70’lerde Boston’da gerçekten yaşanmış bir hikayeyi konu ediyor Kara Düzen/Black Mass. Mahallenin küçük mafya başıyken korku verici bir mafya babasına dönüşen Jimmy Whitey Bulger’ın hayatı ile ilgili daha önce çekilmiş bir belgesel var; Whitey: United States of America v. James J. Bulger. Bu belgeselde Bulger’ın kendisiyle yapılmış röportajların yanı sıra, zamanında olaylara bulaşmış önemli isimlerle de konuşulmuş ve bu belgesel, küçük bir mahallede herkesin sevdiği ve saygı duyduğu, kendi çapında mafyacılık oynayan Bulger’ı azılı bir katile dönüştüren dış etkenlerin neler olduğunun altını çizmesiyle değerli daha çok… Zira FBI’ın Bulger ile yaptığı anlaşma ve olayların yavaş yavaş çığırından çıkma evreleri işin kilit noktası.

black mass afis

2007 yılında izlediğimiz Köstebek/The Departed’ın konusunun da aynı hikayeden esinlenerek yazıldığı söylenmişti. Ki o film de bir Hong Kong filmi olan Infernal Affairs’den uyarlanmıştı. Sözün özü, hem hikaye bildik bir hikaye, hem de aynısı sinemada defalarca işlendi. Benzer mafya-devlet ilişkilerini ele alan suç filmleri de tür ve tema olarak en sevilen filmlerden olagelmiştir. Bu bağlamda seyirciyi konusuyla kazanacak bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz, hele ki filmin oyuncu kadrosundaki isimler Adam Scott, Benedict Cumberbatch, Peter Sarsgaard, Kevin Bacon, Corey Stoll, Dakota Johnson veeee Johnny Depp olursa, elbette ki ilgi katbekat artar.

black mass 2

Johnny Depp çok uzun bir süredir adeta maskelerle aramızda. Hem çok yakışıklı bir oyuncu Depp, hem de mimiklerini çok iyi kullanabilen, her role girebilen, cesur ve seyirciyi kendisine inandıran başarılı bir aktör. Filmografisine baktığımızda uzun süredir onu kendi saçı başı gözü kaşı ile izleyemediğimizi farkediyoruz, ciddi bir hikayenin içinde dramatik bir rolü canlandırmasını izlemeyi özledik doğrusu… Karayip Korsanları, Charlie’nin Çikolata Fabrikası, Sweeney Todd, Alice Harikalar Diyarında, Maskeli Süvari, Mortdecai derken, Kara Düzen’i duyduğumda nihayet dramatik bir konunun içinde onu “adam gibi” izleyebileceğimizi düşünmüştüm, yanılmışım. Jimmy Bulger, mavi gözlü, sarı saçlı, 75’lerde neredeyse kel ve kalan saçlarını da briyantinle arkaya tarayan bir adammış gerçekte, peki, bu kişiyi canlandıracak oyuncunun doğal hali gerçek karaktere hiç benzemeyince, makyaj çabalarını bir yere kadar anlayabilirim. Fakat Depp’e bu filmde yapılan makyaj, saç, kullanılan beyaza yakın mavi renkte lensler, hepsi o kadar “yapay” duruyor ki, Depp’i kendi tipiyle izlemekten falan vazgeçiyor, sadece bu filmde bu ucubeyi izlemek istemiyorsunuz. 70’leri dekor/kostümüyle iyi yansıtan bir film olarak diğer oyuncuların saç taramaları, belki favorileri ve kıyafetleri döneme uygun, ama onlarda artı bir müdahale yok ve hiçbiri sırıtmıyor. Fakat Depp’in canlandırdığı karakterin tipi adeta bu filme ait olmayan bir uzaylı gibi… Depp zaten dikkat çeken ve filmde gözlerimizin sürekli arayacağı bir isimken, onu böyle ciddi bir filmde böyle “yanar döner” yapmanın hiçbir manası yok. Şahsen yönetmen olsam, gerçekte yaşamış bir karakteri beyazperdeye taşısam bile, birebir benzemesi için çok fazla uğraşmazdım, sonuçta o lens takılmasa, film bittikten sonra araştırıp, “ama bu adamın gözü maviymiş, olmadı, film başarısız” diyecek halimiz yok. Birileri yönetmenlere ve sanat ekibine Depp’e illa bir maske takmaları gerekmediğini, Depp’in kendine has hareketleriyle çok başarılı bir aktör olduğunu hatırlatsın bence. Hatta bu makyaj Depp’i o kadar kapamış ki, yüzündeki hiçbir mimik anlaşılmıyor, senaryo güzel yazıldığı için, mizansenler güzel olduğu için etkileyici birkaç diyalog var ama bu Depp’in oyunculuk başarısı değil katiyyen. Bulger sonuçta dengesiz ve korkutucu bir karaktermiş, bu da senaryoda ve diyaloglarda çok iyi yer bulmuş kendine, duyguları ve vicdanı olan, neşeli biri olduğunu düşündürürken birdenbire bir caniye dönüşebilen, az sonra yine gülmeye devam edebilen, dolayısıyla karşısındakini ürküten biriymiş Bulger, örneğin yemek sahnesinde bu tarz bir diyalog var ve gerçekten tüyler ürpertici ama demin de söylediğim gibi  “Depp ne güzel canlandırmış”, diyebileceğimiz bir başarı değil bu. O sandalyeye kimi oturtup o cümleleri kurdurtsanız, o sahne başarılı olurdu.

black mass 3

FBI’ın köstebek yapıp kullanmak istediği Bulger, müthiş zekasıyla koskoca FBI’ı parmağında oynatıyor ve teşkilatı kendi çıkarları için kullanıyor, üstelik onlarca insanı öldürüyor ve yaklaşık 40 yıl boyunca da yakalanmadan bir kaçak olarak yaşamayı başarıyor. “Fact is stranger than fiction” denilen bir hayat hikayesi bu, yani gerçek, kurgudan daha tuhaf, bu yüzden tam da filmlik bir konu, fakat Departed çekilmişken ve bu tarz filmlerin örneği çokken neden aynı hikayenin üzerine gidilmek istenmiş, anlamak zor. Filmde kurgusal olarak Bulger’ın o dönem çevresinde olup yakalananların itirafları bir bir sergilenirken, anlattıkları üzerinden geçmişe gidip Bulger’ın yaptıklarını izliyoruz. Fakat aslında derinine inilecek pek çok konu hikayede havada kalıyor. Örneğin yasadışı işlerle başı sürekli belada olan Bulger’ın erkek kardeşi senatör ve elbette onunla da enteresan bir ilişkisi var ama filmde bu ilişkinin derinine asla inilmiyor. Bulger’ı FBI’la anlaşması için ikna eden ve aslında bu denli büyümesinin en önemli sebebi olan, eski mahalle arkadaşı, FBI ajanı John Connelly ile olan ilişkisi de kesinlikle daha derine inilebilecek donelerden biri mesela. Bu manada 2014’te izlediğimiz Guillaume Canet imzalı Blood Ties/Kan Bağları filmindeki karakter analizlerini ve ilişkiler arası derinlikleri hatırlamadan edemiyorum. Bu arada Joel Edgerton bence oyunculuk performansını konuşturmuş ve role çok yakışmış. Earl Brown da kısa ama öz rolünde çok başarılı. Hikayedeki kadın karakterler ise filmde çok eğreti durmuş, o erkek egemen dünyaya hiçbir şekilde uyamamışlar, aksanları ile, hal ve tavırları ile adeta başka bir filme ait gibiler…

black mass 6

 

Yönetmen Scott Cooper’ı aslında yakışıklı bir oyuncu olarak da tanıyoruz, bu yönetmen koltuğuna oturduğu üçüncü uzun metraj filmi. Kolay hazmedilebilir konular seçmiyor genelde, iddialı bir yönetmen olduğunu düşünüyorum aslında. Önemli oyuncuları ağır rollerde oynatıyor ve sağlam senaryoları beyazperdeye aktarmaya çalışıyor. Senarist ve yapımcı kimlikleri de var, dolayısıyla takipte olmamız gereken bir genç yönetmen olduğunu düşünüyorum. Gerçek bir hikayeyi konu alışı, sevdiğimiz mafya konularından oluşu ve oyuncu kadrosu açısından şans verilebilir olsa da haftanın en iyi filmlerinden olduğunu düşünmüyorum.

Ve lütfen, buradan yetkililere sesleniyorum, bir sonraki filminde Johnny Depp’i kendi gözleri, dişleri, teni ve saçlarıyla, dolayısıyla da gölgelenmemiş mimikleriyle görmek istiyorum. 🙂

Melis Zararsız

Cinedergi, TRT Radyo 1, okur, izler, dinler, yazar, hisseder, yaşar...
Melis Zararsız

Latest posts by Melis Zararsız (see all)

Paylaş