İnsanların çoğu hayvanları sevdiğini söyler. Bu çoğunluğun büyük kısmı, ‘hayvanları sevmeyen insanları da sevemez’ masalıyla büyüdüğü için hayvanları sevdiğini söyler. Bir kısmı, üstün insanın adil ve sevgi dolu bir varlık olduğunun kanıtı olarak bunu söyler. Bir kısmıysa, yaratılanı yaradandan ötürü, bir zahmet sevdiğini söyler – bizim için yaratıldı onlar, yok yere kıymayalım. (Eklemeden duramayacağım: İnandırıcı gelmiyor ama minik bir olasılık, eğer böyle bir yaratılış süreci varsa -başta yaradan, hani belki şu kör saatçi, olmak üzere- tüm canlı ve cansızların, evrenin her zerresinin kedilerin esenliği için yaratıldığına inanmamak saflık olurdu.)

İşte, böyle söyler insanlar genellikle. Evet, insanların çoğu aslında hayvanları sevmez. Bunu anlamak için derin araştırmalara girmeye gerek var mı? Şu an, şu satırlar yazılırken – ve siz bunları okurken –  milyonlarca hayvan işkence görüyor. Bu milyonlarca hayvanın görece şanslı kesimi birkaç saniye içinde ölecek. Daha şanssız olanlar ise birkaç dakika, birkaç saat, belki birkaç gün ya da ay boyunca, ölebilmek için işkence çekmeye devam edecek. Hayvanları sevmiyoruz; aslında sevgi ve sevgi yoksunluğunu anlatan çeşitli sözcükler, hayvanlarla ilişkimizi betimlemekte pek de yeterli değil. Doğrusu ben o denli acıtıcı, o denli kanlı bir sözcük bilmiyorum – öğrenmekten de korkuyorum.

HayvanlarUzerine_K

Hayvanlar bizim için büyük bir tehdit; güç kanıtlamanın en meşru ve kolayda aracı; işkence onaylanmış, pazar değeri haline gelmiş. Onların alt basamak varlık (ki ‘varlık’ derken bile birçoklarına göre hayvanları göğe çıkarmış olabilirim) olduğu öylesi açık ki biraz cesaretiniz varsa haklarını savunmaya kalkın! En özgürlük yanlısı ağızlar bile yamuluverir: “Yahu bir dur arkadaşım, biz insanları kurtaralım da hayvanlara sıra gelir”; “Aman sen de ya! ‘İnsan’ ölüyor oğlum, savaşlar var, ne diyorsun allasen!”; “Hayvanlar iyi de, şimdi bizim kaynaklarımızı, direniş gücümüzü başka şeylere yöneltmemiz daha doğru olmaz mı sence? Hani gene hobi olarak sevelim, koruyalım hayvanları ama sen bu fikirlerini Ahmetlerin yanında söyleme, olur mu?” vb.

Tüm bunlar biz hayvanseverleri – bilmem yerinde bir anlatım mı: hayvanlar cephesini – öfkelendiriyor, kırıyor. Birincisi, bu tutumun ve zalimliğin altında yatanı biliyoruz: İnsan kendi doğasından kaçabilmek için elinden gelse her hayvanın kanını akıtır. Doğayla en belirgin bağıdır hayvan; kendinde en korktuğu – çünkü en yalın ve kendiliğinden olan – yandır. Hayvanlara duyulan tiksinti, artık genlere sinmiş bir öz-varlık tiksintisinden öte bir şey değildir. Bu kendi başına acı verici ama bunun acısını fiziksel olarak başka canlıların çekiyor olması… İşte bu, dayanılmaz. Bu dayanılmazlık, hassasiyeti bir silah ve savunma olarak kuşanmayı seçmiş her insanın ruhunu incitir; Canetti’nin satırlarında kanayan yarayı sezmemek olanaksız. “Matemin yırtıcı hayvanı, insan” kendi olmamak için benliğini kıyıcılıkla ve tüketicilikle taçlandırmıştır. Bazılarımızın aynaya bakamaması bunu fark etmiş olmaktan… Canetti’nin sorduğu “eskimemiş sorular” buna ilişkin: insanın kana ve acıya doymaz kıyıcılığı.

“Ah hayvanlar, sevilen, zalim, ölen hayvanlar; çırpınan, yutulan, sindirilen ve sahiplenilen, avlanan ve kanlı, çürümüş; kaçmış, birleşmiş, yalnız, görülmüş, kovalanmış, parçalanmış; yaratılmamış, tanrıdan çalınmış, terkedilmiş çocuklar gibi aldatıcı bir yaşama terk edilmiş hayvanlar!”

İkincisi ise hisler ve hassasiyetten öte, gidimli mantığın konusu: insanın insana tahakkümünü sonlandırmak istiyorsanız önce hayvanın “ötekiliğini”, “ikincilliğini”, daha açık söylersem, “sömürülebilirliğini” yok etmelisiniz. “İnsanların zalim iktidarının doruğu, yılların sayılması; dünyanın bizim için yaratılmış olduğu ise tüm efsanelerin en üzücüsüdür.” Nefes alan, gülümseyen, seven ve acı çeken bir canlıya hâkim olduğunuz, dahası buna hak sahibi olduğunuz düşüncesindeyseniz bir iki basamak ötesi gayet açık: Kadın insandan sayılır mı? Canım, biraz okşayınca bizimkinin kafası daha iyi alıyor, kih kih kih! Çocuklar suiistimali hissetmez ki (hani hayvanlar da otomat ya)? Anadolu’da nüfus kaydı geç yapılır, evlendirilen çocuklar aslında çocuk değil. Yahudilerin genetik yapısı biraz farklıymış zaten, zihinsel özürlüler gibi – insan denemez tam olarak. Ya, bu Kürtler var ya…

bebek-yunus-öldü-arjantin-balıklar

Arjantin’de selfie çekerken öldürülen bebek yunus.

“Hayvanlar olmadan dünyanın ne kadar tehlikeli olacağını tasavvur etmek mümkün değil.” Canetti çok haklı, içimizdeki hayvanı tamamen öldürmeyi başardığımızda, sokak ortasında birbirimizi – belki ta kendimizi – boğazlamaktan bizi ne alıkoyabilir? Şu an bile alıkoyan fazla bir şey yok; ya tüm hayvanlarımızı öldürdüğümüzde? Ya tüm okyanuslar yunus kanıyla kızıla döndüğünde? Ya tüm inekleri, tavukları, kuzuları ve keklikleri yediğimizde? Tüm sokak hayvanlarını, insanın o en kurtarıcı, en cefakâr dostlarını zehirlediğimizde? İnsanı nerede arayacağız o zaman? Ruhumuz kalacak mı? Ruhumuzdan – varsa – kalanı aramak için neden olacak mı?

“Soyu tükenen her hayvan türü, bizim yaşama olasılığımızı biraz daha düşürüyor. Sadece onların görünüş ve sesleri sayesinde insan kalabiliriz. Kökenleri silinip gittiğinde, dönüşümlerimiz yıpranacaktır.”

Besbelli Canetti, Hayvanlar Üzerine’yi benzer sancılar ve kaygılarla ama en çok, metne damga vuran bu edebi ve ontolojik acıyla yazmış. “Develerle Karşılaşma”da, “Hayvanların Varışı”nda, “Dehşet Verici Bir Hayal”de, “Sinek Azabı”nda ve Notların vurucu ifadelerinde bu öfkeye dönmeye eğilimli, çaresizliğe gömülmüş merhameti; yatışmaz utancı görüyoruz – “Kim ki hayvanlardan çok söz ediyorsa, insanlar adına utanıyordur.” Ve başka bir özgürlük kavrayışına, başka bir insan tanımına duyulan o özlem: “Hayvanlar arasında tek bir arkadaşın bile yok. Buna hayat mı diyorsun?”

“Eğer hayatımda tanrısal bir şey olduysa, o da hayvanlara olan ürkek sevgimdi” cümlesini yazan adama tüm yüreğimle hak veriyorum; ben buna hayat demem. Kendi doğasından, kendi yüreğinden bu denli uzakta soluk almaya çalışan; korkularını, sömürüyü aklayan ve alkışlayan bir erk hırsıyla yatıştıran canlı hayatta kalabilir ama yaşayamaz – dilerim yaşamaz.

“Bu dile getirilemez kurbanlar, hayvanların kanı, eziyet ve suçlar ne için? – Biz de ölelim diye mi? Bedbahttır bilen. Her şeyi bilen tanrı ne denli bedbaht olurdu acaba?”

Ya biz? Biz ne kadar bedbahtız ellerimiz, yüreğimiz hayvanların kanında boğuldukça? Hayvanlar acı içinde kurbanımız oldukça, kurban ve kan ‘onurun’ eşlikçisi oldukça, kim gerçekten gülümseyebilir ki bir başkasına?


Hayvanlar Üzerine, Elias Canetti, Çev. Levent Konca, Sel Yayınları, 2014, 116 sayfa


*Daha önce SoL Kitap’ta yayınlanmıştır.

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş