Seyircileri birbirinden etkileyici oyunlarla buluşturan 20. İKSV İstanbul Tiyatro Festivali bitti ama yankıları sürüyor. Festivalin en çok ses getiren oyunların biri de Kadıköy’de sergilenen ‘Ân’ oyunu idi.
Tiyatro ve yazın dünyasını özel kalemlerinden Özen Yula, yine adı gibi özenli bir üretimle seyirci karşısındaydı. İlginç sahneleme tekniklerine aşina olan yeni nesil tiyatro seyircisini bile şaşırtmayı başaran ‘Ân’ı, bir ‘tiyatro oyunu’ olarak nitelemek eksik kalır. Yönetmen  Yula’nın da deyişiyle bir ‘deneyim’di. Yeldeğirmeni Sanat’a kurulan gerçek bir yoğun bakım ünitesinde yatan 6 hastanın yaşamla ölüm arasındaki en mahrem anlarına tanıklık edilen, seyircinin salona steril önlükler giyilerek alındığı, oturma düzeninin olmadığı, kimi seyircilerin yoğun duygularına karşı koyamayarak salonu terk ettiği bir deneyim…
Özen Yula ile An’a ev sahipliği yapan Yeldeğirmeni Sanat’ta buluştuk, izledikten sonra benim de uzun süre etkisinde çıkamadığım Ân’ı konuştuk…

262016141616187Resim1

12 yıl sonra ilk kez İstanbul Tiyatro Festivali için bir oyun hazırladınız.  Sizi harekete geçiren şey ne oldu ?

12 yıl önce bir Japon-Türk ortak yapımı ‘Emanet’ adlı bir oyun yapmıştım. Sonra da bir iş yapmıştım. Festival için iş üretmek hızlı bir süreç, ben işlerimi hazırlayabilmek için daha geniş zamanlara ihtiyaç duyuyorum. Aslında bu oyun yıllardır aklımda vardı. 2008’de annem bir yoğun bakım sürecinden geçip, rahmetli olduktan sonra bu oyunu yapmayı düşünmüştüm.  Evvelsi sene de babamı kaybettim, yine onu da bir hastane odasında bıraktım. Böylelikle artık bu oyunu yapmamın zamanı gelmişti.

Oyunu önce biçimsel olarak konuşacak olursak, oldukça pahalı bir iş olmalı bir sanat merkezinin yoğun bakıma dönüştürülmesi.

Kadıköy Belediyesi bizi Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’yla biraya getirdi. Onlar da 40. yıllarını kutlamak için bir etkinlik düşünüyorlarmış. Onlarla çalışmak bizim için büyük bir şanstı. Sağolsunlar çok büyük destek sağladırlar. Hastane duygusunu birebir gerçekçi kılmak için gereken ne varsa yapıldı. Belki başka hiç kimsenin üstlenemeyeceği böyle bir şeyi üstlenip öncü bir görev yerine getirdiler. Sanata gerçek destek budur bence.

Hastane çalışanı rolündeki oyuncular sağlık eğitimi aldı mı?

Evet prova sürecinde Kadıköy Şifa Sağlık Grubu’nun yine yoğun bakım ünitesine çok gittik, hemşire, doktor ve hastabakıcılarla konuştuk. Teknik terimleri, sağlık ekipmanlarının nasıl kullanılacağını öğrendiler.

Oyuncular 1 saati aşkın sürede yataktan hiç çıkmadan ‘hasta’ rolünü canlandırıyor. Zorlayıcı bir performans olsa gerek.

Kesinlikle… Özellikle Zeyno Eracar, Nazan Diper gibi usta oyuncularımız hem çok etkili performans sergilediler hem de etik açıdan da gençlere çok şey öğrettiler.

262016141616187Resim3

Siz de oyun boyunca bizzat seyirciler arasındaydınız. Neden?

Bu oyun benim bir parçam… Ayrıca seyircilerin ifadelerini, tepkilerini yakından görmek istedim. Öte yandan da zor bir performans sergileyen tiyatrocu arkadaşlarıma yakınen destek verdim.

Oyunun sonunda seyirci yoğun bakımdan/salondan ‘acil bir vaka’ nedeniyle apar topar çıkarılıyor. Klasik tiyatrodaki  gibi oyuncu selamı, alkışlar yok. Zaten siz de ‘Eğer alkış olsaydı oyun olurdu ama bu bir oyun değil’’ diyorsunuz. Neydi bu peki?

Deneyimdi bence. Seyirciler, bir şey izleyeceklerini sandılar ama bir şeyin parçası oldular. Bu tür işleri daha da çok yapmak niyetindeyim. Çünkü tiyatronun bir işlevi varsa, biraz da bu tür şeyler olduğunu düşünüyorum.

An,  katılımcı sanat örneği bir oyun. Neden böyle bir yönetme izlediniz?

Yoğun bakımdaki hayatı bu kadar gerçekçi biçimde yansıtmış olmamız, sanırım Türkiye’de bir ilk, dünyada da sayılıdır. İnsanları oyunun içinde katıp, gerçek durumu birebir göstermek gibi bir amaç edindik bu oyunda.  Bu tür çalışmaların daha akılda kalıcı ve insana daha iyi idrak ettiren çalışmalar.

Bir röportajınızda ‘Bu iş sert olsun, seyircinin yüzüne yüzüne vursun diye yapılmadı’ demişsiniz lakin şahsen etkileyici olduğu kadar rahatsız edici/sarsıcı bir deneyim olduğunu düşünüyorum.

Bazı oyunlarda seyirci kendindeki şiddeti farkına varsın diye, şiddet sahne üstünde görünür kılınır ama bence bazen bu şiddet yanlış bir şeye/kötü bir müsamereye dönüşür… Böyle bir şey olsun istemedim. İnsanlar, hayatta dert ettikleri şeylerin aslında çok da dert edilecek şeyler olmadıklarını görsünler istedim. Hem ölümün hem yaşamın farkına varmak… Ölüm denen bir gerçek var ki bu tek gerçek. Ama biz insanlar ölüm yokmuş gibi davranıyoruz. Ferah ferah yaşadığımızı düşündüğümüz zamanlarda, kaçırdığımız milyonlarca an var. En azından, bunları farkına varsınlar istedim.

262016141616187Resim4

An sadece 8 kere sahnelendi, kaçıranlar pişman. Tekrarı olacak mı?

Memnunum ki , pek çok insanın görmek istediği bir oyun çıktı ortaya. Tekrarı çok mümkün görünmüyor çünkü maddi ve manevi olarak zor bir işti.  Ama bir mucize olursa belki…

Oyundan bir de film yapıyormuşsunuz.

Böyle bir işin nasıl kan, ter ve gözyaşı ile üretildiğine dair bir belgesel filmini hazırlıyoruz.

Kaynak: Gazete Kadıköy

Fotoğraflar: Ali Güler

Gökçe Uygun

Kültür Mafyası'nda yazıyorum, Gazete Kadıköy'de yazıyorum. Yazmaya ve yaşamaya çabalıyorum.
gokceuygun@gmail.com
Gökçe Uygun

Latest posts by Gökçe Uygun (see all)

Paylaş