma yapmak istiyoruz. Tiyatronun anlatım kaynakları çok farklı olduğu için, birebir uyarlama yerine, tiyatro dili ve dramatik kurgusunu öne çıkarmaya özen gösteriyoruz. İpek Hanım ile periyodik toplantılar yapıyor, yazdığımız sahneleri paylaşıyor, görüş aldıktan sonra yeniliyoruz. Kendisi de, tiyatronun, edebiyat ve sinemadan  farklılığını bildiği için, bu konuda bizim deneyimlerimize saygı gösteriyor, sadece yapıcı eleştirilerle bizi yönlendiriyor.” diyor.  Ayrıca bu sezon Tiyatro Kare’de, 4 yıldır 400 kez sahnelenen, 150.000 seyirciyle buluşmuş, başından acı badireler atlatmış, Zülfü Livaneli’nin aynı adlı eserinden uyarlanan Leyla’nın Evi de devam edecek. Yurtiçi/yurtdışı festival ve turnelerden yoğun davet alan oyunun netleşen tarihleri şöyle: 26 Eylül Kozyatağı, 28 Eylül ve 6 Ekim’de Profilo Kültür Merkezi.

İstanbul Halk Tiyatrosu, geçen sezon oynamayı planladığı, çeşitli nedenlerden dolayı ertelenen ‘İhtiyar Balıkçı ve Deniz’i hazırlıyor bu yıl için. Bu nedenler arasında, oynanabilecek sahnelerin yavaş yavaş kapatılması en bariz etken. Bir yandan –ertelenmenin- iyi olduğunu da ekliyor, oyunu yazan Yıldıray Şahinler. Hem geçtiğimiz sezon prömiyerini yapan Tartuffe biraz daha dem almış, hem de Tim Burton’un asistanlığını yapan biriyle tanışılıp oyunda ilginç teknikler sergilemek adına birlikte çalışılmış. Oyunun başlangıç noktası, Ernest Hemingway’ın İhtiyar Balıkçı kitabıyla aynı. Fakat hikaye oradaki gibi ilerlemiyor, olay farklı. Yani Şahinler’in oturup baştan aşağı yazdığı bir oyun. Bu oyunu yazarak, hem Halk Tiyatrosu’nun izlediği çizgide bir eser daha çıkartmış, hem de Erkan Can’ın ‘İhtiyar Balıkçı’ oynama arzusunu yerine getirmiş oldu Şahinler. Oyunu yazma amacını şöyle açıklıyor: “Bu ülkede her alandaki emekçilerin başından ne geçiyorsa bunları anlatmak istedim. Bu tersanede işçi olabilir, bankada memur olabilir, çiftçi olabilir. Bahtiyar (Engin)’ın, Erkan (Can)’ın, benim babaları/mız emekçi insanlar. Biraz bunların hikâyesi. Bir anlamda babalarımıza ithaf bir oyun. Emekle yaşam nasıl birlikte yürüyor, sistem emeği nasıl kullanıyor, bu sorulara yanıt arıyorum. Tabii tiyatral kaliteden ödün vermeden.” Provalarına Eylül ortası gibi başlanacak olan oyunun, sezon ortasında prömiyer yapması planlanıyor. Şimdilik netleşen kadrosunda iki ana karakteri Erkan Can ve Yıldıray Şahinler üstleniyor.

‘Yaptığı üretimlerle kendilerine has bir sahne dili yaratmayı hedefleyen’ DestAR Theatre’ın bu sezon sergileyeceği oyunlar arasında İspanya’nın Galisya özerk bölgesinden olan Sechu Sende’nin Kürtçe ve Türkçe’ye de çevrilen “Rüyalarımda Bile Dilimi Unutmayacağım” adlı öykü kitabından bir oyun uyarlaması olacak. Uyarlama fikri DestAR’ın kurucularından Mirza Metin’den çıkmış. Aslında proje iki yıl önce Mirza Metin’in kitabın Kürtçe çevirisini okumasıyla gelişen ama beklemede olan bir proje imiş. Kitapta, -DestAR’ın duyarlılıklarıyla uyum sağlayacak duruşta- anadilin önemine vurgu yapan öyküler bulunmakta. Ekim ayında provalarına başlanıp, Kasım sonu prömiyer yapması planlanan oyunun, Kürtçe ve Türkçe olması düşünülüyor.

İzmir’de faaliyet gösteren Pembe Siyah Üçgen Derneği’nin 2012 yılında yayımlanan kitabı “80’lerde Lubunya Olmak”, Mekan Artı’da Ufuk Tan Altunkaya tarafından sahneye uyarlanıyor. Oyunda, en genci bugün 50 yaşında olan ‘parklarda, üçüncü sınıf otellerde, randevuevlerinde, gece kulüplerinde, Pürtelaş’ta, Bayram Sokak’ta, Dolapdere’de, sokaklarda, karakollarda, kışlalarda yaşamak için direnen, hayata delicesine tutunan ve çoğu zaman birbirlerinden başka sarılacak kimsesi olmayan’ dört trans birey Türkiye’de Lubunya olmanın tarihini/kendi hikayelerini ilginç sahneleme tekniğiyle –izleyici 80’lerde bir pavyona davet edilerek-,  anlatıyor. Ekim ayında prömiyer yapacak oyunda Ayşe Gülerman, Burcu Şeyben, Elit Çam, Gözde Seda Altuner, Neşem Akhan rol alıyor. Ayrıca geçtiğimiz sezon sonu prömiyer yapan Murathan Mungan’ın aynı adlı öyküsünden uyarlanan “Şahmeran’ın Bacakları” Mekan Artı’da sergilenmeye devam edecek. Aşk, ihanet, özgürlük, yalnızlık, varoluş, kader, insanoğlu gibi evrensel temalar üzerine kurulu olan; çok kalemden değişik şekillerde anlatılmış Şahmeran Destanı’nın Murathan Mungan’ın eşsiz anlatımıyla var olmuş hali; Ufuk Tan Altunkaya uyarlamasıyla –seyirciye anlatı geleneğinden faydalanılarak- sunulmuş. Oyunda, Cansu Dağ, Elit Çam, Gülay Hayır, Mehmet Ali Gümüş, Murat Baykan yer alıyor.

‘Her kesimi kucaklamak’ adına ‘yerli oyun’ ve ‘şanlı tarih’ atağıyla ‘yerli tarih’ severlere çifte heyecan yaşatan Devlet Tiyatroları yeni sezon repertuarında edebi uyarlamalara da yer vermiş. Ankara’da sahnelenecek olan Yaşar Kemal’in Teneke adlı roman uyarlamasını Gürol Tonbul, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu eserini Halil Akarsu yönetiyor. İzmir’de sahnelenecek olan, Necmi Onur’un belgesel romanı ‘Arap Abdo’ nun rejisini Metin Oyman yaparken, eseri oyunlaştıran Ayper Erener Kaskan. Ayrıca Orhan Kemal’in Kardeş Payı öyküsü, John Buchan’ın 39 Basamak ve George Orwell’in Hayvan Çiftliği romanları da yeni sezonun repertuarına dahil olan edebi eserler arasında.

Nitekim, geliyor bir sezon daha. İyisiyle, kötüsüyle. Yılları tiyatro sezonlarından takip eden tiyatro emekçi’leri ve sadece sever’leri var, biliyorum. En çok da bu vakitlerde hesap ediliyor, zamanın yıllara dönüşümünün hız yüksekliği. Zaten “zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi?” Kimiyle ‘tırnak içine alıp yaşadığımız’ şey. Hiçbir şey. Güzel seyirler.

Onur Şimşek

Paylaş