Nuray Şen, Say Yayınları etiketli Erich Fromm’un Psikanalize Yeni Bir Bakış kitabını değerlendirdi.

Çağdaş düşünce tarihinde özel bir yeri olan Erich Fromm ölmeden önce sık sık bir ötekileştirme ile karşılaştı. Bunu yapanlar, bilim çevrelerinden çok, toplumu Fromm gibi aydınlarla buluşturmayarak, etkilerindekilerini koyun sürüsü gibi tutarak, saltanatlarını sürdüren kesin inançlılardı. “Sevgi Peygamberi” Fromm onlara da anlayışla baktı. Psikanalizdeki biyolojik ve sosyal (veya kültürel) yönlü bakış açıları arasında temel bir zıtlık bulunduğuna dair, yalnızca psikanalizi ve sosyal psikolojiyi ele alan bilimsel literatürde değil, toplum genelinde de yaygın bir varsayım bulunduğunu savundu. Freudcu bakış açısının biyolojik olarak nitelendirilmekte olduğunu ve Yeni-Freudcu olarak adlandırılan ekollerin kuramlarının, sanki bunlar biyolojik olana zıtmış gibi, kültüralist temelli olarak nitelendirildiğini ifade etti.

Say Yayınları, Fromm’un yapıtlarını yayımlamayı sürdürüyor. Böylece Fromm’u bir bütün olarak anlama olanağı doğuyor. Fromm’u Fromm’un ağzından tanımak önemli. İlginçtir ki Fromm sözünü sakınmadan Freud’u eleştirdiği için Freudcularca dışlandığı kadar onu Freudcu, Yeni-Freudcu diye damgalayanlarca da bir kaşık suda boğulmak istendi. Erich Fromm ise Freud’un ifadesiyle “kültürel” bakış açısına karşı, Fromm’un “kültürel ekolünün” ifadesiyle “biyolojik” bakış açısı diye bir şey olmadığını savundu. Kendisinin bir ekolün kurucusu olmadığını, daha çok belirli bir takım düzeltmeler yaparak Freud’un kuramını ilerletmeye çalışan bir psikanalist olduğu gerçeği bir yana, insanın kişilik gelişiminin, içine doğduğu sosyal yapıya dinamik olarak uyum sağlamak suretiyle hayatta kalabilmesi için hayvansal yaşamın belirli ve tanımlanabilir bir noktasında ortaya çıkmış insani bir çaba olarak algılandığı sosyobiyolojik bir bakış açısına sahip olduğunu dile getirdi.

Fromm öncelikle karşısına dikilenlerin kapıldığı önyargı, kesin inanç rüzgârlarında sürüklenmiyor. Freud’un konuya bakış açısının biyolojik temelli olduğu şüphesiz olmasına rağmen, onun çalışmalarını sosyal yönü olmayan, sadece biyolojiyi temel alan çalışmalar olarak nitelendirmenin onları çarpıtmak olacağını düşünüyor. Böyle hatalı bir dikotominin neredeyse tam tersine, Freud daima sosyal yönlüden olmuştur. Kitle Psikolojisi isimli eserinde de ifade ettiği gibi o, insanı asla yalıtılmış, sosyal bağlamdan kopuk bir varlık olarak görmemiştir… Freud’un, toplum faktörünü göz önüne alırken, bütün olarak toplumun veya toplum içindeki sınıfların değil de daha çok ailenin üzerinde durduğu doğrudur ama bu yine de bir insanın gelişimini anlayabilme amacı kapsamında onun, öncelikle mevcut biyolojik yapı üzerindeki toplumsal etkileri (ailenin etkisini) anlaması gerektiği gerçeğini değiştirmez. Biyolojik olana karşı sosyal bakış açısı arasındaki hatalı dikotominin kendi çalışmalarını da “biyolojik olmaktan çok kültürel” olarak sınıflandırılmasındaki hatalı dikotominin temelini oluşturduğunu söylüyor. Onun yaklaşımı daima sosyobiyolojik bir yaklaşım olmuştur. Bu bakımdan Freud’unkinden temel olarak farklı olmamakla birlikte, psikoloji ve antropolojide insanın, kültürün gelenekler ve eğitim (örneğin, öğrenim ve koşullanma) aracılığıyla üzerine kendi metnini yazdığı boş bir sayfa olduğunu varsayan türde davranışsalı düşünceyle kesinlikle çelişmektedir…

Fromm’a göre sosyobiyolojik bakış açısı her şeyin ötesinde evrim kavramına dayanmaktadır. Evrimci düşünce, tarihsel düşüncedir. Hayvanların gelişiminin tarihçesinde meydana gelmiş olan bedensel değişimler ele alındığında, tarihsel düşünceye “evrimsel” denir. Yalnızca organizmadaki değişimlere dayanmayan şeylere atıfta bulunulduğunda ise, tarihsel değişimlerden bahsedilir. İnsan, insan olarak ortaya çıktığı anda kendinde mevcut olan anatomik ve fizyolojik yapısını korumuş olsa da hayvanların, özellikle de memelilerin davranışlarını ve nörofizyolojik süreçlerini bilmek insanı ele alan çalışmalar açısından kayda değer bir önem taşımaktadır… tuzakların farkında olunduğunda, hayvan davranışı ve hayvanların nörofizyolojik süreçleri üzerine yapılan araştırmaların sonuçları, insanı ele alan çalışmaların ufkunu açacaktır… insana dair bilimin her bir dalı, diğer bilim dallarını yalnızca bilmek ve ona saygı duymakla kalmayıp her iki alanda yapılan araştırmalara katkıda bulunan veriler sunmak ve sorular yöneltmek suretiyle diğerlerinin ufkunu açmalıdır.

Freud’un çeşitli karakter sendromlarına ilişkin yaptığı klinik tanımı baştan sona kabul ettiğini açıklayan Fromm, onunla ters düştüğü noktanın tam olarak bu farklı biyolojik yaklaşımlar olduğunu söylüyor. Ancak burada değinilmesi gereken bir nokta bulunuyor. Freud’a göre karakter özelliklerini harekete geçiren veya yükleyen enerji libidinaldir, yani cinseldir (Freud’un bu terimi kullandığı geniş anlamda). Ancak Fromm bu terimi şu anlamda kullanıyor: Enerji, yaşayan organizmanın hayatta kalma arzusudur ve bu enerji bireyin bu göreve tepki gösterebilmesini sağlayacak şekilde çeşitli yönlere kanalize edilmektedir. Daha dar anlamdaki cinsel enerji terimi değil de, daha çok genel manadaki enerji terimi ilk olarak C. G. Jung tarafından kullanılmıştır, ancak Jung bunu karakterin sosyobiyolojik işleviyle bağdaştırmamıştır.

“Genel anlamda” toplum diye bir şeyin söz konusu olmadığını; yalnızca toplumun çeşitli yapılarından bahsedildiğinin altını çizen Fromm, sosyal karakterin belirli bir toplumun istikrarını garantilediği anlamına gelmediğini vurguluyor. Sosyal yapı insanın ihtiyaçlarına fazlasıyla ters düştüğünde ya da aynı anda yeni teknik ve sosyobiyolojik olasılıklar doğduğunda, en gelişmiş bireylerde ve gruplarda önceden bastırılmış olan karakter öğeleri baş gösterecek ve toplumun insani bakımdan daha tatmin edici bir topluma dönüşmesine yardımcı olacaktır ona göre. Sosyoekonomik istikrar dönemlerinde toplumun çimentosu olan karakter, büyük değişikliklerin yaşandığı dönemlerde dinamite dönüşmektedir.

Çimento ile dinamit sarkacında insanlık, toplum ve insanı anlamanın anahtarlarını sunuyor Fromm.

Yazan: Nuray Şen

Paylaş