Sabahattin Ali‘nin Kürk Mantolu Madonna romanının, aradan uzun yıllar geçtikten sonra neden hala çok satanlar listesinde ilk sıralarda yer aldığını merak eden The Pool’dan Elizabeth Day, bu konuda merak ettiklerini Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali‘ye sormuş.

Babasına dair anılarını ve babasının Kürk Mantolu Madonna ile ilgili fikirlerini de anlatan Filiz Ali’nin söyledikleri gerçekten çok ilginç.

İşte Filiz Ali’nin anlattıkları:

“Onun iki aşkı vardı. Biri ailesi diğeri yazmak. Gürültüyü görmezden gelerek her yerde yazabilirdi ve sizi duymayacağı için ona hiçbir şey soramazdınız. Eğer yazmayı düşünmeye başladıysa, yazmaktan başka bir şey yapamazdı

Kürk Mantolu Madonna’nın neden bu kadar ilgi çektiğini tam olarak bilmiyorum. Sanırım kitap yeni nesil tarafından tekrar keşfedildi. Aşkı, yaşamayı hayal ettikleri şekilde yazmış birini buldular. Babam bu kitabına çok büyük önem vermezdi. Hatta arkadaşları ona, ‘Sabahattin, bu kadar romantik bir kitap yazmış olamazsın. Bu, itibarın açısından pek iyi görünmüyor’ derlerdi.

Okulda bana ‘Biliyorsun, senin baban komünist’ derlerdi. Bunun kötü bir şey olup olmadığıyla ilgili bir fikrim yoktu. O, bazen oldukça çocuksu biriydi. Babam olduğu kadar arkadaşımdı da. Çok katı biri değildi. Bildiğim her şeyi bana o öğretti. Eğlenirdik! Her zaman eğlenirdik. Harika taklitler yapardı, şarkı söyler ve şakalar yapardı. Benimle oyunlar oynardı. Birlikte uzun yürüyüşlere çıkardık, bana yüzmeyi öğretti, birlikte balık tutardık.

O öldürüldükten sonra, yaşamaya devam ettik… Annem için hayat doğrudan değişmişti çünkü oldukça iyi eğitimli değildi, bu yüzden iyi bir iş bulamadı ve hiç paramız olmadı. Çünkü o bir muhalifin karısıydı, neredeyse tüm tanıdıklarımız ortadan kayboldu. Bizimle konuşmak, bizden haberdar olmak istemediler. Çok fakirleştik elbette.

Kitabı çok anlamamıştım. Çok gençtim. Onu sevmiştim -Berlin sokakları hakkında olan kısımları, sokakları, botanik bahçelerini – fakat aşk hikâyesiyle pek de ilgili değildim.

Bugün yaşıyor olsaydı, kanımca Trump veya Putin gibi insanları görse, dehşete düşerdi. Dünya hakkındaki hayali bu değildi. İnsan haklarının birinci öncelik olduğu demokratik bir dünyanın hayalini kuruyordu. İnsanlık ve özgürlüğe derin bir inancı vardı.”

Paylaş