Türkiye’deki Cumhuriyet rejiminin tasfiyesi için yapılan Anayasa değişikliğinin kabulü için düzenlenecek olan referandum akıllara Pablo Larrain’in yönettiği 2012 yapımı No filmini getirdi. No filminde diktatör Pinochet yönetimindeki Şili’de 1988 yılından düzenlenen halk oylamasındaki “Hayır” kampanyasının öyküsü anlatılıyordu.

Filme konu olan “Hayır” kampanyasının mimarı reklamcı Eugenio Garcia, Evrensel’den Elif Görgü’ye verdiği röportajda, diktatör Pinochet’nin yönetimine son veren Hayır kampanyasını anlattı ve Türkiye’deki referandum için Hayır’cılara önerilerde bulundu.

İşte Eugenia Garcia’nın açıklamaları:

Diktatörü devirmek benim için bir görevdi

“O dönemde başarılı bir reklam ajansının ortağı ve yaratıcı direktörüydüm. Ailem her zaman soldan yanaydı. Kız kardeşlerimden biri Devrimci Sol Hareket üyesiydi, yeraltına çekildikten sonra çocuklarıyla birlikte ülkeyi terketmek zorunda kalmıştı.”

“Pinochet hükümete darbe yaptığında babam ve abim işlerini kaybettiler. Ben felsefe okuyordum ve benim neslimin sosyal bilimler ve sanat okuyan birçok üniversite öğrencisi gibi ben de reklam bölümüne geçtim. Rejimin her zaman karşısındaydım fakat siyasete katılımım yoktu. Kampanyaya katıldım çünkü mesleğimi diktatörlüğün devrilmesi için kullanmanın görevim olduğunu hissettim.”

En büyük engel korkuydu

“Pinochet, halk oylamasını (referandumu) kazanacağına kesin gözüyle bakıyordu ve demokratik ritüelleri garanti altına alacak şekilde seçimler için kayıt olma sürecini başlattı. Buradan, halkı seçmen olarak kayıt olmaya teşvik eden; seçimin hükümet tarafından maniple edileceğini, bunun Pinochet’in imajını temizleme operasyonu olduğunu düşünenlerin şüpheciliklerini bir kenara bırakmalarını sağlayan büyük bir halk hareketi çıktı. Bu oylamayı kazanmak için aşılan ilk barikat oldu.”

“Kampanyanın en büyük zorluğu ülkeye yerleştirilen korkuyu yenilgiye uğratabilmekti.”

“Muhaliflerin, seçim sürecinin yeni bir baskı, kayıplar, işkence ve ölüm dalgası ortaya çıkaracağından korkusu… Pinochet taraftarlarından; diktatörlük yıllarında gerçekleştirdikleri tüm şiddetin geri geleceğinden duyulan korku… Muhalifler zaten rejimin tüm korkunçluğunu hatırlıyorlardı, bunları onlar için tekrarlamaya gerek yoktu.”

Bugün sadece Erdoğan’ı eleştirmek yetmez

“Bugün sosyal medyanın varlığı nedeniyle kitle iletişimini kontrol etmek imkansız. Herkes kendi arkadaş ağını etkileme imkanına sahip ve bu kişinin vermek istediği mesajın kontrol edilmeden yayılmasına izin veriyor. Bugün en zoru, bu dağınıklıkta bir tutarlılık yakalayarak hedef birliğini gösterebilmek, ahlaki üstünlüğü gösterebilmek olurdu; sadece diktatörü eleştirmenin başarısız olacağını artık hepimiz biliyoruz.”

“Türkiye’deki durumu, üzerine yorum yapabilecek kadar iyi bilmiyorum, ama bugünün politikalarının ikilemlerinin genellikle etik ikilemler olduğunu söyleyebilirim. Anladığım kadarıyla Erdoğan da, yükselen muhalefetin ahlakıyla çatışarak kendi iktidarına anlam kazandırıyor. Diktatörlerin besin kaynağı genellikle -gerçek ya da hayali ancak her zaman bilerek abartılmış olan- düşman korkusudur. Bu korkuyu yenmenin yolu tehdit etmek değil, kolları indirmek ve Türkiyelileri bir araya getirecek duyguyu bulmak olabilir. Yenilecek düşman; bölünmüş, çatışma halindeki, kardeşin kardeşle kavga ettiği Türkiye’dir.”

“Benim fikrime göre verilecek ‘Hayır’ Erdoğan’a değil, onun yarattığı bölünme ve çatışma sistemine yönelik olmalı.”

Paylaş