Edebiyata sığındığımız, kaçacak başka yerimiz olmadığı için, başkalarının kurduğu dünyaların sakini olmayı hayal ettiğimiz zamanlardayız… Çalışmak zor geliyor, konuşmak zor geliyor; bir şeye heves ediyor, ardından kötü bir haber alıyoruz, hevesimizden bile utanır olduk.

***

Ne Okuyorum? deneyimli, hevesli, azimli, amatör birçok okur-yazarı kısa sürede kadrosuna kattı. Bu ekip, beylik cümlelerle değil, katılım çağrılarındaki samimiyetle kültür-sanat mecraları arasında hatırı sayılır bir takipçi kitlesi kazandı bile.

Ne Okuyorum?’da edebi otorite yok, köşesini kapmış isimler de. Hevesli, çalışkan ve yaratıcı, amatör ruhun samimiyetini kaybetmemiş okurlar ve onların, okudukları metinlerin izlerini paylaştığı yazılar var. Sadece bunlar da değil, eğlenceli testler, kitap listeleri ve yazarlarla kısa röportajlar da Ne Okuyorum? sitesinde okunmayı bekliyor.

Geçtiğimiz günlerde 6. ayını kutlayan Ne Okuyorum? ekibinden Caner Almaz’la keyifli bir söyleşi yaptık. Dilerim hem bu söyleşinin hem de böyle güzel mecraların okuru bol olsun!

1

Ne Okuyorum? fikri nasıl ortaya çıktı ve ortaya çıkış sürecinde neler yaşadınız?

Ne Okuyorum fikri aslında birbirini takip eden birçok sürecin sonucu. Edebiyat için, iyi edebiyat için bir şeyler üretme derdinde olan insanlarız. Bunu daha önce farklı mecralarda denedik. Maddi ve manevi zorluklar maalesef edebiyat oluşumlarının en büyük gerçeği. Gerek maddi gerekse manevi yorulmalar sebebiyle matbu girişimlerimizi sonlandırma durumunda kaldı. “Ne yapabiliriz?” sorusunu kendimize sora sora Ne Okuyorum? oluşumuna kadar geldik. Amacımız, okurun okuduğu kitabı, dergiyi ya da herhangi bir edebi metni kendi görüşü, kendi düşüncesi içerisinde değerlendirip, başka okurlara tavsiye etmesi mantığı üzerine kuruldu. Pek çok oluşumda belli otoritelerin önerilerini ya da eleştirilerini okuyoruz ama piyasada etkin güç olmasına rağmen okur arka planda kalıyor. Bu nedenle okurun sesini duyurmak, kitapların, ne kadar okur varsa o kadar çok bakış açısıyla okunabileceğini, farklı noktalarının ele alınabileceğini göstermek istedik. Oluşumumuz, bu çerçevede gelişti.

Fikir kafamızda yeşerdiğinde etkileşimler, geri dönüşler olacağını tahmin ediyorduk. Bu senenin Ocak ayında site için hazırlıklara başladık. Günümüzün belki de en önemli iletişim aracı olan sosyal medyayı kullanarak duyurularımızı yaptık. Bizim gibi düşünen ve bu iş için hevesli insanlar olacağını biliyorduk. Ama bu kadar ciddi bir geri dönüş beklemiyorduk. Şubat ayında siteyi açtığımızda ekibimize 40’tan fazla arkadaşımız katılmıştı bile.

Ne Okuyorum? Oluşumu, edebiyat dünyasındaki hangi ihtiyaçtan doğdu ve beslendi?

Günümüzde kitap tavsiyesi ve incelemesi, eleştirisi sunan sınırlı mecra var. Gazetelerin kitap ekleri en büyük alan bu konuda. Yakın zamanda yayın hayatına başlayan, yine kitap eki mahiyetinde yürüyen siteler de bu işi yapmaya başladılar. Fakat bu mecraların içeriğini, genel olarak edebiyatı profesyonelce ele alan, bu işte kalifiye ve biraz da yayınevleri tarafından güdümlenen insanlar oluşturuyorlar. Seçilmiş bir içerik bize dayatma gibi geliyor. Bu sebeple tamamen okurun oluşturduğu içerikle yayım yapıyoruz. Yeni çıkan bir kitap tanıtıldığı gibi seneler öncesinde çıkmış, raflarda unutulmuş ve maalesef yayınevlerinin yeniden basmadığı kitapları tanıtmaya, gün yüzüne çıkarmaya da gayret gösteriyoruz. Edebiyatın rafta sergilenen cafcaflı yüzü haricinde, arka taraflarda kalmış ve unutulmaya yüz tutmuş olan iyi metinleri de var. Biz onları da seviyoruz. Sürekli yeniyi tanıtmak ve pompalamak, sistematik olarak dayatılmış tüketme alışkanlığını ve algısını çağrıştırıyor, hatta açık açık bunu uyguluyor. Popüler edebiyat dediğimiz de biraz buradan doğuyor sanki.

Kısa zaman içerisinde çok okunan bir edebiyat sitesi haline geldi Ne Okuyorum. Sosyal medyadaki paylaşımlar ve samimi iletişim dile elbette belirleyici oluyor ancak size göre bu çok okunmanın ardındaki diğer sebepler neler?

İçeriği sürekli taze tutmaya çalışıyoruz. Edebiyatın ciddi yanını ortadan kaldırmadan, farklı deneyimlerle insanlara edebiyat dolu güzel zamanlar geçirmeyi de hedefliyoruz. Bunun için edebiyat testleri hazırlamaya başladık. Bu testleri giderek çoğaltarak farklılaştırıyoruz, biz testleri hazırlarken inanılmaz şeyler keşfediyoruz, öğreniyoruz. Umarım çözenler de aynı şekilde faydalanabiliyorlardır. Yine site içerisinde zamanla edebiyatın farklı disiplinlerini de ele almaya başladık. Eleştiri metinleri yazılmaya başlandı, derleme ve bibliyografya çalışmaları giriliyor. Kitapları haricinde, yazarların hayatlarını da incelemeye başladık. Yine yazarlarla söyleşiler gerçekleştiriyoruz. İçeriği çeşitlendirip özgün nitelikte işler ortaya koyunca da edebiyatın takipçileri bir şekilde sizi bulup keşfediyorlar açıkçası. Buna biz de seviniyoruz.

Caner Almaz

Caner Almaz

Son dönemde dijital mecralarda da matbu mecralarda da bir “farklı isme sahip olma” rüzârı esiyor. Ne Okuyorum? ise olanca yalınlığı ve açıklığıyla varlığını sürdürüyor. Bu tercihin sebebi nedir?

#neokuyorum sosyal medyada çok fazla kullanılan bir hashtag. İsmi seçerken bu durumdan etkilendiğimizi söyleyebilirim. Akılda kalıcı, edebiyat içeriğini taşıyabilecek ve sade bir isim. Farklı isimler de düşündük ama günün sonunda aklımıza yatan bu oldu.

Yazar kadrosunda edebiyat çevrelerinde yeni yeni tanınan insanlar da var ancak ekipteki birçok kişi henüz tanınmıyor. Bu durumun niteliğe ve okunmaya etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendi adıma konuşacak olursam, yazma eylemi zaman içerisinde gelişim gösteren bir şey. Okudukça, yazmayı deneyimledikçe kendinizi geliştiriyorsunuz. Bir açıdan da sitemiz bir okul gibi. Arkadaşlarımız okudukça ve yazdıkça kendilerini eğitiyorlar. Anonim görüşler, isim yapmış insanların önerileri kadar değer görüyor aslında. Sitenin seyri de bunu bir nebze doğruluyor. Ekibimiz genişliyor, içeriğimiz çoğalıyor. Bununla beraber siteye ulaşan insan sayısı da günden güne artıyor.

Mottonuz “Oku! Dedi Tanrı!” Neden bu mottoyla yola çıktınız? Bu seçim, klasik bir “oku” vurgusu olarak mı yorumlamalıyız yoksa sizin tarafınızdan belirlenmiş örtük anlamlar da barındırıyor mu?

Juhanna’nın İncil’i “Başlangıçta söz vardı.” diye başlar. İslamiyet’in Hz. Muhammed’e inen ilk ayeti de “Oku!”dur. Bunun manevi yönü güçlü bir çağrışım olduğunu düşünüyorum. Sözcük-kelime-okumak. Sözcüğün, mananın, anlamanın ve okumanın önemi tarihin başlangıcından itibaren tartışılan, dinlerce de önemi vurgulan bir şey. “Oku! Dedi Tanrı!” cümlesini ben kendi paylaşımlarımda kullanıyordum. Siteye neden uyarlamayalım, dedik ve kullandık.

Ne Okuyorum ekibinin hayali ne? İleriki zamanlarda, kültür-edebiyat alanında nereye varmak istiyorsunuz?

Okuma alışkanlığı düşük bir ülkede, insanlar doğru düzgün kitap okumaya zaman ayıramazlarken, kitap okusunlar diye tanıtım yazıları ve incelemeler yazıyoruz. Zor bir iş gerçekten. Hepimiz için değişik ve ne olursa olsun güzel bir deneyim oluyor. Okuyabildiğimiz kadar çok kitap okumak istiyoruz, ulaşabildiğimiz kadar çok insana ulaşmak istiyoruz. Aramıza daha fazla insanı katıp, içeriğimizi daha da zenginleştirmek istiyoruz. Hayalimiz ise bir gün ülkemizdeki herkesin kitap okumak için danışacağı bir site haline gelebilmek. Tabii bunun yanında, yayınevlerinin kendi tanıtım ve reklamlarını yapmak isteyeceği bir oluşum olma kaygımız da var. Belli yayınlarda belli kitaplar hep öne çıkarılıyor ama yayınevinin önemsediği ya da zamanında basıp unutulan kitaplarını canlandırarak aslında yayınevleri adına daha etkin, daha tanıtım gücü yüksek işler çıkarma ihtimalimiz var diğer oluşumlara göre. Hem okura hem yayınevine katkıda bulunan bir platform olmak en büyük gayemiz. Umarım bunlar gerçekleşir ve insanları edebiyatla daha uzunca süreler buluşturabiliriz.

Özge Uysal

Paylaş