“Rüya öğretir. Öğrenme biçimleri hep bir müfredata ve öğretici kabiliyetine bağlıdır. Oysa rüyada anlayıverirsin bilinmeyeni, sırası gelmeden. Bilginin havuzunda yüzersin ve gözüne su kaçar gibi bilgi sana ulaşır ve sende kalır.”




Rüyalar, sanatın tüm dallarında olduğu gibi edebiyatta da yazarı ve okuru farklı dünyaların büyüsüne davet eder. Başkalarının rüyalarının eşlikçisi olmak ürkütücü ve bir o kadar da merak uyandırıcıdır. Rüyalar olmaz denilenin olduğu, beklenmedik karşılaşmaların yaşandığı ve bilinçaltında biriktirilen bilgiler yoluyla insana rehberlik eden mikro dünyalardır.

Erdem Yayınları tarafından geçtiğimiz ay okurun beğenisine sunulan Rüya Dedektifi’nde rüyalarının peşinde sürüklenen Ali’nin yaşadıklarına tanık oluyoruz. Rüya Dedektifi, Bülent Ata’nın ikinci romanı. Okur, Ali’nin ailesini ve işini kaybedişinin hikâyesini okurken, hayatının dağılmasına neden olan kişileri, geçmişte yaşananların ardındaki bilinmeyenleri öğreniyor, bir anlamda Ali’ye yoldaşlık ediyor. Bülent Ata, kitap boyunca sürükleyiciliği ve okurun merakını diri tutacak bir akışla ilerliyor. Her bölüm, okuru şaşırtacak ve hikâyenin devamını merak ettiren detaylarla örülmüş durumda devam ediyor.


Rüya Dedektifi, Bülent Ata, Erdem Yayınları, 2016, roman, 120 sayfa


1

Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde okura, karakterlere ve olaylara genel bir bakış açısı kazandırılıyor. İkinci bölümde rüyalar da olaylar da karakterler de derinleşiyor. Üçüncü bölümde ise her şeyin çözüldüğü ve kitabın açılışında hikâyenin bizi davet ettiği gizemli yerle yeniden buluşuyoruz. Bu açıdan bakıldığında, roman aslında kendi kuyruğunu yutan yılan gibi, belirsiz bir başlangıç ve sonla okura veda ediyor. İlginç olan şu: Romanda yaşananlar ve yazarın kurduğu dil, bana “Bu romanı sinemada izlemek nasıl olurdu” sorusunu sordurdu. Romanla ilgili yorumlara baktığımda, başka okurların da aynı şeyi düşündüklerini fark ettim ancak bu durum beni şaşırtmadı. Kitabı okuyunca, romanın neden böyle bir istek oluşturduğu zihinlerde berraklaşıyor.

Romanla ilgili söylenebilecek olumsuz tek şey, kitabın hemen bitecek kadar kısa olması. Karakterler ve anlatılan hikâye bakımından derinleşme imkânına sahip böylesi bir romanın çok daha detaylı ve çok daha karmaşık bir kurguyla ilerleyebileceğini düşünüyorum. Bu durum, yazarın, eksik bıraktığın yerleri okurun tamamlamasını arzu etmesinden kaynaklanıyor da olabilir ancak kitapla ve karakterlerle vardığımız hızlı sonun beni biraz mutsuz ettiğini söylemeden geçemeyeceğim.

Kitabın kapağı da karakterleri ve kurgusu kadar dikkat çekici. Son dönemde yayınevlerinin kitap kapağı ve tasarımlarına gereken özeni göstermeye başlamasından dolayı hem bir okur hem de bir editör olarak büyük mutluluk duyduğumu belirtmeliyim. Okur ile kitabın ilk karşılaşma anının özenli ve üzerine düşünülerek planlanması gerektiğini düşünen biri olarak, kitabın her aşamasında gösterilen bu özenin sürekliliğini ve yaygınlaşmasını umut ediyorum. Ali’nin kâbuslarına eşlik eden Rüya Dedektifi’nin okuru bol olsun.

Özge Uysal

Paylaş