Minval Yayınları etiketiyle çıkan Dilaltı, bir ilk kitaba göre oldukça etkili bir roman. Fantastik türün sınırlarında gezinen ama gerçeğin çölüne dair de okkalı tespitleri olan bir kara mizah. İşin ilginci, yazarının mahlas kullanması: Anonim Hanım. Ve bu isim kitabın anlatmak istedikleriyle büyük bir uyum içerisinde. Aslında yazarının bu anlamda kimliği çok önemli değil, bütün kadınların ortak derdi dile getiriliyor nihayetinde. Ancak merak bu, mantık dinlemiyor. Kendisini göremedik, ama mail yoluyla ulaştık Anonim Hanım’a ve onu tanımaya çalıştık…

Dilaltı, gerçeklik algısı ile çok iyi oynayan bir roman. Bir yandan çok sahici, ama o sahicilik inanılmaz bir hayal gücü barındırıyor. Anonim Hanım ismi de bu algıyı besliyor. Kim Anonim Hanım, hayatın neresinde?

Anonim Hanım çok sıradan bir kadın olduğu için çok özel bence! Bu yüzden de feci zor, kolay, güzel, sürprizli ve şoklu bir hayatın ta ortasında. Sıradanlığın ağır yükü altında kendinden özel bir kadın ve yaşam çıkarmaya çalışan pek çoklarından biri. Haliyle komik ve acıklı ama sıradan olduğu için o kadar da komik ve/ya acıklı da değil!

Belli ki gözlem yapabilme gücü yüksek birisiniz. Dilaltı‘nın temelindeki apartman hayatı tam da Türkiye’nin toplumsal yaşamına işaret ediyor ve karakterlerin oluşturulması da bu yeteneğinizi gösteriyor. Hikayedeki mizahın gücünün kaynağı burası mı?

Bilmiyorum ama bana çoğu ciddi durum çok komik geliyor. Özellikle de ciddiyetin altını doldurmayan boşluklar iyice tuhaf, absürt ve yine de gerçek ve ciddi olduğu için mizah kendiliğinden oluşuyor. Mizahın kaynağı aşırı ciddiyetin olduğu her yer yani. Belediyeler, hastaneler, okullar, apartmanlar, plazalar (özellikle çok komik) ve tüm afili kurumlar güldürmekten öldürecek kadar komik değil mi sizce de?

Toplumsal cinsiyet Dilaltı‘nın temelini oluşturuyor diyebiliriz. Dilaltı’nın kadınları için umut var mı?

Bence sonuç alamasalar bile bir uyanışın arifesindeler dolayısıyla bu kadınların hayatları tamamen boşuna değil! Onların çocukları zincirleri çekiştirmeye, yırtmaya, kırmaya ve çirkin toplumsal cinsiyet kodlarını dürtmeye ve oyunu bozmaya çok yakınlar. Hatta gerçekten eşitliğe inanacak ve savunacak çocuklar doğurmaya gebeler şimdiden. Bazısı dokuz doğuruyor olabilir.

Bunun bir yansıması da erkeklerde ortaya çıkıyor. Onlar da kendilerini biçilmiş erkeklik rollerini üstlenmek, yani gerçeklikten uzak bir hayat sürmek zorunda. Tüm bu saçmalığın nedeni ise bir yerlerde onları bekleyen dillerden ve penislerden duyulan korku. Aslında Dilaltı‘nın erkekleri de kadınlarla aynı trajediyi yaşıyor diyebilir miyiz?

Kesinlikle aynı trajediyi çok daha travmatik yaşıyorlar ama erkekliğin şanına yakışmadığı için susmak, yakalar gibi yaparken kaçmak, bağırır gibi yaparken gerçekleri tamamen susmak ve severken saldırmak zorunda hissediyorlar. Neyi, niye, neden hissedeceklerini bilemeyecek kadar kaostayken kuyruğu hep dik tutmak zorunda olmalarından daha acıklı ve komik ne olabilir ki? Ama güçten vazgeçemiyorlar çünkü ne yazık ki genellikle çok güçsüzler.

Romanın her satırında bir feryat, bir derdini anlatma çabası mevcut. Anonim Hanım’ın feryadı kime?

Duyan herkese! Duyanlar da duymayanlar anlatsın diye.

Böylesi güçlü bir feryada inanılmaz eğlenceli bir üslup eşlik ediyor. Yaramaz, cesur ve komik. Yani kara mizah bir nevi. Kendinizi yakın hissettiğiniz bir tür mü bu, yoksa bu hikayeye özel bir durum mu?

Hem kendimi bu türe yakın hissediyorum hem de bu türü gerçeğin iki yüzlülüğüne çok yakın buluyorum.

Çalışkan bir yazar mısınız? Dilaltı ne kadar zamanda, nasıl ortaya çıktı?

Kendime tembel dersem haksızlık olur ama cidden çalışkanım dersem de torpil mi olur bilemedim. Yazarken bir rutinim var ve aksatmadım. Sanırım iki buçuk yıl gibi bir sürede yazdım. Senaryo ayrıca bir senemi aldı. Kaldı ki ömür boyu Dilaltı’nı bozup düzeltip geliştirip yazabilirdim, baktım kopamıyorum yayınevine teslim ettim. Artık Dilaltı da ben de özgür ve bağımsızız.

İyi bir okur musunuz? Hangi türleri, kimleri okursunuz?

Ne kadar iyi bir okur olmaya çalışsam da yeterince çok okuduğuma ikna olamıyorum. Her zaman yetişmeye ve takipten kopmamaya gayret ediyorum. Okumadığım da günün asıl amacını ziyan ettiğim duygusuyla suçlu hissediyorum. Romanın her türünü seviyorum, özellikle kahramanları kahraman olmayan anlatıları daha çok seviyorum. İnsan ruhu ve doğasına dair ne varsa seviyorum. Yazar listem çok kalabalık, ne kadar isim yazsam eksik kalır.

Dilaltı‘ndan kısa bir alıntı istesek, hangi cümleleri tercih ederdiniz?

Kendi kendimden alıntı yapamam, daha da komik olamam! Bence bu kadar yeter…

turgay özçelik

Kültür Mafyası Genel Yayın Yönetmeni
turgay@kulturmafyasi.com
Paylaş
Share On Facebook
Share On Twitter
Share On Google Plus
Share On Linkedin
Share On Pinterest
Contact us