Bir köpekle yaşamak gibi bir planım yoktu; daha doğrusu böyle bir konuyu hiç düşünmemiştim. Fotoğrafını gördüm sosyal medyada; barınağın tel örgülerinin arkasında, kendinden büyük köpeklerin arasında, üzgün ama gururlu bir bakış… O bakışı o gece boyunca aklımdan çıkaramadım. Ertesi sabah da hemen, onu sahiplenebilmek için fotoğrafı paylaşan kişiyle iletişime geçtim.

Adı Lokum; bazen yine o bakış çöküveriyor yüzüne. Onun karakterinin bir parçası bu hüzün. Her ne kadar şartlarını iyileştirmiş olsam da, başından daha önce geçen kötü şeyleri hafızasından silmek; insanoğlunun diğer canlılar ve doğa üzerindeki tahribatını bir anda yok edebilmek mümkün değil.

“Yalnızca o soruyu, ‘acı çekebiliyorlar mı?’ sorusunu yöneltmiş olması bile miladî bir konuma yerleştirmeye yeter Jeremy Bentham’ı; buna bir de, yararlılık ilkesini savunduğu kitabını 1789’da yayımlaması eklenebilir.”

Doğanın efendisi değil, bir parçası olduğumuz o gerçek hikâyeden uzaklaşmamış olsaydık, yalnızca kendi türümüze değil, doğadaki hiçbir canlıya dair “empati” yeteneğimizi kaybetmemiş olurduk. Köpeklerle yaşayan bazı insanların kedilerden, kedilerle yaşayan bazılarının da köpeklerden; ya da kuşlardan, arılardan… nefret etmesini bencillik olarak görüyorum. Kendi zevkimize, ruhumuza uygun olanlar “cici”, “bebiş”; korktuklarımız, korkuttuklarımız, egomuza uyduramadıklarımız “ıyyy”, “korkunç”…

Aynı ayrımcılık, edebiyat zemininde de yapılır sıklıkla. Kimi için kediler yazarlığın da, okurluğun da olmazsa olmazıdır; kimi içinse köpekler…

“Robinson Crusoe, canını güç belâ kurtardığı deniz kazasının ardından çıktığı ıssız adasında, batıktan nasılsa canını kurtarabilmiş  bir köpek ile iki kediyi karşısında görünce sevincinden deliye döner.”

Biz edebiyat tutkunu iki insan, adları E.T. ve Çekirdek olan iki kedi ve Lokum’la birlikte yaşıyoruz. Crusoe’nun sevincini her sabah uyandığımda yatağımı paylaşan çocukları gördüğümde yaşıyorum… Ne onlar ayırt edilebilir birbirinden, ne biz kendimizi onlardan ayrı düşünebiliriz. Az önce bahsi geçen olmazsa olmazlar, egosistemimizin sürdürülebilirliği içindir; ekosistemin ya da edebiyatın konuyla hiçbir ilgisi yok.

Kediler, köpekler, kuşlar, atlar, yengeçler, gergedanlar… Temas ettiğimiz hayvanların, yazınımızda da iz bırakmamış olması düşünülemez. Enis Batur‘un Zoo’m – Harflerden Hayvanat Bahçesi, kendi çalışmalarında hayvanlara ilişkin bölümleri bir araya getiren ilginç, kışkırtıcı ve dokunaklı bir kitap.

Kimi zaman tabloda arz-ı endam eden bir köpek, kimi zaman ustaların cümlelerinde gezinen bir kedi, kimi zamansa şiire adını veren bir gergedan… Yalnızca sanatın değil, bilimin ve kültürel tarihimizdeki pati, pençe, nal… izlerini sürüyor Enis Batur.

Farklı metinlerde, farklı ereklerle yazılmış metinlerin böylesi bir izlekle bir araya gelebilmesi müthiş… Eklektik de değil üstelik, her biri diğerini tamamlıyor; hemen devamını okuyamamanın burukluğuyla.

“… herbiri ‘biz’den daha alımlı, daha anlamlı bu yaratıklardan öğreneceklerimiz var.”

 

Zoo’m – Harflerden Hayvanat Bahçesi, Enis Batur, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2017, deneme, 264 sayfa

***

Kırmızı Kedi’nin kapak tasarımları artık oldukça kaliteli bir seviyede sabitlenmiş durumda. Özen gösterildiğini ve emek verildiğini hissettiriyor. Baskı ve dizgisi kusursuz. İçeriğin akıcılığını destekliyor, yormuyor.

 

 

 

 

 

turgay özçelik

Kültür Mafyası Editörü
turgay@kulturmafyasi.com
Paylaş