Zumbara, paranın yerine zamanın kullanıldığı bir takas sistemi. Bu sistemde bulacaklarınız hayal gücünüzle sınırlı; karton kutu yapımı eğitimi, dinleme, yabancı dil dersi, oda toplama hizmeti… Zumbara, ilgi alanlarınızı genişletirken kendinizi de keşfedeceğiniz alternatif ekonomi biçimlerinden biri. Parasız bir yaşam mümkün, işte kanıtı...

Hava yağmurlu. Soğuk da sayılır. Pazar pazar Şişli’den kalkıp, Karaköy’e gideceğim. Trafik de vardır kesin. Üstelik bütün bunlar Zumbara diye bir oluşumun yaptığı sergi için. Zumbara ne mi? Bunu biliyor olsam bu yakınmalara girişmezdim, ancak Zumbara yani zaman kumbarası, Türkiye için yeni bir oluşum. Dünyada kökü 1980’lere uzanıyor. Doğum yeriyse, Amerika. Sosyal adalet temsilcisi Edgar Kahn “insanın ihtiyaç duyulmaya ihtiyacı vardır” fikrinden yola çıkarak buluyor bu sistemi. Bugün 33 ülkede uygulanıyor. Her ülkenin sistemine göre şekil değiştiriyor. Mesela, İspanya’da devlet destekli. Amerika’da öyle sistemli uygulanıyor ki, zaman bankası enstitüleri var. İngiltere’de hem devlet destekli, hem de gönüllülüğü arttırmak için iki farklı yöntem hâkim. Zaman bankası, alternatif ekonomilerden sadece biri. Armağan kültürüne dayanıyor. Daha anlaşılır olmak gerekirse, zumbara; paranın yerini zamanın aldığı bir takas sistemi.

“Mesela” diye anlatmaya başlıyor Zumbara’yı Türkiye’ye getiren Ayşegül Güzel, “ben yıllardır fotoğrafçılıkla uğraşıyorum. Sevdiğim için başka insana bu konuyu anlatmak hoşuma gidiyor. Sen de ne zamandır fotoğraf çekmeyi öğrenmek istiyorsun. Esra buluşalım iki saatte sana pozometre, ışık, baya bir şey öğretebilirim, diyorum. Sen de karşılığında bana zumbara.com’dan iki saat yolluyorsun. Ben bu iki saati zaman kumbarama atıyorum. Mesela bir saatliğine evimdeki avizeleri taktırıyorum, ki bunu yaptım. Diğer bir saatiyle Afrika davulu dersi alıyorum, ki bunu da yaptım. Zumbaranın asıl amacı ilişki kurdurtmak, uzun vadede güven yaratabilmek ve topluluk kurabilmek”.

Bu sistemle ilk defa İspanya’da karşılaşmış Güzel, bir şirkette dört yıl boyunca inovasyon danışmanlığı yaptığı yıllarda. Kaldığı mahallede zaman kumbarasının adını duyunca merak edip, kayıt olmuş. Servis değişimi aldıkça mahallesindeki insanları tanımaya, o ilişkinin bir parçası olmaya başlamış. Etkilenmiş. İki yıl önceki yılbaşı gecesi kendine yıl içinde bir fikrini hayata geçirme sözü vermiş. Bunun ne olabileceğini düşünürken, zaman kumbarasının hayatına getirdiği güzellik gelmiş aklına. Zaman kumbarasını bir sosyal ağ ile birleştirme fikri de işte böyle doğmuş. Kâğıdı, kalemi alıp, yapılacaklar listesini hazırlamış. Ancak listeyi tamamlamak hiç de kolay olmamış, hele de programlama maddesi. Birikimlerini program yazdırmaya harcamış. Sonra da Türkiye’ye dönmüş. “Alternatif akımlar hep küçük topluluklarda kaldığı için büyük seviyeye ulaşamayacağını düşünüyoruz, ancak internet bunu değiştirebilir” diyerek anlatıyor bu çabayı, “Yani Türkiye’de önemli bir deney yapılıyor şu an. Zaman bankası sosyal bir ağla birleşerek ilk kez uygulanıyor. Sosyal teknolojilerin katılımı arttırıcı gücüne çok inanıyorum. Alternatif ekonomiler sadece mahallelerle sınırlı kalmamalı, çünkü bunlar paranın yarattığı dengesizlikleri giderebilir.”

Bu nedenle bu fikre güvenen, inanan bir teknoloji ortağı arıyorlar. İstiyorlar ki zumbara kendini sürdürebilecek ekonomik bağımsızlığı kazanabilsin. Bilgi Üniversitesi’nin 2010 sosyal girişimciler ödülünü aldıkları düşünülürse bunu da başaracaklar gibi. Birkaç ayda 400 üyeye ulaşmış zumbara.com. 350 kişi arz-talep de bulunmuş. Şimdiye kadar 30 hizmet değişimi yapılmış. Neler yok ki; inovasyon metodolojisi dersi, masaj, permakültür, programlama, web tasarımı yapımı, fotoshop eğitimleri, araba sürme dersi, karton kutu yapımı, meditasyon, yoga…

“Arz-talep insanların hayal güçlerine bağlı” diyor Güzel, “Genelde ilk girdiklerinde ben ne yapabilirim ki diyorlar. Ancak o kadar çok yapabileceğimiz şey var ki, diğer insanlardan ilham alarak siz de oluşturmaya başlıyorsunuz. Ben çok stres olduğumda evi düzenlemeye başlıyorum, bu bende meditasyon etkisi yapıyor, zevk alıyorum. O nedenle dağınık odalar düzenlenir diye bir arz girdim mesela.”

Zumbara aslında bildiğimiz ama artık uygulamadığımız bir hayat tarzını bize tekrar hatırlatıyor; paylaşım, muhabbet, dokunmak, durmak, ilgi göstermek, düşünmek… Katılımcılarının çoğunun 28 yaşında olması boşa değil belki de, bu oluşum 80 sonrası kuşağın yeniden bir arada durmayı öğrenmesi de. Çok değil, sabah mahallede gördüğünüz ilk insana “günaydın” demekle işe başlamayı öneriyor Güzel. Bu bile bir insanda gülücük yaratmak için yeterli. Ona göre şu anda insanlığımızı hissetmemize bile fırsat vermeyen ekonomik, çevresel ve ruhsal krize rağmen paylaşım ihtiyacı içindeyiz, internetteki sosyal topluluk yaratma çabası da bunun göstergesi. Sadece internetle sınırlı kalmak istemiyorlar. Hapishanelerde, mahallelerde projeler yapmak da var amaçları arasında. Hatta Adana Yüreğir Belediyesi ile bir mahallede proje yapmak için görüşmelere başlamışlar. “Zumbara’nın amaçlarından biri de Açık Kampusları yaratabilmek” diyor Güzel, “Kampus ortamları üniversitelerle sınırlı olmak zorunda değil, onları dışarı taşıyabiliriz. Çünkü üniversiteden çıktıktan sonra paylaşım ortamının bir anda sona erdiğini görüyorsunuz, bu korku yaratıyor. Hayatı böyle öğrenmemiştim demeye başlıyorsunuz. Neden mahallelerde film izleme etkinlikleri, yemek toplantıları, caz geceleri yapmayalım?”

Onun hayal ettiği dünyaya gelince, sadece ekonomik değil, sosyal ve çevresel değer de yaratabileceği bir yaşam. Bu anlamıyla Zumbara’dan çok fazla şey öğreniyor. Bunlardan biri de yavaşlamak, yapmak değil de olmaya doğru daha fazla gitmek. Zaman bankası sistemini uygulayan ülkelerin koordinatörleriyle iletişim halinde Güzel, düzenli buluşmalar yapıyor, deneyimlerini paylaşıyorlar. Hatta yakında uluslararası bir proje yapmayı bile planlıyorlar.

Zumbaracılar her ay bir etkinlikle bir araya gelmeye devam edecek. Zamanları belli olmasa da şekillenmiş birkaç fikir var. Bunlardan biri “Sıradan anlarda sıradışılığı yaşa” adı altında insanlara anın büyüsünü yaşatan küçük, interaktif bir etkinlik. Diğeri ise, “Tecrübeyi Yaşa”. Mesela deri atölyesine gidip bir işçinin bir gününü paylaşmak ya da Galata köprüsünde balık tutan bir amcadan balık tutmayı öğrenmek. Bize nasip olan “Her telden çalan sergi” de en az bunlar kadar ilginç. Herkes zevk alarak yaptığı, atmaya kıyamadığı el ürünlerini sergiliyor bir masa etrafında; yelekten cam boyamaya, topraktan duvar gazetesine kadar her şey var. Her parçanın hikâyesi anlatılıyor, dolayısıyla geçmişler de. Bir masa etrafına toplanmış on insan, birbirini ilk defa görmüş olsa bile dinliyor, dokunuyor. Güzel’in dediği gibi, “Aslında bunların hepsi bahane, maksat muhabbet!”

Paylaşmak çoğaltır

Zenginleştirilmiş kompost toprağı, tohum topakları, ebru örtü; İsmet Özün’ün masaya döktüğü geçmiş işte bu. Hayatına dair ipuçları veriyor her biri. Mesela ne mi? Belli ki Özün üretmeyi seviyor. Doğayla yakından ilgili. Bitkilerle arası iyi… O, Zumbara’nın en yaşlı katılımcılarından; 55’inde. Oğluyla, insanlarla bir şeyler paylaşmakla ilgili yaptığı konuşmalar sırasında rastlamış Zumbara’nın adına.. Takas konularıyla ilgilendiği, değer üzerine okumalar yaptığı için ilgisini çekmiş. Mail grubuna katılmış, ama hizmet değişimine başlamadan önce yüz yüze tanışmak istemiş, Zumbara’nın ilk etkinliği takas şenliğinin yolunu tutmuş böylece. “Eski usul çalışıyorum yani” diyor gülerek. Zumbara’da onu en çok çeken, herkesin eşitleneceği bir değerle, zamanla takas yapılması. “İki kişi takas yaparken zaman eşit bir kavram oluyor” diyor, “Kariyere sahip biri de, hiçbir unvanı olmayan biri de zamanda eşitleniyor. Herkes yeteneğini veriyor diğerine.” Birkaç arz girmiş; dikiş, örgü öğretimi gibi. Kişileri tanıdıkça nelere ihtiyaç olduğunu tespit edip, başka arzlar da girecek. Yakında internet satışıyla ilgili bir eğitim alacak, çünkü yaptığı el ürünlerini değerlendirmek istiyor.

28 yaşındaki Serpil Ata’nın masaya sunduğu, hazırladığı bir dergi ve üniversitede yaptığı duvar gazetesi. Ayşegül Güzel’le Türkiye’ye geldiğinden beri Zumbara için çalışıyor. O da Zumbara ile ilk olarak İspanya’da gönüllü olarak çalıştığı yıllarda tanışmış. Zaman bankasını Türkiye’de uygulamayı düşündüğünü arkadaşlarına anlattığında biri, Ayşegül’e yönlendirmiş onu. Yaptığı işin anlamlı olmasını istiyor Ata, hayatta her şeyin parayla sınırlı olmadığını biliyor. Zumbara’daki etkinlikler, başkaları için yararlı olduğunu bilmek ona kendini değerli hissettiriyor. Onun girdiği arzlara gelince; İspanyolca dersi, dinlemek, Latin Amerika deneyimi paylaşımları. “İnsan ne yapabilirim diye düşününce aklına pek bir şey gelmiyor” diyor, “ancak zamanla yapabileceklerini ve ihtiyaçlarını daha iyi fark ediyor. Mesela yakında yabancılar için Türkçe konuşma pratikleri arzı yapacağım. Bir de Latin dilleri konusunda etimolojik eğitim talebinde bulunacağım.”

Paylaş