Akustik adlı yeni bir albüm çıkaran Pentagram grubu, Cumhuriyet’ten Ceren Çıplak’ın sorularını yanıtladı:

– Geçmiş yıllardaki bir röportajınızda “‘Sonsuzluk’ akustik bir albümün habercisi olabilir mi?” diye sorulunca siz “Hayır, şimdi sert olmanın zamanı” diyorsunuz. O zaman bugün sert olmanın zamanı değil mi? Neden bugün akustik bir albüm?

Tarkan Gözübüyük: Çünkü son yıllarda herkesin kafası şişti.

Hakan Utangaç: O şarkı sonsuz olduğuna göre Anatolia’nın son şarkısı yani 1997, 20 yıl olmuş. Herhalde o zaman olmuş bu röportaj. Hatırlayamadım, fakat son zamanlar yeteri kadar sert geçti. Etkilemiştir muhakkak.

– “Geçmişin Yükü” adlı parçanızda “Bizler Tanrının yetim çocukları / cenneten düşen umut sürgünleri / bizler Tanrının kırık hayalleri” diyorsunuz. Neden Tanrının kırık hayalleriyiz?

Tarkan Gözübüyük: “Geçmişin Yükü” adlı şarkının yer aldığı MMXII albümü 2012’de yayımlandı. Bu yapımı da öncekilerde olduğu gibi bütün halinde tasarlamaya çalıştık. Alıntıdaki sözler, albüm boyunca tasarlanan hayali yolculuktan bir kesit. Kişisel, toplumsal, küresel, siyasal, kültürel, birçok yönden okumaya açık. Sorduğun şarkının konusu temelde hayata dair pişmanlıklar ve çaresizlikler üzerine.

Hakan Utangaç: Şarkının bize o zaman hissettirdiği şey o olmuş, herkes için farklı duygular barındırabilir. Biçare bir şarkı.

– İlk konserinizde ve bazı konserlerinizde masaların, koltukların, sandalyelerin kırılıp döküldüğü biliniyor. Sizce metal müzik nasıl bir hissiyat yaratıyor ki kırıp dökme oluyor?

Tarkan Gözübüyük: Heavy metal müzik, yoğun nüfuslu sanayi şehirlerini temsil ediyor. Tıpkı kasik müzik enstrümanlarının doğayı yansıtması gibi. Kalabalık kentlerde varolabilmek için türlü kalıplara uymak gerekiyor. Bu herkes için kolay değil. Konserlerde gülmek, ağlamak, bağırmak, dans etmek yadırganmıyor. Her kesimden insan bir arada duygularıyla ve doğasıyla yüzleşip bu sayede topluma sağlıklı birey olarak dönme imkânı buluyor. 80’lerdeki ilk konserlerin heyecanı yüksekti fakat asıl sorun, sinema ve düğün salonlarının konserlere uygun olmamasıydı.

Hakan Utangaç: O dönem konser salonu yapısı yok, Açık Hava Tiyarosu var, sadece yaz mevsiminde. Kışın sinema salonları uygun olurdu. Fakat mekânın kapasitesini zorlayınca, kalabalıktan dolayı izleyiciler sahneyi görmek için koltuğu yükselti olarak kullanınca kırılması kaçınılmaz. 500 kişilik sinemada 1700 kişi olunca biraz zorluyor haliyle.

– Sadece müzikle geçinmek pek çok grup ve müzisyen için neredeyse imkansız. Sizler geçinmek için başka ne işler yapıyorsunuz?

Tarkan Gözübüyük: Müzik ve görsel sanatlarla bağlantılı çeşitli çabalar içindeyiz.

Hakan Utangaç: Evet fakat çok da kulvardan uzaklaşmıyoruz.

– Bir söyleşide “Alevi-Bektaşi geleneğinin bugün hepimizin en fazla özdeşleşebildiği damarlardan biri olduğu da bir gerçek” diyorsunuz. Biraz açar mısınız?

Tarkan Gözübüyük: Bu gelenek Anadolu kültürüyle özdeş olduğu için insana ve hayata dair yapılan tespitler her dönem geçerli oluyor. Farklı kültürlerde de karşılık bulan değerli bir miras.

Hakan Utangaç: Alevi-Bektaşi geleneğinin inancında zorlayış, şiddet, kin ve nefrete yer yoktur. Müziğimizde içerik oluştururken beslendiğimiz bir alan.

-Pentagram’ın ana sloganı nedir? Dinleyicisine ne vermek ister ya da dinleyicisiyle neyi paylaşmak ister?

Tarkan Gözübüyük: Geliyor geçiyor hayat, dönüyor durmuyor, dünya.

– Bugünkü Türkiye gündemi ile ilgili yorumunuz ve tutumunuz nedir?

Tarkan Gözübüyük: Böyle zamanlarda herkesin mesleğine azami özenle sarılması tavsiye  edilir, biz de buna uymaya çalışıyoruz.

Hakan Utangaç: Gündemi endişeli ve her zaman olmasa da bazen umutlu (olmak zorundayız) izliyoruz. Her şey o kadar hızlı değişiyor ki şu an söyleyeceğimiz bir şey yarın anlamını yitirebiliyor. Şu sıralar yapmamız gerekeni yapıyoruz.

-Metal, rock müzik için “Bu şeytan icadı” denir ya. Müzik de şeytan olur mu?

Tarkan Gözübüyük: Göründüğü kadarıyla şeytanın var olduğu tek yer insan zihni.

Hakan Utangaç: Geçtiğimiz yüzyılda bu daha fazla oluyordu, biraz azalmıştı şimdi ne oldu da şeytan müzik yine bir araya geldi. Asıl şeytan başka yerlerde, bu çok açık. Yine geçtiğimiz günlerde bir röportajda geçmişten bahsederken biraz konusu geçmişti. Bir baktık koca başlık olmuş, odak noktası sanki oymuş gibi. Bence bu konuyu birileri bir araya getirmeye bayılıyor. Bu konuda bizden de çok önceleri yapılmış olan bir şarkıyı yaptık zamanında cevaben.

– Harbiye Açıkhava konserinizde atılan ve daha sonra da albümünüzün adı olan “popçular dışarı” sloganının konsere gelen Levent Yüksel için söylendiği yazılıyor. Doğru mu?

Tarkan Gözübüyük: Hikâyenin aslı şöyle. Temmuz 97, Levent Yüksel yakınları ile birlikte grubun davetlisi olarak konsere gelir. Bir grup izeyici o dönem popüler olan “Bi daha” şarkısını söyleyerek Levent Yüksel’e sevgi gösterir. Daha defansif bir kesim de “Popçular dışarı” şeklinde bağırmak suretiyle bu dinleyici grubunu eleştirir. O esnada başlayan giriş müziği Carmina Burana eşliğinde bu slogan konser kayıtlarına karışır. Konser heyecanıyla o gün olayın farkında değildik. Popçular dışarı sloganını günler sonra İskender Paydaş’ın stüdyosunda kayıtları dinlerken duyduk. Yaşananları da bize ses teknisyenimiz Alp Turaç anlattı.

– Müzik dinleyicisinin neden rock müziğe ihtiyacı var?

Tarkan Gözübüyük: Evde artık her albümü dinleme imkânı olsa da müzik aslında sahne sanatı. Her tarz müziğin canlı çalındığı yerler çoğalırsa, bizim kuşağın müziğe katkısı artar. Müziğin dili evrensel. Ortak düşüncede buluşamayan insanlar, ortak duygularda buluşabilir.

Hakan Utangaç: Müzik çok sihirli, telepatik bir dil gibi, kimseyle konuşmadan iletişim kurabildiğin ve bu kontağın özünde sevgiye ve dostluğa dayalı bir temeli olduğunu bilince ateşi söndürmek istemezsin. Müzik iyi hissettirir.

Kaynak: Cumhuriyet

Paylaş