Duygu Asena’nın yazmış olduğu ve yazarı büyük bir üne kavuşturan “Kadının Adı Yok”, kitapla ilgili yasaklanma kararının kaldırılmasının ardından, 1987 yılında Atıf Yılmaz tarafından sinemaya uyarlandı. Kitap, kadın-erkek arasındaki toplumsal eşitsizliği ifade ettiği, kadının sosyal, cinsel ve ekonomik özgürlüğünün önemini vurguladığı için büyük bir ilgi ile karşılanmıştı.

Yazdığı senaryolarda, kadını en iyi anlatan Türk yönetmenlerden biri olan Atıf Yılmaz için “Kadının Adı Yok”, kadın hikayeleri anlattığı filmlerinin tamamını özetleyebilecek bir içeriğe sahiptir, ancak yine aynı filmografideki en zayıf filmlerinden biridir.

Filmde Hale Soygazi’nin canlandırdığı karakter, genel olarak tüm kadınları temsil etmektedir. Filmdeki kadının adının olmaması, kadının toplumsal düzlemdeki konumuna dikkat çekmekte, aynı zamanda tüm kadınların ortak sorununu anlattığını vurgulamaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin küçük yaşlardan itibaren, özellikle aile kurumu vasıtasıyla nasıl kodlandığını ve yeniden üretildiğini çok iyi ifade etmektedir film.

Kadın, küçük yaşlardan itibaren özellikle babası, ve babasına destek veren annesi vasıtasıyla, erkek ile kadın arasındaki farklar vurgulanarak yetiştirilir. Erkek çocuklarla oynaması yasaktır. Erkeklerden uzak durmalı, namusunu korumalı, “orospu” olmamalıdır. Annesi ile adet kanamaları hakkında yaptıkları konuşma sahnesi oldukça cesurdur.  Bu sahnedeki “Erkekler sünnet olduğunda onlara hediye alınıyor, ben adet gördüğümde bana da hediye alınacak mı?” sorusu, toplumsal cinsiyetin rollerinin temeline dair önemli bir ayrıntıdır. Kadına hayatı boyunca en önemli hazinesinin namusu olduğu dayatılır, kadın da gençliğini bu dayatma neticesinde, erkeklerle olan ilişkisini hep belli bir mesafede tutar. Sevgilisi olduğunu babasından gizlemek zorundadır. Nasıl olsa evlenip yuva kurması gerektiği için, üniversiteye gitmesini istemez babası. Üniversite sınavına girse bile, sınavı kazanacak kadar zeki olduğunu düşünmez kızının. Oysa kadın sınavı kazanır, ve üniversiteli olur.

Üniversite ve ardından yaşadığı evlilik kadının bilincinde, çocukluğundan beri var olan cinsiyet ile ilgili soruların bir sıçrama yapmasına neden olur. Kocasının geliri oldukça yüksek olmasına rağmen, çalışmaya karar verir. Bu kararını kocasına söylediği sahneler de oldukça çarpıcıdır. Kocası tahmin edileceği gibi buna karşı çıkmaz, ama bundan daha kötüsünü yapar, umursamaz. Onun çalışma hayatını beceremeyeceğini, becerse bile çok az bir para kazanacağını düşünür. Ne olursa olsun, karısı kendi erkeğin kazanacağı paraya muhtaçtır. Çalışmaya başlayan, ve işyerindeki çalışma arkadaşına aşık olan kadının hayatı, bu aşkla birlikte dönüşüme uğrar. İşinden ve eşinden ayrılır, yazmaya başlar.

Başından geçenleri, düşündüklerini, gördüğü haksızlıkları yazdıkça özgürleşir, bilinci keskinleşir. Yazmak, hem geçmişiyle, hem de erkeklerle hesaplaşma, kendi benliğini bulma sürecidir kadın için. Bu noktada karşısına çıkan Orhan karakteri de, bu kendini bulma sürecinde önemli bir rol oynar. Orhan polis tarafından aranan bir solcudur. Kadının bulunduğu yazlığa saklanmak amacıyla gelir, ve bir süre kalır. Kaldığı süre içerisinde kadının erkekler ile ilgili kanaatini önemli ölçüde değiştirir. Kadın, iki cins arasındaki ilişkinin yalnızca aşk ve cinsellikten ibaret olmadığını, dostluğun da bu ilişkinin bir parçası olması gerektiğini kavrar. Kadın, sevdiği erkekle dilediği gibi sevişebilmeli, istediği erkekle aşk yaşabilmeli ama o erkekle aynı zamanda konuşabilmeli, erkek onun söylediklerini dinleyebilmelidir.

Filmin sonunda kadın, yeni bir işe girmiş, yeni bir ev tutmuş, sevgilisinden ayrılmış; yani yeni bir hayat başlamıştır. Daktilonun karşısına çıplak bir biçimde geçtiği son sahne, geçmişteki sorumlulukları üzerinden bir kenara attığı, tamamen özgür bir kadın olarak bundan sonraki hayatına başladığına işaret etmektedir.

Filmin senaryosunun, karakterin gelişimini tam olarak anlatamaması, ve filmdeki oyuncu performanslarının oldukça düşük olması, filmin etkileyiciliğini sınırlandırmaktadır. Ama bütün bunlara rağmen, cinsiyetçiliğin toplumda nasıl işlediğini, ve bu işleyişin gelir seviyesi yüksek bile olsa bir kadını nasıl baskı altına aldığı filmde iyi anlatılır. Bu açıdan Türkiye sineması için oldukça önemli bir filmdir.

Paylaş