İçinde daha önce çevirisi yapılmamış 3 yeni öykünün de olduğu Meksikalı kitabı, Jack London’ın hayat kavgası veren karakterlerini anlatıyor.

Jack London her ne kadar daha çok romanlarıyla tanınsa da onun asıl ustalığını sergilediği edebî tür hikâyedir. Yaşamı boyunca iki yüze yakın hikâye kaleme alan Jack London, yaşadığı dönemin toplumsal karmaşalarına duyarsız kalmamış ve tıpkı romanları gibi hikâyelerinde de bu meselelere eğilmiştir. Kapitalist sistemin acımasızca palazlandığı 20. yüzyıl başlarında, benimsediği siyasi görüşler doğrultusunda, bireyin sınıfsal kavgasını, toplumsal olayları ve insan-sistem çelişkisini anlattığı hikâyelerinde trajik ama bir yandan da destansı bir ton tutturmuştur. 12 hikâyesinin yer aldığı Meksikalı’da bu tarz hikâyeleri öne çıkmaktadır.

Seçkide yer alan hikâyelerin bir kısmı da insan-doğa çekişmesini ve Jack London’ın birçok başka eserinde izini sürdüğümüz deniz tutkusunu çıkarıyor karşımıza. Her biri öykü sanatının seçkin örneklerinden kabul edilen ve Şemsa Yeğin’in yetkin Türkçesiyle okurla buluşan öykülerin üçü dilimize ilk kez çevrildi.

meksikali


Meksikalı, Jack London, Çeviren Şemsa Yeğin, Can Yayınları, Temmuz 2016, 184 sayfa


Kitaptan tadımlık bir bölüm:

Geçmişini kimse bilmiyordu. Hele örgüttekiler, yani en çok bilmesi gerekenler hiç bilmiyordu. Onların “küçük sırrı”ydı o, “büyük vatanseveri”ydi ve tıpkı onlar gibi, yaklaşan Meksika Devrimi için var gücüyle çalışıyordu. Yeraltına indiğinde baştan kuşkulandılar ondan. Bir ajan provokatör olabilirdi. Diaz gizli polisinin aralarına sızmış ajanları az mı can yakmıştı. Daha o zaman, arkadaşlarından pek çoğu, Birleşik Amerika’nın sivil ve askerî hapishanelerinde yatıyor, bazıları da sınırın öte yanına götürülüp bir duvarın önüne sıralanıp kurşuna diziliyordu.

Çocuğun ilk bıraktığı izlenim pek ideal değildi. On sekiz yaşındaydı, vücudu da yaşına göre iri falan değildi. Adının Felipe Rivera olduğunu söylemişti ve devrim için çalışmak istiyordu. Hepsi bu kadar, ne fazla ne eksik. Cevap beklerken dudaklarında bir gülümseme, gözlerinde dostça bir bakış yoktu; iri yapılı korkusuz Paulino Vera, içinde bir titreme duyuyordu ona bakarken. Karşısındaki ürkütücü, anlaşılmaz bir yaratıktı. Çocuğun kapkara gözlerinde zehirli yılanınkini andıran bir bakış vardı. Derin, yoğun bir acıyla soğuk alevler gibi parıldıyorlardı. Bakışlarını devrimcilerin yüzlerinden, daktiloda mektup yazan Mrs. Sethby’ye çevirdi. İlk bakışta allak bullak oldu Mrs. Sethby. Yazdığı mektubun akışını bozmamak için bütün yazdıklarını yeni baştan okumak zorunda kalmıştı.

Paulino Vera sorgulayan gözlerle Arrellano ve Ramos’a baktı, onlar da aynı şekilde ona ve birbirlerine baktılar. Kuşkulanmışlardı, kararsızdılar. Bu genç, bilinmeyenin tehlikelerini getiriyordu akla. Bilinmeyenin ta kendisiydi. Bu genç, Diaz’a ve zulümlerine karşı dürüst ve sade vatanseverlerin duydukları nefreti duyan dürüst ve sade devrimcilerin anlamadıkları bir insandı. Vera beklenmedik bir anda sessizliği bozdu, soğuk soğuk konuştu:

“İyi! Demek devrim için çalışmak istiyorsun? Peki, ceketini çıkar, as şu çiviye. Gel sana kova ile bezinin nerede olduğunu göstereyim. İşe yerleri temizlemekle başlayacaksın. Burası bitince öbür odaları, çöp sepetlerini falan, pencereleri…” Çocuk sordu:

“Bunlar devrim için midir?”

Vera, “Evet, devrim için,” diye cevap verdi.

Rivera, kuşkuyla herkese baktıktan sonra ceketini çıkardı, “Başüstüne,” dedi.

Hepsi bu kadar. Her sabah geliyor, süpürüyor, siliyor, temizliyordu. Sobaların külünü boşaltıyor, kömür, odun taşıyor, henüz erkenciler bile gelmeden ateşi yakmış oluyordu.

Bir gün, “Burada yatabilir miyim?” diye sordu. Ahaa! Demek mesele buydu. İşin içinde Diaz’ın parmağı görünmeye başlamıştı. Komitenin odalarında yatmak demek, örgütün sırlarını, ad listelerini, Meksika’daki arkadaşlarının adreslerini öğrenmek demekti. İsteği reddedildi ve Rivera da bir daha ağzına almadı bunu. Onların bilmedikleri bir yerde yatıp kalkıyor, bilmedikleri bir yerde karnını doyuruyordu. Bir keresinde Arrellano ona birkaç dolar vermek istemişti. Rivera başını sallayarak parayı geri çevirdi. Vera, yanlarına gelip de parayı alması için zorlayınca, “Ben devrim için çalışıyorum,” dedi.

JACK LONDON

JACK LONDON, 1876’da San Francisco’da doğdu. Kendi kendini eğitti ve 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı. Klondike’tan döndükten sonra, şansını bir kez de yazarlıkta denemeye karar verdi. Otobiyografik romanı Martin Eden’da yansıttığı gibi,

yazar olabilmek için olağanüstü bir çaba harcadı. İlk kitabı Kurt Kanı geniş bir okur kitlesine ulaştı. 17 yıl içinde Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Deniz Kurdu, Demir Ökçe gibi yapıtlarının sayısı 50’yi buldu ve ABD’nin en çok kazanan yazarı oldu. Jack London, 1916’da California’da öldü.

Paylaş