Recep İvedik bir halk kahramanı mı? Serinin ikinci filminin olaylı galasında, Şahan Gökbakar‘ın yaptığı konuşmaya bakılırsa evet, o anti-entelektüellerin kahramanı. Bu yazıda, kahramanlığı halktan çok reklam şirketleri ve yapımcıların ekmeğine yağ süren, ‘sistemin dışında’ olanı temsil etme özelliğini günden güne kaybeden Recep İvedik’i, buna rağmen “halk kahramanı” olarak konumlandıran koşullara göz atıyoruz.

recep ivedik 1

Vizyona girdiği günden beri tartışma konusu olan, olumlu ya da olumsuz haberleri ile hemen hemen her gün medyada bir şekilde karşımıza çıkan, bu sebeple de popüler kültürün bir parçası haline gelen “Recep İvedik” serisinin ikinci filmi bu hafta vizyona giriyor. İlk film gibi izlenme rekoru kırıp kırmayacağı bugünden bilinemez ise de, 2009 yılında da gazete ve televizyonlarda Recep İvedik‘li günler yaşayacağımız aşikâr. “Bir Halk Kahramanı” olarak sunulan karakter, hem bu sunuluş biçimi, hem açtığı tartışmalar sonucunda, bir sinema karakteri olmanın dışında bir sosyal vaka olarak da incelenmeyi hak ediyor, daha doğrusu incelemek gerekiyor.

80’li ve 90’lı yıllar bahsedilen kaotik yapının oluşumunda büyük bir katkı sunmuştur. Yabancı dilde eğitim veren kolejlerin peş peşe açıldığı bu yıllarda, imam hatip liseleri ve kuran kursları da aynı oranda sayılarını artırmıştır. Kapitalist şirketlere Türkiye pazarı sunulurken, diğer yandan muhafazakar bir milliyetçi anlayış oluşturma çabası yoğunlaşmıştır. Bir taraftan modern kentli kültür, bunun parçası olmayanları “maganda”, “kıro” şeklinde kodlarken, çoğu siyasi anlayış da bu “maganda” ve “kıro”lar üzerinden siyaset yapmakta, modern kentsoylulara karşı “onlar”ın tarafını tutmaktadır. Televizyonda Televole kültürü almış başını giderken, bir yerlerde sessiz sedasız töre cinayetleri işlenmeye devam etmektedir. Aynı anda birbirine zıt, farklı kültürel kodların üretilmesi, daha sonra bu kodların iç içe geçerek yeni bir durum ortaya çıkarmasına sebep olmuştur.

recep ivedik 2

Recep İvedik sürpriz yumurtadan çıkmadı

Türkiye, kuruluşundan bugüne batılılaşma (modernleşme) çabası içerisinde. Siyasi ve sosyal düzeni modern Batı uygarlıkları düzeyinde yeniden inşa etme çabası olarak ilerleyen bu süreçte, kültürel dönüşüm de modernleşmenin en önemli uğraşı ve aracı durumunda. Bu dönüşüm sürecinin kendisi uzun vadeli sosyal değişim projeleri şeklinde değil de, kısa vadeli, hızlandırılmış kurslar şeklinde gerçekleştiği için modernleşme süreci de sancılı bir şekilde, çeşitli krizleri beraberinde getirerek ilerlemiş hep. Sonuç olarak ise ortaya tam olarak kapitalistleşememiş bağımlı bir ülke ile ne tam anlamıyla Batılı, modern ne de tam olarak feodal, Doğulu bir kültür alanı oluşmuştur. Batılılaşma sürecinin ülkede oluşturduğu krizleri, gerçekleşen darbelerden de takip edebiliriz. Batı demokrasisi ve Doğu despotizmi arasındaki bu gel-git halinin, ucube bir toplumsal kültür yarattığını iddia etmek mümkün. Kapitalistleşmenin yarattığı yozlaşma da bu sürece eklendiğinde, modernliğin dayanılmaz cazibesi yerini kültürüne sahip çıkma girişimlerine bırakmıştır. Nihayetinde bu süreç “Türkiye hem Batı hem de Doğu’dur”, tespiti üzerinde nihayet bulmuştur. Ortadoğu’da yeniden şekillendirme operasyonları gerçekleştiren ABD’nin Türkiye’ye biçtiği Modern İslam Cumhuriyeti rolüne uygun düşen bu durum, mevcut kaotik kültürel yapının devamlılığının sağlanması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. 

Bir zamanların Leman gibi mizah dergilerinde, “maganda” şeklinde gösterilen karakterler üzerinden mizah üretilir ve mizah sayesinde de bilinçli ya da bilinçsiz bir “ötekileştirme” süreci yaşanırdı. Büyük bir göç dalgasıyla İstanbul’a ya da büyük kentlere gelen insanlar açısından düşünüldüğünde bu ötekileştirme süreci, ya onların mevcut kültürel kodlarına daha da sarılmalarına ya da bu kodlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıp özenti bir konumda kalmalarına yol açtı. Oysa yaşadığımız “post” zamanlarda çeşitli kırılmalar yaşanmaya, “yapıbozumu” kültürel kodlar üzerinden hayata geçmeye başladı. “Van tu teri forrooooo”lar ekranlarda boy gösterirken, Müslüm Gürses, Sezen Aksu şarkıları söyleyerek kentli orta sınıfın ipodlarına girmeyi başardı. “Beyaz Melek” filmi ve Mahsun Kırmızıgül de yine bu açıdan bir dönüşümün ürünüydü.

recep ivedik 3

Mizah açısından ise artık çok fazla “maganda” tipine rastlanmazken, uzunca bir zamandır Recep İvedik‘in habercisi sayılabilecek şeylere güler olmuştuk. Yılmaz Erdoğan hem stand-up gösterilerinde yaptığı esprilerde hem de çektiği filmlerde, modernlik ve doğu insanının bunun karşısında yaşadığı durumlar üzerinden mizah üretirken, Doğu ya da Batı kültürleriniden herhangi birini ötekileştirmedi. Avrupa Yakası’nın Volkan’ı (Ata Demirer) Cihangirli olmasına rağmen, Cihangirlilik durumunun dışında kalan ve bu dışında kalma halleriyle güldüren, Recep İvedik kadar kıllı olmasa bile bu potansiyeli taşıyan bir karakter olarak yaratıldı. Yani bir süredir Recep İvedik benzeri karakterlerin mizah sahnesini doldurduğunu iddia etmek mümkün.

 Recep İvedik’i neden sev(m)iyoruz?

“Pandora’nın Kutusu” (2008) filminde deşifre edilen kentli bireyin yabancılaşma ve yalnızlaşma sürecini düşünürsek, Recep İvedik (ilk film açısından) düzen dışı bir karakterdir. Sistemin dayattığı herhangi bir sorumluluğu paylaşmaz, sosyallik halinin ortaya çıkardığı herhangi bir kurala uymaz, özgür değil ama başına buyruk bir karakterdir. Çalışmayan, kamyoncular derneğinin verdiği üyelik kartı dışında kimliği bile olmayan Recep İvedik, bu özelliğiyle sistem ile karşı karşıya geldiği anların ürettiği mizah ile izleyicisini güldürebilmektedir. Sevdiği kızın doğum lekesine “bok sıçramış gibi” diyecek kadar kaba ama içten, cüzdanını düşüren otel sahibini bu yüzden azarlayacak kadar agresif, ama kalkanlarını indirdiği anlarda da yavru kediyi sevdiği andaki gibi naif olan Recep İvedik‘in gördüğü ilgide, şüphesiz, bu çelişkili karakter yapısının büyük katkısı var.

recep ivedik 4

Recep İvedik alışageldiğimiz “maganda” profiline de tam anlamıyla uymaz. Kılık kıyafet ve kaba sabalık anlamında uygun olsa bile, kullandığı dil ve kelime hazinesi açısından bu profilin oldukça uzağındadır. Gerektiğinde herkesten iyi dans edebilmekte, yumruğuyla yapmadığı zamanlarda karşısındakini kelimeleriyle dövebilmektedir.

Recep İvedik aynı zamanda bu özellikleri yüzünden de oldukça eleştirilmektedir. Kıllı, kaba saba bir karakterin, bol argolu konuşmasıyla, sinemanın temel kabullerini gerçekleştirmenin bile uzağında olan bir filmle bu kadar fazla izlenmesi, hepimizin takip ettiği gibi, entelektüellerin ve kentli modern bireylerin tepkisini çekti.

Halihazırda son zamanlarda gerçekleşen siyasi ve toplumsal süreç neticesinde zaten modern kentsoylu kültürün saldırı altında olması, Recep İvedik‘e karşı yüksek ölçekte bir tepkisellik üretti. Sinema yazarlarının dışındaki tepkilerin tamamı elitist bir bakış açısından, kentsoylu bir bakış açısından geldi. “Post” zamanların tehdit ettiği modernliğin tepkisinde, doğruluğu ya da yanlışlığı dışında belirleyici olan eleştirinin konusuydu. Recep İvedik‘i ortaya çıkaran koşulların dışında değerlendirdiğimizde, filme ya da karaktere duyulan tepkilerin hiçbir anlamı yok. Üstelik bu tepkilere rağmen filmin rekor sayıda izleyici tarafından izlenmiş olması bu eleştiri kampını daha da sağlamlaştırmıştır. 

recep ivedik 5

Recep İvedik kimin kahramanı?

Şahan Gökbahar, Recep İvedik 2 filminin galasındaki açılış konuşmasında, galadaki izdihama atfen “İstanbul’da bu kadar anti-entelektüel olduğunu bilmek beni gururlandırdı”, “Bu filmi izlediğiniz için sosyal çevrenizden dışlanacaksınız” gibi sözler de içeren tepkisel bir konuşma yapıp Recep İvedik‘i “halk kahramanı” ilan etti. İlk film açısından düşünüldüğünde yukarıda sayılan sevilme nedenleri ışığında “belki böyle bir kahramanlık atfedilebilir; fakat özellikle ikinci film açısından düşünüldüğünde bu kahramanlık noktasında büyük sıkıntılar var. Recep İvedik ilk filmde sistem dışı duran, kamyoncular, otel çalışanları gibi toplumun alt kesimlerinin yanında olan bir karakterken, ikinci filmde iş hayatına atılıyor ve dedesinden kalan reklam şirketinin ortağı oluyor. Aslında bu ortaklık öncesinde, kasiyerlik, hostluk, tezgahtarlık gibi işlerde şansını deniyor; fakat her seferinde patronlarla kavga edip işten ayrılıyor. Bu durumda patron düşmanı bir konumdayken, kendisi patron olduktan sonra yerli yersiz çalışanlarını azarlayıp hırpalıyor, hatta taciz ediyor. Kodamanlardan biri oluyor, çeşitli dergilere kapak oluyor, golf oynuyor. Sonuç olarak bu filmde Recep İvedik eleştirilen sistemin bir parçası oluyor, üstelik patron sıfatıyla. Bildiğiniz gibi, İvedik karakteri ilk filmden sonra Turkcell reklamları ile sistemle bütünleşmiş, karakterin popülerliği bir reklam kampanyasının malzemesi olarak kullanılmıştı. Eğer Recep İvedik için bir kahramanlık söz konusu ise, bu halkın lehine değil reklamcılar ve yapımcılar lehinedir. Gündemdeki “monşer” tartışmalarına paralel olarak yapılan “anti-entelektüel” göndermesi, filmi pazarlamak için mevcut olan bir kamplaşmadan yararlanma girişimidir.

“Recep İvedik 2”, ilk filme nazaran daha küfürsüz, daha az kaba saba, daha doğrusu daha çok gişe yapması planlanan bir film. Üstelik İvedik karakteri sadece toplumun belirli bir kesimi tarafından sevilmesin diye, ikinci filmde iş hayatının içine yerleştirilmiş. “DNA’sında çalışmak” olmayan “kodu bozuk” Recep İvedik‘i çalışma hayatının bir parçası haline getirmek, reklam malzemesi haline getirmek, olası bir halk kahramanlığı ihtimalini de yok eder. Eğer çekilecekse -ki muhtemelen çekilir- serinin üçüncü ya da dördüncü filminde Recep İvedik evlendirilip, iyice toplumsal düzenin içerisine yerleştirilir. Nitekim, ikinci filmde ninenin Recep‘ten istekleri arasında bu da vardı: “İş bulunacak, saygınlık kazanılacak, evlenilecek.”

recep ivedik 6

“Recep İvedik” sinema mıdır?

Serinin ilk filmine yapılan eleştirilerin büyük çoğunluğu, filmin genel geçer anlatım tekniklerinin dışında olması, sinemasal bir anlatıdan ziyade, peş peşe gösterilen skeçler şeklinde ilerlediği yönündeydi. Bu eleştiri ilk filme nazaran daha düşük dozda bir hikaye anlatımı içeren “Recep İvedik 2” için de mutlaka yapılacaktır. Sinema modern bir sanattır, modernleşme sonrası oluşmuştur. Modernizm sınıflandırma, kodlama ve tanımlama üzerinden şekillenir. Olumlu ya da olumsuz her unsur tanımlı olmak zorundadır. Normal ve anormal olan tanımlıdır. Hukuk bütün suçları tanımlamak, bütün cezaları tanımlamak zorundadır. Tıp bütün hastalıkları, tedavileri, ilaçları tanımlar. Sanat da aynı şekilde tanımlıdır ve bir disiplin halini almıştır. Sinemada da akımlar, kamera açıları, film türleri tanımlıdır. Deneysel çalışmalar, türler arası oynamalar, yenilik getiren filmler bile hemen tanımlanır, kodlanır, sınıflandırılır.

Postmodernizm ise bu kodlama ve sınıflandırma mantığının sonunu ifade eder. İdeolojiler , -izm’ler bitmiştir, büyük anlatılara, büyük disiplenlere gerek yoktur. Sosyoloji yoktur örneğin, toplumu incelemek yerine “sosyallikler analizi” yapmak gerektiğini savunur. Recep İvedik serisi postmodernizm’in sinema tezahürüdür. Hiçbir kalıba uymayan, hiçbir sinema kuralına göre çekilmeyen bir görüntüler bütünüdür. Üstelik kahramanının da sistem dışı, aykırı bir karakter olduğu düşünülürse filmin yapısı ile içeriği uygun düşmektedir. Bu uygunluğun ortaya çıkardığı şeyin sinema olup olmadığı dışında, bunun ortaya çıkmasını sağlayan “postmodern” söylemi deşifre etmek gerekir. Kapitalist sistem “post-” olanı pazarlamakta, “post-” olanı popüler kılmaktadır. Türkiye’de de popüler kültür bu alanlardan beslenmektedir. Ancak böyle bir söylem içerisinde, çalışanlarını döven, taciz eden bir karakter, halk kahramanı olarak ortaya çıkma cüretini gösterebilir. Ancak böyle bir söylem sayesinde Recep İvedik “çingiş pembe” reklamlarla piyasa ile iç içe geçebilir.

 

Paylaş