Üstünde bir ağırlık hissetti, elle tutulur bir yalıtılmışlık duygusu neredeyse akışkan bir şekilde içine akmıştı sanki. Her zaman tuhaf biri olacaktı. Sırrı olan insan. İnsanların yanından tek bir kelime etmeden aceleyle kaçan, bir süre sonra bunda alışılmadık hiçbir şey yokmuş gibi geri dönen kişi.”

Başka Dünyanın Kuşları bedeninin anomalisini yılmaz cesareti ve iç dünyasının zenginliğiyle dengeleyen bir kadının öyküsü.

Doğuştan genital bir bozukluğu olan Jane Chisolm zor bir dünyanın ona dayattığı her şeyle bir yolla başa çıkıp, kendini kendince var etmeyi başaran bir kadın. Başka bir dünyaya ait adeta ama bu dünyadaki yerini talep etmekten, bunun için savaşmaktan bir an bile vazgeçmiyor. Kıran kırana, kanlı bir savaş değil onun yürüttüğü. Kabullenişle, sükûnetle, iyi niyet ve azimle yürütülen bir savaş. Öldürmeden ama hayatta kalmayı hep başararak. Gülümseyerek ama kaçınılmaz, gizli bir hüzünle.

Başka Dünyanın Kuşları, Brad Watson, çeviren Seda Çıngay Mellor, Kafka Yayınevi, Ekim 2017, İstanbul

 

Bazen, özellikle de son iki yıldır zaman zaman hissettiği hüzne, tanıdığını düşündüğü ama kim olduğunu çıkaramadığı, kendisine aşina gelen ama kim olduğunu bir türlü kavrayamadığı birinin hayaleti gibi düşüncelerinin kıyısında gezinen hüzne asla bir isim verememişti.”

İnsanın bedeniyle arasındaki ilişkide bir kopma olduğunda (ya da bu ilişki Jane örneğindeki gibi, doğuştan bir kısıtlamayla eksik kaldığında) ruh da kırılır. Hasar her yere yayılır; “normal” olmamak, insana her an ne olduğunu sorgulatır.

Pencerenin dışındaki canavar benim şimdi, canavar olmayan normal insanların birbirlerini sevdiklerinde yapabildikleri şeyi yapamayan canavarım ve insani bir şeyi onlardan çaldım.”

Herkes gibi olamamak, onlardan biri olamamak korkunç bir yalıtılmışlık ve yalnızlık yaratır. Aynı zamanda keskin bir irade ve doğurgan bir ruhun tohumlarına da olanak tanır. Jane bu tohumları yeşertir, eline geçen her şeyle besler onları, büyütür. Ve hikâye ilerledikçe, Jane büyüyüp kendini inşa ettikçe sıradan, kısıtlı ve kimilerince çorak kabul edilebilecek bir yaşamın, dokunuşu tüm çevresini etkileyen zenginliği ortaya çıkar.

***

Brad Watson’ın acındırmaya kaçmayan sakin anlatımıyla can bulan öykü, yaşam ve insan hakkında büyük iddialara girişmeden çok şey söylüyor. Ve bunu yaparken Watson’ın derdinin “çok şey” söylemek olmadığını, yalnızca Jane ve ailesini anlattığını hissediyor okur. Yazarın içtenliği Jane’in hikâyesine ayrı bir lezzet katıyor elbette.

Geriye dönüp bir aşka bakarak onun ne zaman güzel, sevinç dolu ve fırtınalı olduğunu o kadar açıklıkla hatırlayabiliyordunuz ki… Gri bir alandaysa, aşkınızın inişe geçtiğini gösteren imgeleri ve anıları saklıyordunuz.”

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş