Bir daha rüyamı anlatmam ona abla.
-O neden kız?
-Alaya alıyor beni. Konuşmayı yeni sökmüş şuncacık çocuğu dinler gibi dinliyor. Bırakmıyor gönlümce anlatayım. Ayrıntıya düşesim gelmiyor sonra
.

Ayşe bu. Her şeyi eşeler. Taşı dağ eder de koyar önüne insanın. Kafanı kaldır, bak bak bitiremezsin sonra. Bir pazara gitmeyegörsün; biber satan bütün tezgahları anlatıverir. Hangi köşeyi dönünceymiş, hangi limoncunun sağında, hangi patatesçinin karşısındaymış… Hepsini anlatmasa; oradan neden aldığı, nasıl iyi bir şey yaptığı ederince ölçülemeyecek gibi mi hissettirir, bilmem ki.

-Sen de pek uzun görürsün be Ayşe. Napsın, gülesi geliyordur. Hem severek gülüyordur o, ciddidir. Düşünme sen öyle.
-Ne yapayım metrajı uzunsa. Filmi ben mi koyuyorum kafamın içine? Bak işte sen de çok görürsün anlattığımı. Ahmet de böyle yapıyor. Demiyor ama ben anlıyorum sıkıldığını. Sıkıldın değil mi abla?

Ahmet’le kavga ettiydi geçen. Dayandı kapıma. Bir ağlıyor, nefesi tıkanacak zannettim. Pek de güzel kör olası. Düşmüş bu gamsız oğlanın peşine, gelmiş İstanbul’a. Derdimi anlatacağım diye kendini paralamaktan, konuşurken arada nefes alsa; ‘nefes aldım’ diye not düşecek kadar olmuş. Ne yapsın? Mutfakla salon arası yaşamı. Ahmet yemek istemiş, getirmiş Ayşe. Su istemiş, getirmiş. Sonra meyve. Sonra çerez. Çerez çaysız olur mu? Canı çıkasıca Ahmet, bir dakika durmaz boğazı. O yer, Ayşe koşar. O yer, Ayşe koşar. Kapıdan giremez oldu neredeyse. Büyüdü eninde. Ya ne olacaktı? Dünkü filinta, ak pak oğlan, bu yemeye sıskacık mı kalacaktı?

-Tövbe estağfurullah. Onu da nerden çıkardın? Ahmet’e kızma diye diyorum. Belki öyledir diye. Hem dinlemedim mi ben seni?
-Dinledin ya, Allah razı olsun. Tuttuğun altın olur senin bu yürekle. Hoş altın yolda görse yolunu değiştirir bize karşı. Laf işte abla.

Güldü mü, akşamsefası gibi açar yüzü. Pembeye çalar, bir bakarsın mora döner. İki de kız doğurmuş, maşallah. Kış güneşi gibi bembeyaz. Ahmet’i andırıyor büyük olan. Küçüğü aynı anası. Koca koca gözleri. Hani o ne yapsa perde inmeyecek olanından. Kirpiklerinin gölgesi yanağına düşeninden. Utanmasa avucunda saklayacak onu Ahmet. Bir iki yıla kalmaz; “Kız çocuğu, neme lazım…” demelere başlar. Bu adamın elinde Ayşe, bu adamın elinde şuncacık kız…

Ayşe’ye sorarsan; rüyagezicidir Ahmet. Uykusunda dahi inmez eli ensesinden. Ama şikayet etmiyor bundan. Seviyor ya kocasını, gözlerinin içine bakıyor. Ne kadın ama. Mutfakla salon arası bir yaşama sığıyor, üstelik mutluluk çıkarıyor bundan. Dürteyim diyorum ya Ayşe’yi, dürteyim diyorum ya aklını, boşa. Ayşe değişse, tek tek Ayşe’ler değişse, Ahmet’ler, çarkı çevirenler saydıkça yerinde, dertten başka bir şey bırakmamış olurum Ayşe’ye.

-Pek umutsuzsun be Ayşe!
-N’apayım abla. Düşmüşüm şu koca şehirde, bir kıymet bilmezin peşine. Altın bulsam ne, bulmasam ne!

Ahmet rüyagezici. Dürteyim diyorum ya Ayşe’yi… Boşa. Ayşe değişse, tek tek Ayşe’ler değişse, Ahmet’ler, çarkı çevirenler saydıkça yerinde…

 

Latest posts by Merve Üzel (see all)

Paylaş