Taciz ve tecavüz olayları yalnızca adli bir vaka olmaktan ibaret değil ve söz konusu olayın etkileri mağdur tarafından olaydan sonra da devam ediyor. Psikolog Ebru Sorgun ile, taciz ve tecavüze uğrayan kadınların psikolojik süreçlerini konuştuk. 

Cinsel tacize ya da tecavüze uğrayan kadınların sosyalleşme sürecinde yaşadıkları sıkıntılar nelerdir?

Cinsel tacizin ve tecavüzün en temel sıkıntısı kişinin kendini sürekli tedirgin, güvensiz ve tehlikeye açık hissetmesidir.  Kişinin taciz ve tecavüze uğramış olması, kendine ve çevreye dair yoğun güvensiz ve karamsar düşünce ve duyguları tetikler. Değersizlik ve suçluluk duyguları, insanlardan zarar görme beklentisi, kişinin kendi taşıdığı ve zaman zaman kendine ve çevresine yönelttiği öfke sosyal bağları, ilişkileri tahrip eder.

Medyada taciz haberlerinin veriliş şekli, mağdur kadınları nasıl etkiliyor?

Başınıza gelen travmatik olayın medyada haber verilme biçimi size olayı tekrar yaşatabilir, sizi tekrar tekrar olayın sıkıntılı anılarına döndürebilir. Eğer ki mağdur olmuş kadınların travmatik yaşantıları bir espri malzemesine dönmüşse, magazin ve reyting boyutu ön planda tutuluyorsa, bu kadını iki kat travmatize eder;  kendini aşağılanmış hisseder, öfke ve hayal kırıklığını arttırır. Yakın zamanda bir dizi filmle ilgili yorumlar,  insanların böyle bir konuda ne kadar korkunçlaşabileceğini gösterdi. Bir kadın olarak ben de tecavüzün ele alınış biçiminden kaygı duydum ve öfkelendim. Tüm toplumu tehlikeli hissediyorsunuz. Birileri dalga geçiyor, arkadaşlarınız facebookta bununla ilgili esprileri paylaşıyor, birileri kahkahaya boğuluyor…  Dehşete kapıldım açıkçası.

Aynı şekilde taciz ya da tecavüz davalarındaki hukuki süreçlerin yetersizliği, faillerin ceza almaması mağdur kadınları nasıl etkiler?

Esasında tüm bu hukuk sistemi, medya, eğitim sistemi, güvenlik sistemi, sağlık sistemi erkek egemen bakışın kurumları aynı zamanda. Erkek egemen şiddet farklı biçimleriyle kurumlar aracılığıyla yeniden üretiliyor. Türkiye’de hukuk sistemi zaten tıkanık ve hantal. Tüm bunlarla beraber erkek egemen ve muhafazakar bakışın hakim olduğunu düşünürsek, mağdur için travmanın devam ettiği  alanlar haline gelebiliyor.  Tecavüz ve taciz davalarında zaten mağdurların oraya kadar gelmesi çok zorlu bir süreç. Polis, savcılık, adli tıp aşamalarından sonra mahkemelerin sürekli ertelenmesi, davanın uzaması tecavüzcüye zaman kazandıran, mağduru da umutsuzluğa ve tedirginliğe derinden sürükleyen bir süreç.  Tüm bunların üzerine tecavüzcünün, tacizcinin ceza almaması kadını büyük bir hayal kırıklığına ve adaletsizlik duygusuna sürüklüyor. Adalet sistemi kadına “hayır sana inanmıyorum”, “tecavüze uğradığını kanıtlayamadın” diyor. Saldırganın serbest olması kadının güvenlik endişelerini arttırıyor. Hem kendisi hem de yakınları için büyük bir endişe taşıyor. Tüm bunlar bir araya gelince psikolojik ve sosyal olarak yoğun bir ruhsal tahribat gerçekleşiyor.

Taciz ya da tecavüz mağdurunun, bu olayı gizlemesini sağlayan psikoloji nasıl ortaya çıkıyor?

Suçlanmak ve etiketlenmek kaygısı. Kadınlar yetiştirilirken zaten suçluluk duygusu bir kadınlık parçası olarak çok derinden yerleşiyor. Başına gelen her şeyin sorumlusu kadın oluyor. Öyle gülmeseydin, öyle yürümeseydin, o saatte dışarı çıkmasaydın, öyle giyinmeseydin, öyle oturmasaydın, tanımadığın adamla dışarı çıkmasaydın, kocana karşı gelmeseydin, gözünün üstünde kaşın olmasaydı… Toplumdan önce kadının içindeki toplum konuşuyor zaten. “Neden benim başıma geldi?” sorusu zaten suçlulukla bezeli bir soru. Hem mağdur hem suçlu olunur mu? Kadınsan olunur. Başına gelen travmanın suçlusu sensin. Kadının değeri pamuk ipliğine bağlı. Suçluluğun yanında değersizlik duyguları da tecavüze uğramış bir kadın için korkunç bir tablo çıkarıyor. Tecavüze uğranmış, kirlenmiş olarak görülme, öyle hissetme kaygısı tüm bunları gizlemeye zorluyor. Gizlemediğinde ise çeşitli şiddet mekanizmaları devreye giriyor çoğu zaman. Kimi yerlerde kadın öldürülüyor tecavüze uğradığı için. Bundan daha dehşet ne olabilir?

Tacizin kadınlar tarafından sıradan, gündelik bir olay olarak algılanır hale gelmesi nasıl bir tehlikeye yol açabilir? Ya da açar mı?

Tacizin ve tecavüzün normalleşmesi diye bir şey olamaz. Bir sürü kadın ve çocuk bunun mağduru. Sistem bunu görmezden gelmek istiyor, sıradanlaştırmaya çalışıyor. Bu saldırganları cesaretlendirir, kadınları ve çocukları şiddetin nesnesi olma halini daha da arttırır. İnsanlar tacizi özellikle sıradan bir şey haline getirme eğiliminde. Otobüste adamın biri size elle ya da sözle tacizde bulunduğunda ve buna tepki gösterdiğinizde toplum sizi ayıplıyor. Ya da en duyarlı tepki “senin anan bacın yok mu” oluyor? Yani birbirleriyle anlaştıkları bir dil var. Bu tacizciye ortaklıktan başka bir şey değildir. Aynı zamanda tacizi röntgenlemektir. Sen taciz et, sen sus, biz de izleyelim. Şiddetin, tecavüzün, tacizin sıradanlaşması demek kadınlara sürekli tedirgin, öfkeli, güvensiz, şüpheci, korkak olarak yaşamayı dayatırken, öte yandan da saldırgan için sınırsız, tehlikeli ve şiddet eylemlerine devam ettiği alanı genişletiyor.

Yılbaşı ile ilgili haberlerde, tacizin “apaçi” kodlamasıyla toplumun gelir seviyesi düşük bir kesimine mal edilmesi doğru mu? Tacizin ya da tecavüzün gelir durumu ile bir ilişkisi var mı?

Bu tartışmalı bir konu. Bir yandan bu gençlerin karıştığı birçok taciz ve tecavüz olayı var gerçekten de.  Ama tüm tecavüz ve taciz suçlarını bu gençler yapıyor diye bir şey toplumu, sistemi ve diğer saldırganları masum hale getirir. Halbuki öyle değil. Kadına yönelik şiddet sadece bir sınıf meselesi değil. Her türlü üretim ilişkisinde, her sistemde çeşitli biçimleriyle var. Bu serseriler tacizci derseniz, bir sürü tecavüzcüyü ve tacizciyi görmezden gelirsiniz.  Elbette ki şiddetin yoksullukla ve yoklukla ilişkisi var, ama bu açıklamayla yetinemeyiz. Ben yıllardır şiddet mağduru kadınlarla çalışıyorum. Apaçi tanımı yokken de şiddet vardı. Her tabakada, her sınıfta kadına ve çocuğa yönelik şiddet, taciz, tecavüzle karşılaşıyoruz. Kadın olarak her yerde karşımıza çıkıyor. Başka bir örnek töre cinayeti mi namus cinayeti mi meselesinde karşımıza çıktı. Töre cinayeti derseniz kadın cinayeti sadece bir bölgede görülürmüş gibi ele alınır. Hâlbuki töre değil namus cinayetidir ve Türkiye’nin her yerinde kadınlar namus cinayetlerinin kurbanı olurlar.

Taciz’in tanımlanmasında, kadının ya da erkeğin hissiyatı mı önemlidir? Örneğin bir vapurda beğendiği bir kadına bakan erkek, hangi koşullarda kadını taciz ediyor olur?

Erkeğin bu konudaki hissiyatı, yaptığını hak görmesi. Sorunu da bu. Bir erkek bir kadına, bir kadın bir erkeğe, bir erkek bir erkeğe, bir kadın bir kadına flört ediyorlarsa bakabilir. Ama karşınızdakini rahatsız edecek şekilde bakıyorsanız, karşınızdaki bundan rahatsızsa, sizin bakışlarınıza yanıt vermiyorsa ve buna devam ediyorsanız taciz ediyorsunuz demektir.  Kadın bundan rahatsız oluyordur ve evet bu hissiyat önemlidir.

Taciz ya da tecavüz olaylarının mağdurları büyük çoğunlukla kadınlar, tersi durumlarla da karşılaşıyor musunuz? Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tacize ve tecavüze uğrayan çocuklar, ergenler ve erkekler var. Tabi transseksüel, eşcinsel kişiler de tacizin ve tecavüzün her daim açık hedefi halinde.  Bunların çoğunu faili yine erkekler oluyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin baskısı nedeniyle erkek çocuklar, ergenler bunu kolay kolay dile getiremiyor. Kadınlar tarafından tacize uğrayan erkekler oluyor ama açıkçası bu bir başvuru olarak bana hiç gelmedi. Daha çok sosyal ortamlarda dinlediğim hikâyelerden biliyorum. Birkaç kez de kadından erkeğe tecavüzle ilgili okuduğum şeyler oldu. Sık ve sistematik bir şeyden söz edemiyorum eldeki verilerle.  Ama çocuklar ve gençler açısından durum farklı. Birçok kız ve oğlan çocuğu taciz ve tecavüz mağduru. Taciz ve tecavüz erkek egemen zihniyetin sistematik şiddetinin bir parçası.

 

Paylaş