Bugüne kadar kendimizi daha iyi bir ben’e dönüştürme yolunda sayısız yöntem denemiş olabiliriz. Hatta bazılarında başarısızlık, yetersizlik  ve zaman kaybı da mümkün. Bu durum bizi kendimizi tanıma yolunda sekteye uğratabiliyor çoğu zaman. Ne de olsa içimizde, bize anlatacak bir dolu hüzünlü hikayesi olan, incinmiş bir çocuk bekliyor.




Son yıllarda insanın kişisel ve ruhsal gelişiminde tek ihtiyacının kendisiyle baş başa kalıp, iç sesini dinlemek olduğu tezine inanmaya başlamışken, yaşam danışmanı Yasemin Conker’in anlatılarına gözüm takıldı.

Yasemin Conker, kendini tanıma yolunda azimli bir kadın. Alman Lisesi mezunu, disiplinli ve analizci. Yıllar önce yarım bıraktığı üniversite hayatını yakında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde tamamlayacak bir sosyoloji öğrencisi.

Bir sürü kişisel gelişim metodunu deneyimleyip sonunda Bryon Katie yöntemini akılcı bularak yıllardır kendi üzerinde geliştirdiği akla dayalı bu yöntemi uygulayıp, değişimini gözlemlemiş. Önce kendi değişimiyle insanlara yol gösterici olabileceğini çok iyi biliyor. Bu değişim serüvenini yazmaya karar verince  İyi Oldum kitabı ortaya çıkmış. Kitabın isim hikayesine ise cevabı basit ve net:

“Kötüydüm ve şimdi iyi oldum…”

Kitapta tam olarak ne anlatıyorsun?

Bizim içsel olarak nasıl çalışmamız gerektiğini anlatıyorum. Aklı kategorize ettim.

  1. Rasyonel aklımız. ‘Cereyanda kalırsam hasta olurum’ diyen tarafımıza “Neden ben üşüteyim ki?” demesi gereken aklımız rasyonel akıl. Alıştığımız düşünce kalıplarının dışına nasıl çıkacağımızı anlatıyorum.
  2. Sezgisel aklımız. Her şeyi bilen tarafımız. Kendimizi rahat bırakınca ortaya çıkan “İçimizdeki ses” dediğimiz.
  3. Saf akıl; sezgisel aklımız ile rasyonel aklımızın bir arada ortaya çıkardığı akıl, ki içsel çalışmalar bizim saf aklımızla hareket etmemizi sağlıyor.
  4. Ego aklımız. O bizi koruduğunu zannediyor, endişe ve korkularımızı yüksek tutuyor.
  5. Üst akıl var. Bizlerin hepimizin saf aklının birleşiminden oluşuyor gibi. Üst akıl senin enerjine göre ayarlıyor sanki her şeyi. O kadar çok örneğini yaşadım ki, düzgün bir enerjideysen karlı havada tüm uçuşlar iptalken senin uçağın sorunsuzca kalkıyor. Bunun farkında olabilmek çok keyifli. Saf akıl sayesinde kendini rahat bırakıyorsun ve her şey sana uygun akıyor. Tam tersi olarak, ego aklın eline geçmişsen de üst akıl sana uygun senaryolar yazıyor.

Üst akıl başka bir boyut mu?

Evet, paradigma (algıladığımız görme şekli) değişiyor çünkü. Bir kere insanın yaratım gücü var. Ama yarattığımızın altında zihinsel inanç sistemimizde de engellerimiz varsa, o yarattığımız şeyle de mutlu olamıyoruz. Yeni bir ev alıyor birisi ama içinde ağlıyor. Senin düşünce sistemin temizse ve sen araba almak istiyorsan üst akıl ne yapıp ediyor, o arabayı sana tahsis ediyor. Araba kapına geliyor hatta. Aklına bile gelmeyen bir şekilde sahip oluyorsun. Yaratım düşündüğümüz şeye kalben inanmakla oluşuyor.

Nasıl Ulaşıyoruz üst aklımıza?

Zihnimizdeki virüsleri tek tek temizledikçe. Kitapta 4 tane anda kalma meditasyonu, 3 tane de zihin temizliği yöntemi var. Birisi benim geliştirdiğim tiyatro yöntemi. Yöntemlerden birisi, Byron Katie’nin yöntemi. Kendimize yaşadığımız bir olayla ilgili 4 soru sorarak, düşüncenin bizi terk etme yöntemini anlatıyor.

Mesela?

Ben kimseyi suçlamayacağım dedikçe daha çok suçlarız. Tam tersini bu 4 soruyu sorarak tersine çevirince, “Ben herkesi suçlamalıyım” kalıbı senden gidiyor. Virüs temizliği dediğimiz bu. Bunları temizledikçe üst akıl senin için açılıyor. Bu ruhsal çalışmadan ziyade akılsal bir çalışma. Gözlerimizi kapayarak çalışsak da, içeriden aktif olmalıyız. Rasyonalize edebilme hali üzerinde duruyorum. Sen değişiyorsun ve bütün hayatın değişiyor. 3.yöntemse, gözünü kapadığında gözünün önüne bir sahne mutlaka geliyor. O gelen sahnede yaşadığımız, bizi derinden etkileyen bir anı, buradaki ben olarak, oradaki çocuğu çalıştırmak. Üzgün, kırgın olan oradaki bana hocası gibi değil de, annesi gibi yaklaşıyorum. Sahneyi önce güzelleştiriyorum ve küçük yasemini gerçekten duygusuna katılarak anlamaya çalışıyorum. Onu hissetmeye çalışıyorum. Orada takılan plak bu sayede dönüşüyor. Neyi fark ederse bu değişecek ve devam etmeyecek onu buluyorum. İçimizin bilen tarafı devreye giriyor. Bunu benden başka söyleyen yok sanırım, herkes kendi kendini iyileştirebilir. Bilim bunu sonradan ispatlayacaktır.

Peki nereden başlıyoruz çalışmaya?

Gündelik hayatın içindeki sıkıntıdan. O gün neye canın sıkıldıysa. Gözünü kapatıyorsun ve bugün bana ne oldu sorusunu soruyorsun. Yazarak çalışmak çok iyi. 3 yöntemden birisi ile bulup dönüştürüyorsun o sahneyi. Kalan bir şeyler olursa daha sonra onları fark ettiğinde de bu defa onlar üzerinde çalışıyorsun.

Sevgi kavramı bunların neresinde?

Koşullu seviyoruz. Sonsuz sevmiyoruz. Fakat herkesin aradığı sonsuz sevilmek. Zihnini temizledikçe koşulsuz, sonsuz sevgiye geliyor insan. Ayırt etmeden sevmeye başlıyorsun.

Hayatımızdaki dualite (mağdur/zalim) dengesi nasıl kuruluyor?

Biz zannediyoruz ki, bazı insanlar mağdur, bazıları zalim. Halbuki, mağdurun içinde de zalimlik var. Mağduru oynayan gücünü başkasına teslim ediyor, zalimi oynayan da mağdurdan gelen güçle güç delisi oluyor. Doğrusu dengede kalmak ve kendi içsel gücüne sahip çıkmak.

İçimizdeki gücü nasıl harekete geçiriyoruz?

İçsel olarak onun varlığını fark ediyoruz. Çocuklar mesela gücünün çok farkındadır. 5-6 yaşına kadar dimdiktir çocuk. Hayırsa hayır, evetse evettir. Güç bu zaten. Yapmak istediğini yapmak, yapmak istemediğini yapmamak. Kendine ve kendinin gücüne inanıyor çocuk. İçimizdeki güce sahip çıkınca, kendimize gelince enerjimiz de düzeliyor. Kalkmayan uçak kalkıyor.

Üzerinde yaşadığımız bu coğrafyanın özel bir yer olduğuna inanıyorsun sanırım.

Anadolu sanki bir nehir, üstünden kültürler akıyor. Çok karışık bir millet yapısı var ve bir arada da yaşayabilecek marifetteler aslında. Bu milletleri birbirine bağlayan kültürel köprü kirlerinden arındığı zaman çevresindeki komşular da değişecek gibi. Burası kadar karışık başka yer yok dünyada. Biz merkeziz. Bütün çevre kaynıyor gibi.

Daha iyi versiyonumuz haline dönüşüyoruz.

Para, ilişkiler ve sağlık; bu üçünde iyi olmadan, iyi oldum demek mümkün değil. Bir tanesindeki eksiklik bütünün eksikliğinin bilgisi aslında. Bu üç konu hakkındaki zannetmelerimizin tek tek dönüştürülmesi gerekiyor. Ben parayı yönetemem, zannetmesi, ben parayı yönetebilirim kalıbına dönüşüyor. Bu 3 konuda da kötüydüm ve hepsinde iyi oldum dedikten sonra da istikrar gerekiyor.


İyi Oldum, Yasemin Conker, Tarihçi Kitabevi, 2016, kişisel gelişim, 160 sayfa


arka kapak

Belki de;
Bir pınardan su içmek gibidir hayat,
Sanki bir ceylanla göz göze gelmişcesine heyecanlanmak.
Fırından taze çıkmış ekmek sıcaklığında dostluklar,
Gaz pedalına ufacık bir dokunuşla şaha kalkan uğraşlarımız,
Ne zaman istersek o zaman duran koşuşturmalardır…

Belki de;
İstediğimiz zaman “Hayır”, istediğimiz zaman “Evet” diyebilmektir.
Ya da başladığımızı bitirmektir.
Sevmek çok sevmektir kendimizi ve birbirimizi,
Hevesimizin başarıya dönüşmesidir…

Belki de;
Yıldızlara baktığımızda içimizin huzurla dolması gibi,
Yunusların denizde oynaşması gibidir hayat.
Sadece bilmiyoruzdur NASIL yapacağımızı,
Nereden başlayıp nasıl ilerleyeceğimizi…

Düşüncelerimizi bir bulmaca gibi çözdüğümüzde mümkünmüş meğer!

 

* Bu söyleşi daha önce Yazname‘de yayımlanmıştır.

 

Buket Şengül

Markalaşma, Tasarım, Moda ve Sanat alanlarında çoklu projeler geliştiriyor. İstanbul Art News’te ve yazname.com da yazmaya devam ediyor.

Latest posts by Buket Şengül (see all)

Paylaş