Bu sessizlik her zamanki değil. Başka. Duvarda, oynatılan bir kukla gibi gölgemiz. Bir çatal, bazen de kaşık gidiyor ağzımıza. “Baban,”diyor annem; “her zamanki gibi”.

Değil.

Gözlerimin içine bakıyor. Tedirgin. Bir ipucu yakalarım diye. Gözlerimin içine bakıyor. Dikkat çekmemeye çalışıyor hem. Çekingen. Kaşığı götürürken ağzına. Kaşığı indirirken ağzından. Gözlerimin içine bakıyor.

Çünkü ekran bütün gece karardı. Zifiri bir kutuya dönüşene dek. Ekran karardıkça, babam koltuğun biçiminden taştı. Ben anlamadım. Annem dedi;  “10 yıl kızım, en aşağı 10 yıl geriye gitmemiz demek.” Sonra anladım. Gencecik çocukların sırtında parlatılan kemer… Anladım. Ve sopa… Ben o sopanın o biçim tutulduğunu, ben o sopanın o kuvvetle indiğini anneannem yün yıkarken görmüştüm bir. İnsanın sözümona ıslahına da yararmış! Anlamaz olaydım.

Sabahı zor ettik. Eve sığamadık. Evden çıkamadık. Değişmedi ama. Dünyanın ekseni bir milim değişmedi. Daha da sabitlendi.

O sabah müthiş bir korku imparatorluğuydu yer. Korku imparatorluğu gök. Babam yine aynı koltuktaydı. Her zamanki gibi değil. Bu defa başka bir gülmemekti yüzü. Bu defa başka bir donukluk. Gün akşam oldu. Yine ekran bütün gün karardı. Zifiri bir kutuya dönüşene dek. Sofralar serildi, sofralar kaldırıldı. Annem ekranın tozunu aldı. Çamaşırları topladı. Gün geceye, gece güne karıştı.

Babam gözlerimin içine baktı; “Bir bardak su getirir misin?” dedi. Gün ile gece birbirinden ayrıldı. Babam yeniden koltuğun biçimini aldı. Ekran hala zifiri bir kutu. Ne çıkar.

 

“Babam,” dedim, “Her zamanki gibi”.

Latest posts by Merve Üzel (see all)

Paylaş