Kısa ama bir o kadar çarpıcı bir roman Meryem’in Tanıklığı. Colm Tóibín bilinen bir öykünün bilinmeyen yüzüyle; dinsel bir söylencenin insanî gerçekliğiyle sarsıyor okuru.

Meryem’in Tanıklığı, Meryem’in ağzından İsa’nın çarmıha gerilmesini, öncesini ve sonrasını anlatıyor. Bir annenin, öfkeli ve kırgın bir annenin içini dökmesi değil yalnızca bu tanıklık. İnsanların– özellikle erkeklerin – iktidar savaşını; bu savaşın yarattığı aptallıkları ve zalimlikleri; aldanışları ve çaresizlikleri anlatıyor.

Buradan gitmesinden evvel ona, hayatım boyunca ikiden fazla sayıda erkeğin bir araya geldiğini gördüğüm her seferinde budalalık gördüğümü, zalimlik gördüğümü, ama gözüme ilk çarpanın budalalık olduğunu söyledim.”

Tóibín’in romanında acımasız bir insan, özellikle bir erkek eleştirisi öne çıkıyor. Dönemin koşulları düşünüldüğünde bu kaçınılmaz elbette; miladın başına dönüp insanı eleştireceksek kadından söz etmenin pek yeri yok. Ancak bu eleştiri elbette kapsayıcı ve genelleyici bir yan da taşıyor. Ve kuşkusuz Tóibín bunu çok etkileyici biçimde başarıyor.

Işıldayan yıldızların sahte olduğunu, yalancı olduğunu, gecenin bizi şaşırttığı gibi onları da şaşırttığını, parıltılarının bir tür yakarış olmaktan öteye gitmediğini düşünecek, onları yerlerine mahkûm kalıntılar olarak görecektik.”

Meryem’in Tanıklığı, bir acının ve kaybın tanıklığı olmanın ötesinde, insana ve insanın acizliğine dair keskin bakışıyla okuru çıkışsız ama kaçınılmaz bir yola itiyor. Meryem’in öfkesi şimdide kendine yer buluyor. Meryem’in yası ve kıstırılmışlığı, ölümün eskimez yüzüyle karışıp bugünde yankılanıyor.

Ölümün zaman ve sessizliğe ihtiyacı vardır. Ölüler yeni armağanlarıyla, elemden yeni kurtulmuşluklarıyla yalnız bırakılmalıdır.”

Tüm bu dışa dönük eleştirelliğinin yanında roman Meryem’in kendisiyle hesaplaşmasına da tanıklık ediyor. Acının aktarılamaz oluşu bu; insanın döktüğü gözyaşının her damlasının aslında yalnızca ve yalnızca kendi için oluşu. O engellenemez bencillik ve bunun doğurduğu ikincil acı…

İyisi mi hemen söyleyivereyim, kelimeler bir an evvel çıksın gitsin ağzımdan: Duyduğum dehşete rağmen, onun kalbinin ve etinin kendi kalbimden, kendi etimden doğduğu gerçeğine rağmen, duyduğum acıya, hiçbir zaman eksilmeyen, benimle beraber mezara girecek olan acıya rağmen, bütün bunlara rağmen, acı onun acısıydı, benim değil.”

Tóibín Meryem’in Tanıklığı’nda insanın hoyrat ve acınası yanlarını bilindik bir söylenceye dayanarak ama kendine bambaşka bir açı seçerek anlatıyor.

Daha gerçekçi, daha keskin, daha metanetli ve daha tarafgir.

Daha tanıdık ve tam da bu yüzden daha dayanılmaz.

 

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş