Meltem Erkmen için…

Çekirdek’le altı yıldır birlikteyim. Hayatıma girdiğinde iki aylık, hasta bir yavru kediydi. Şimdi altı yaşında, sağlıklı bir çocuk – ve annesinin en minnak yavrusu, hep. Onu benden ayırmaya çalışsa biri, biri beni Çeko’yu terk etmeye zorlasa… Sinirlenecek, öfkeye kapılacak kadar ciddiye almam bile karşımdakini. Haddini bilmezi koyuveririm kendi dünyamın, bizim dünyamızın sınırları dışına. Yetişkinlik – izninizle şimdilik, en azından bu yazı çerçevesinde, yetişkin olduğumu iddia ediyorum – buna izin veriyor. Sınırlara ve kimilerini sınırın dışına atmaya.

Ama Peter bir çocuk. Babası ona minik, savunmasız bir yavruyken bulup büyüttüğü, eşsiz bir dostlukla bağlandığı tilkisi, Pax’i terk etmesi gerektiğini söylediğinde direnemiyor. Bir çocuk. Babasına benzemekten korkan bir çocuk. Babasında nefret ettiği öfkeyi kendinde görmüş, kendinden korkan bir çocuk. Korkudan susan, tepkisini gösteremeyen bir çocuk. Tilkisini, dostunu terk eden bir çocuk.

Tilki biraz daha esneyip uzaklara baktı. Çocuktan iz yoktu. Tilkinin sırtı endişeyle ürperdi. Oyuncağı bırakıp havladı. Hiçbir cevap gelmedi. Bir kez daha havladı ama alabildiği tek cevap sessizlikti. Eğer bu yeni bir oyunsa hiç sevmemişti.”

Elbette Peter Pax’ten bu kadar kolay vazgeçmez, geçemez. Kendine gelir gelmez düşer yollara. Bilmediği, yaklaşan savaşla tehlikeli ve kanlı bir hal alan uzun yollara. Ve bir yandan kendi içine, anılarına. Kaybettiği annesine; babadan aldığı o öfkeye ilişkin anılara. Bir hesaplaşmaya. En çok babadan, o dönüşmekten korktuğu kişiden kopmaya…

Peter kendi annesi öldükten sonra babasını endişeyle izlemişti. İlk başlarda korkutucu bir sessizlik vardı. Sonraları adamın yüzündeki sert bakış yavaş yavaş kalıcı bir hal almıştı, sanki her an bir şey onu kızdırabilirmiş gibi yumrukları sıkılıydı.”

Ve yolda Vola’yı bulur. Hayır, daha doğrusu Vola onu bulur. Savaş kırgını bir kadındır Vola. Bedeni de ruhu da eksilmiştir savaş meydanlarında. Hem bedel ödemek hem kendini, savaştan önceki benliğini yeniden bulabilmek için çekilmiştir ormana.

Tam olarak olmam gereken yerde olduğum ve tam olarak yapmam gereken şeyi yaptığım için. Huzur budur.”

Gerilimli, zorlayıcı ama bir o kadar da besleyici bir ilişki kurulur Peter ve Vola arasında. Vola masallardaki bilge büyücülerin tuhaf bir temsilcisidir adeta; ezilmiş, bilgeliği kana ve vicdan azabına bulanmış, yalnızlıktan başka sığınağı kalmayan bir bilge.

Sonra bir süre göz göze bakıp sessizce oturdular. Peter o sessizlikte birbirlerine çok önemli şeyler söylediklerini düşündü. Etraflarında gittikçe daralan, uzun karanlık tünelle ilgili şeyler.”

Bir yandan savaş yaklaşmaktadır. Adım adım. Ve Pax, ne ormanı ne hayvanları tanıyan Pax tam göbeğindedir kokusu gitgide yükselen dehşetin. Usulca yanaşır kendinden olanlara; gözü hep çocuğun, Peter’ın gittiği yolda. Kabul ettirir kendini sürüye; aklı döneceğine inanmaktan hiç vazgeçmediği çocukta.

Ama savaş. Savaş insanı en iyi anlatan şeydir. Pax koşulsuz bir adanmayla sevdiği – ama yine de onu terk eden – çocuktan ve çocuğun haşin babasından başka insan tanımaz. Savaşı görene dek. Savaşın yıkımını görene dek.

Hissettikleri onu telaşlandırdı. Tarif etmeye çalıştı: hava ölümle tıkanmıştı. Alev ve duman. Bir nehirde kan vardı, nehir kırmızı akıyordu, toprak kanla boğuluyordu. Kaos. Her şey parçalanıyor. Ağaç lifleri, bulutlar hatta hava.

Pax güvenle güvensizlik arasında bocalar, o hayatta kalmaya çabalarken Peter’in yolculuğu da sürer. Ölümüne yürür, kemiği kırık ayağıyla yürür, değneklerinden can alarak, eli kolu kanayana dek yürür. Hem Pax’e hem korkularına doğru. En sevdiği ve en korktuğu canlıya doğru. Pax’e ve kendine doğru.

Yedi yaşındaki öfke krizi. Kontrol edemediği bir vahşilik. Bu vahşiliğin canlandırıcı korkusu. Annesinin mavi parlak küresi, Peter ona sopayla vurunca parça parça olmuştu. Annesinin gözyaşları… ‘Öfkeni yumuşatmak zorundasın. Onun gibi olma.’ Annesinin mavi cam parçalarını beyaz güllerinin üzerinden toplarken kanayan parmakları. Annesinin arabayla uzaklaşmasını izlerken duyduğu utanç.”

***

Pax güzel yazılmış, insanı ormanına çeken bir roman. Savaşın insanlar üzerinde etkisini olduğu kadar – hatta bundan daha vurgulu şekilde – hayvanlar üzerindeki etkisini, yıkımını anlatması, bana sorarsanız, can alıcı noktası. Sara Pennypacker, Pax’in dilinden yazdığı bölümlerde hayvanların iletişimini ve insanlara bakışını, belki biraz romantize ederek ama derdini anlatmayı başararak aktarıyor. Peter’ın kendi içindeki çarpışma; öfkeli olmamak, öfkeye yenilmemek – yani babasına benzememek – için sinmesi ama dostuna kavuşmak için her şeyi göze alarak yollara dökülmesi ise bambaşka bir hikâye. Çok katmanı olan, zorlu bir hikâye.

Ama hep böyle değil midir? Çocuk olsan da yetişkin olsan da. İnsanı kendiyle yüzleşmeye ve savaşmaya zorlayan her sevgi zorlu bir hikâye doğurur. Ve böyle yaşar belki sevgi. Tilkiden insana, ırmaktan dala, hikâyeden umuda…

Pax hemen yanına gelip boynunun altına sokuldu, yüzünü yaladı, kırık bacağını kokladı ve burnunu yüzüne sürdü. Peter kollarını tilkisine doladı, yüzünü çam kokan tüylerine bastırdı. ‘İyisin, iyisin, iyisin!’”

***

Şebnem Tansu tarafından çevrilen Pax, iyi Türkçeleştirilmiş bir metin. Ancak en az bir kez daha redaksiyondan geçmeli, göze batan hatalar temizlenmeliymiş. Mizanpaj ve kapak gayet başarılı, Epsilon çalışanlarının eline sağlık.

Genel Yayın Yönetmeni: Meltem Erkmen. Kitabı ilk elime aldığımda, künyeyi okuduğumda yüreğim sızladı, hâlâ sızlıyor. Edebiyat alanında çeviri yapmaya karar verdiğimde, ilk çalışmalarımı değerlendiren ve bana beklemediğim bir şekilde güven veren, güvenen insandır. Her sohbetimizde biraz daha kendimden gördüğüm, hep “Keşke biraz daha iyi tanısam,” dediğim bir kadındır. Erken kaybettik. Az tanıdım, çok anıyorum. Hep anacağım.

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş