Felsefe Bölümü öğrencilerinin lisans öğreniminin ilk derslerinde muhakkak öğrendikleri bir bilgi vardır; Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın girişinde, altın harflerle şöyle yazar: Gnothi seauton (γνῶθι σεαυτόν), Kendini bil. Bu söz, Antik Yunan felsefesinde pre-sokratik filozofların hayata, kim olduklarına ve neden burada bulunduklarına dair sorularına cevap aramaları için başlangıç noktasını işaret eder, kendini bilen evrene de varabilir.

Bildiğimiz kadarıyla, MÖ 600’lü yıllarda ilk kez Antik Yunan filozofları tarafından sistematik olarak tartışılmaya başlanan bu konu, 21. yüzyılın en önemli düşünürlerinden olan Erich Fromm’un Psikanaliz ve Zen-Budizm: İnsan Ruhuna İki Farklı Yaklaşım kitabında, karşılaştırmalı olarak bir kez daha ele alınıyor: Zen, kişinin kendi doğasını bilmesini amaçlar. ‘Kendini bilmeyi’ arar. Fakat bu bilgi, modern psikoloğun ‘bilimsel’ bilgisi, kendinin bir nesne olduğunu bilen anlayan aklın bilgisi değildir; Zen’de kendinin bilgisi, düşünsel olmayan, yabancılaşmamış bilgidir, bilenle bilinenin bir olduğu eksiksiz deneyimdir.

Zen-Budizm, Doğu düşünce tarzıyla ilişkilidir, psikanaliz ise Batı’nın düşünce sisteminin izlerini taşır. Kökenlerindeki bu dikkat çekici farklılığa rağmen, her iki alan da insan doğasını, insanın dönüşümünü ve evrendeki yolculuğunu aydınlatmakla ilgilenir. Psikanalizin içinde bulunduğu Batı düşüncesi kümesi, Antik Yunan’da temelleri atılan sistematik düşüncelerin her dönem farklı şekillerde tartışılması ile ilerleyerek modern Batı düşüncesini inşa eder. Duygunun, doğası gereği bilimin, rasyonel düşüncenin ve mükemmelleşmenin dışında kalması gerektiği ilan edilir; Descartes sonrası bu düşünce, sorgulanması abesle iştigal ilan edilecek bir inanca dönüşür. Fromm’a göre bu dönüşümün modern insanın hayatına getirisi, mükemmele varmaya çabalarken hayatlarını kaplayan kaygı, bunalım ve umutsuzluk olur. Zen-Budizm ise, insanın varoluşuyla ilgili sorularına yanıt bulmasında ona kılavuzluk etmeyi misyon edinir. Bu kılavuzluk yalnızca rasyonel düşünceyi odaklanmış değildir, her insanın aydınlanma kapasitesine ve kendi içindeki gücü uyandırmaya davet etmeyi da kapsamaktadır.

Fromm, modern insanın hâlâ psikanalistlere gittiğini ancak bu insanların ‘dert’ olarak anlattıklarının alışıldık anlamda hasta olmak tanımına uymadığına dikkat çeker ve bunu, insanın yabancılaşmasından türeyen bir zamane hastalığı olarak nitelendirir: Bu çeşitli şikâyetler, yalnızca kültürümüzün dışa vurmaya izin verdiği, daha derinde yatan bir şeyin bilinçli formudur ve o ya da bu semptomdan mustarip olduğuna bilinçli bir şekilde inanan çeşitli kişilerde ortaktır. Ortak dert, kendine, hemcinsine, doğaya yabancılaşmaktır; hayatın avucundan kum gibi akıp gittiğinin ve hayatı yaşamadan öleceğinin farkındalığıdır; bolluk içinde yaşayıp yine de mutsuz olmaktır. Sahiden, 1987 yılında sahip olduklarımızla 2017 yılında sahip olduklarımızı karşılaştırdığımızda, insan olarak her şekilde daha fazla şeye sahip olduğumuz açık şekilde ortada. Ve açıkça ortada olan bir diğer şey, mutsuzluk, hastalık ve depresyon seviyemizin de sahip olduklarımıza doğru orantılı olarak arttığı. Bugün, maddi anlamda fakir olan, açlıkla, çoğu zaman da sefaletle boğuşan, Doğu’nun düşünce ve inanç sistemi içerisinde yaşamlarını sürdüren insanların kapitalist ülkelerde yaşayan, Batı’nın rasyonel dünyasındaki en üst nokta olan mükemmelliği hedefleyen ve istediği her şeye sahip olma kudretini taşıdığına inanan insanlardan daha mutlu olduğunu bilmemize rağmen, neden kendimize yanlışın nerede olduğunu sormuyoruz?

Psikanaliz ve Zen-Budizm, okurun algı kapılarını açarak, Batı bilimi ile Doğu ilmi arasındaki ilişkiye dair önemli sorgulamaların yolunu açıyor. Erich Fromm, kitabın açılış bölümünde psikanaliz ile Zen-Budizm arasındaki farka işaret ediyor: “Psikanaliz ruhsal bozukluklara dair bir tedavidir, Zen ise bir tinsel kurtuluş yoludur.” Peki, ikisi arasındaki bu fark, psikanaliz ve Zen-Budizm’in yollarının asla kesişmediği anlamına mı geliyor? Hayır. Fromm, kitabın son bölümü “Baskısızlaştırma ve Aydınlanma”da ikisi arasındaki benzerlikleri tartışmaya açıyor ve ayrıntılı bilgilere yer veriyor. Fromm, bu kitapta da farklı bakış açılarına teşviki ve bilgisiyle okuru şaşırtmayı başarıyor.

Özge Uysal

Paylaş