Bazı yalnızlıklar – o çıkmaz sokak yalnızlıklar – ıssızlaştırır insanı. Yıllardır tuşlarına dokunulmamış bir piyanonun somurtkan yüzüne döner günler. Bakışlar donuklaşır, gözlerini kaçırır insan herkesten. Alışkanlıkların güvenli tekdüzeliğine sıkışır yaşam. Mevsimler coşkusunu yitirir, çiçeksiz kalır her manzara. İçinde kıpırdanan, can çekişen ya da uyanmaya çalışan her şeyi bir sandığa kapatır kişi. Ve yavaş yavaş kendini…

“Sonra, içinde uyanan bütün bu mutlu duyguları, kafasının içindeki hayali bir sandığa kapattı ve onu da kilitledi.

Ne çok sandık…”

Müzik yok, göğe bakmak yok, ruhu yeşertecek temas yok. Belki bir gün, yalnızca bir gün izin verir insan kendine. Mesela doğum gününde. Tek başına kutlanan doğum günlerinde. Pahalı bir bot, dört duvar içinde kar yürüyüşü hayalleri. Gösterişli bir plaj terliği, salondan mutfağa tatil düşleri. Ve belki zarif bir sandalet; Tokyo’da bir park ve kiraz çiçekleri…

İşte, böyle bir yalnızlık Nisan Hanım’ınki. Böyle bir ıssızlık. Ama sonra…

“Sanki uzaklarda, çok uzaklarda bir çocuk şarkısı çalıyordu…

Sırf onun için.

Bir bulutun mırıltısı kadar hafifçe…”

Müzik yolunu bulur. Tıpkı yaşam gibi. Ve bir çift sandalet, yarattığı hayallerden çok daha büyük bir mucize taşır Nisan Hanım’a: Tokyo, o ele avuca sığmaz minik kedi.

Sandaletleriniz kediye dönüştü mü hiç, bilmiyorum. Ama olur da dönüşürse inanın şaşırmazsınız; güzel sandaletler, kediler ve mucizeler böyledir. Unuttuğunuz bir ezgi kadar dilinizin ucunda, her gün gördüğünüz bir ağaç kadar tanıdık. Dokunuşa hasret tuşları neşeyle uyanan bir piyano gibi; aniden kapıda beliren eski bir dost gibi. Su yolunu bulmuş gibi.

“Nisan Hanım çok eski bir şarkı çalıyordu.

Kedi ortaya çıktığından beri duyduğu, kulaklarında değil ama kalbinde duyduğu, çok iyi bildiği ama bildiğini kendisinin de bilmediği o şarkıyı çalıyordu.”

Kalbin usul şarkısı yavaş yavaş kaplar evin her köşesini. Ve uyandırır Nisan Hanım’ın sandığa kapattığı, içine hapsedip unutmaya yattığı her sevinci. Evde minik bir vahşi, söz dinlemez bir canavar olunca coşkuyu zapt edemezsiniz ne kadar uğraşsanız da. Ve aslında, evin gerçek hâkimini tanıdıkça, pek uğraşmazsınız da.

“Çok belliydi: Bundan böyle, kedi ne derse o olacaktı.”

Tokyo aldırışsız muzırlığı, kırıp döken neşesi ve kendinden emin sevgisiyle Nisan Hanım’ı yeniden yaratır adeta. Dürter patilerinin haşarılığıyla hayat boyu uyanmamış yanlarını. Diriltir yalnızlığın nasırlaştırdığı sevgisini, sevecenliğini. “Tokyo, ruhumun kelebeği…” Kanatlarıyla dokunur Nisan Hanım’ın yüreğine, o yüreğin bilinmedik kuytularına.

Ve dillendirir en gizli dilekleri… İnsanın en çok da kendinden gizlediği dilekleri.

“İçinde bir şey…

Yavaşça açan, unutulmuş bir kiraz çiçeği gibi.

Evet, içinde bir şey doğuyordu.

Bir dilek… Gizli, çok gizli, çok çok çok gizli bir dilek gerçek oluyormuş gibiydi…”

Bir dost. Eylül, komşunun küçük kızı. Bir dosttur Nisan Hanım’ın ihtiyaç duyduğu; dallarının, sevgisinin temas edeceği bir insan. Dokunarak yeşereceği, dokunarak yeşerteceği bir umut.

En iyi Tokyo bilir bunu. İşin aslı, en iyi kediler bilir birçok şeyi. Bu böyledir. Ve belki bu yüzden yalnızdır hep kediler. En sevdikleri ve sevildikleri yerde bile.

“Sonbaharda yanında olmak isterdim… ve soğuk kış akşamlarında… ve ilkbaharda, ağaçlardaki tomurcuklar patlamış mısır gibi patladığında! Seni çok sevmiştim vahşi insan. Hem de çook…”

***

TokyoZeynep Alpaslan’ın şiirli dilinin ezgisini esirgemeden yazdığı, Vaghar Aghaei’nin zarif çizimleriyle zenginleşen bir roman. Öyküsünün inceliği, karakterlerin canlılığı bir yana, Tokyo’yu özel kılan bir şey daha var: Alpaslan, hüznü, yalnızlığı, neşeyi ve kavuşmayı, bu duyguların yoğunluğunu kırpmadan, çocuklar için “küçültmeden” anlatıyor. Çocukları “minik okur” olarak görmüyor; anlayacaklarını biliyor. Ve bunun sonucunda ortaya anlaşılırlık kaygısıyla basite indirgenmemiş, okura ulaşmak kaygısıyla yazarı dilsizleştirmemiş zengin ve etkileyici bir roman çıkıyor. Hüznü de güzel, neşesi de. Yalnızlığı da etkileyici, dostluğu da.

Tıpkı Tokyo gibi. Tıpkı her mucize gibi.

“Tokyo, ruhumun kelebeği…”

 

Bu yazı daha önce Edebiyat Haber‘de yayımlanmıştır.

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş