Mumi Vadisi. Burası bin bir gizemle çevrili doğası ve rengârenk sakinleriyle, büyülü bir dünya. Huysuz canavarlar, haşin sular, sarp kayalıklar… Cömert dostluklar, tükenmez keşifler, herkese yeten bir ev…

2001 yılında kaybettiğimiz Fin yazar ve sanatçı Tove Jansson, Mumi ailesi ve dostlarının maceralarında küçük okurlarını bu dünyayı andıran, bir anlamda tam bu dünya olan ama yine de her şeyin, özellikle de hayal gücünün daha özgür olduğu bir yere taşıyor. Jansson anavatanı Finlandiya’dan izler taşıyan bir doğaya son derece özgün karakterlere sahip varlıkları salıyor ve sanki bu ilk itici gücün ardından bu canlılar kendi maceralarını ve yaşamlarını inşa ediyor.

Şimdiye dek serinin üç kitabı Türkçeye çevrildi: Kuyruklu Yıldız Geliyor, Büyücünün Şapkası ve son olarak Mumi Baba’nın Anıları. Her kitapta zenginleşiyor Mumi Vadisi; her kitapta daha da derinlik ve netlik kazanıyor karakterler.

Dost canlısı, maceraperest ve misafirperver sevimli çocuk; Mumiş. Mızmız, şımarık, oyunbozan ama candan ufaklık; Snif. Süse düşkün, gamsız ama iş bitirici bir kız; Snorki. “Hiçbir şeye sahip olmadığı için her şeye sahip olan” bilge; Mumrik. Evini vadinin tüm canlılarını alacak şekilde genişletmenin yollarını arayan Mumi Anne. Tabii son kitabın temel karakteri, Mumi Vadisi’nin tek yazarı Mumi Baba; sahnede devleşen Mumi Baba. (Adı geçmeyen karakterler alınmasın, elbet onların adı da başka bir yazıda, başka bir macerada bol bol geçer.)

Jansson bu her açıdan zengin dünyayı inşa ederken çocuklara ders verme batağına, hayat için anlamlı bilgiler derleme çıkmazına girmiyor. Mizahı seyreltme, kişileri “cicileştirme”, hayal gücü hafifliğindeki dünyasını dünyevileştirme kaygılarına saplanmıyor. Belli ki kurduğu dünya kendisinin de içinde nefes alabildiği bir dünya; her karakter arkadaşı – Hemulların Teyzesi düşünülürse, en azından tanıdığı. Ve bu, kaçınılmaz olarak okura da yansıyor. Okurun yaşı kaç olursa olsun.

Örneğin Mumrik’in bilgeliği. Bu öyle doğal, öyle Mumrik’e yakışır bir bilgelik ki, sözler büyük kaçmıyor. Tam olması gereken yerde, olması gerektiği gibi Mumrik’in ağzından akıyor.

Şeylere sahip olup, onlar yalnızca kendinizin olsun istediğinizde her şey zorlaşıyor. İşte bu yüzden ben onları yalnızca seyrediyorum ve başka yere giderken onları kafamda taşıyorum. Bu onları bir torbaya doldurup yük gibi taşımaktan daha eğlenceli.”

Yahut dünyalarına hızla yaklaşan kuyruklu yıldız, onun yarattığı korku ve yıldızın yalnızlığı hakkında “Demek ki herkesi korkuttuğunuzda payınıza yalnızlık düşüyor” dediğinde, bu tam da Mumik’in söylemesi gereken, ondan beklediğimiz cümle oluyor.

Benzer şekilde anılarını yazan Mumi Baba’nın böbürlenmesi, kendinden büyük bir maceraperest yaratması (öyle olmadığını kim söyleyebilir ki?) ve tüm sahne ışıklarını üstünde toplama çabası da okur tarafından anlayış ve kabullenişle karşılanıyor. Kaba bir karikatür değil çünkü bu, bu (artık) çocukluğunun bildiğimiz Mumi Baba’nın ta kendisi.

Ama bu yeni duygu da, her nasılsa ilginç gelmeye başlamıştı bana, her şeye rağmen bu da bir çeşit yetenekti. Hüzünlenip iç çekerek denize bakmaktan neredeyse zevk alıyordum. Bana çok yazıktı! Büyüleyici bir deneyim.”

Mumi ailesi, dostları ve içinde yaşadıkları dünya sevecenlik, mizah, özgürleştirici bir hayal gücü ve tartışmasız büyük bir yetenekle kurulmuş, kendine has bir diyar. Çocukların çocuk kaldıkça ait olduğu, yetişkinlerin de sık sık anımsaması (ve elden geliyorsa, bir soluk için olsun, geri dönmesi) gereken bir diyar…

Bir anda bütün dünya sevgiyle doldu. Sessizce durup gecenin kaybolmasını izledim. Geceden kalan her şeyi sildim gökyüzünden. İlk sabahımla baş başaydım, bütünüyle bana ait, özel sabahımla!”

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş