31. İstanbul  Film Festivali kapsamında son filmi “Azrail’i Beklerken” filmiyle  İstanbullu sinemaseverle buluşan İranlı çizgi roman yazarı, yönetmen Marjane Satrapi “Nasıl Sinemacı oldum” isimli çok önemli bir sinema dersi verdi.

“Benim için burada olmak bir gurur” diyerek konuşmasına başlayan Satrapi, ardından kendi deneyimlerinden söz etti. “Ben henüz  bir öğrenciyim, kendimi asla sinema yaparken düşünmedim ama şu an sinemacıyım” diye konuşan Satrapi, hayatında her şeyin tesadüflerin sonucu olduğunu dile getirdi. Kendi hayat hikayesini bizlerle paylaşırken “babam mühendisti ben de  matematik ve fizik okudum, mühendis olacağımı düşünüyordum ama ne zaman ki sınıfta diğer arkadaşlarımla olduğumda bu işin kesinlikle bana göre olmadığını anladım. Hayatımın geri kalan kısmında bu işi yapacağımı düşünmek işte bu gerçekten sıkıcıydı.”  dedi.

Persopolis ve İran Devrimi

Hepimizin Persopolis çizgi romanıyla tanıdığı İranlı yazar, Persepolis filmi ile ilgili olarak hayatındaki önemli dönemeç noktalarını paylaşırken, doğallığı ve  nüktedan kişiliğiyle de salondaki herkesi kendine hayran bıraktı.

2007 yılında  Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülünü alan ve aynı zamanda yabancı film dalında Oscar adayı olan Persopolis’in yazılma ve sinemaya aktarılma serüvenini İran tarihi, devrim deneyimi ve kişisel  gözlemlerini otobiyografik bir tavırla, Persopolis’teki 14  yaşında bir genç kızın gözlerinden yansıttığını dile getiren Satrapi, bu çizgi romanın filme çekilme teklifini aldığı ilk an için, “Bunun çok saçma olduğunu ve kesinlikle tutmayacağını düşündüm, bu benim ilk ve son filmim olur diye söyledim” şeklinde açıklama yaptı. Bu maceraya giriştikten sonra günler ve geceler boyu stüdyoda sabahladıklarını, onun için oldukça zor bir dönem olduğunu  dile getirdi.

Sinema ve Kırmızı Halı Maceraları

Satrapi’nin salondaki herkesi kahkalara boğduğu anlardan biri de kırmızı halı maceralarıydı. Persopolis artık  beyazperdeye taşıundıktan sonra hiç ummadığı bir başarıyı yakaladığını söylediği film için festivallere  katıldıkları dönemlere dair anısını anlattı: “Artık biraz filmin havasına girmiştim, fotoğrafçılar akın akın gelip resim çekiyorlardı  ben de benim için geldiklerini sandığım bir anda yanımda John Travolta’nın olduğunu ve onun resmini çektiklerini anladım”

“Sinema  mesaj vermek zorunda değil”

Oyuncu Sean Penn başkanlığında  Cannes’de jüri  üyesi olduğu  dönemde  Penn’in ciddi ve sosyal içerikli filmleri destekleyelim savına neden karşı çıktığını açıklayan Satrapi şunları söyledi: “Sinema mesaj vermek zorunda değil, sinema sosyoloji yapmak zorunda da değil. Sinemada önemli olan hikaye anlatmak , ve her şeyden önemlisi söyleyiş biçiminiz.”

Liberalizm ve Sinema “Juno” Ne kadar Gerçekçi?

Bir biçimde liberalizmin sinemaya dokunduğunu belirten yazar aslında anaakım  Hollywood yapımlarında bu damarın çok daha kuvvetli olarak görüldüğünü belirtirken, Juno filmini de gerçekçi olmayışı nedeniyle eleştirdi.  “Evet Juno büyük bir başarıydı ama kız hamileydi ve mutluydu. Bu kız 15 yaşındaydı ve kimse ona niye hamile kaldın diye sormadı” derken aslında Hollywood sinemasının gerçekçi olmayan mutlu kadın mitleri ürettiğini de dile getirdi.

Kimlik , Aidiyet, Çokulusluluk ve Anavatan Özlemi

Kendini bir erkek olarak tahayyül ettiğinde annesinin İran, karısının ise şu anda yaşadığı Fransa olduğunu dile getiren Satrapi, bu durumun değişebileceğini, her an karısını boşayabileceğini söyledi. Kendini çok uluslu  bir kişi olarak tanımlarken özellikle çok kültürlülüğe açık bir insan olduğunu belirtti.

“Kim bilir belki beni ileride dansçı olarak görürsünüz.”

Gelecek projelerinden söz eden yazar hiçbir şeyin hayatında mutlak ve kesin olmadığını, aslında resim yapmak istediğini, hatta şakayla karışık ilerde dansçı olacağını söyledi.

Sinema dersi sonunda kendisiyle tanışma ve konuşma imkanı da bulduğum Satrapi, röportaj talebimi de çok sıcak karşıladı. İlerleyen tarihlerde kendisiyle gerçekleştirdiğim özel röpartajı da umarım buradan okuyabilirsiniz.

Esen Kunt

Paylaş