Türkiye’nin en çok konuşulan gazetecilerindensiniz, bu ne hissettiriyor?

Ayşe Arman: Öyle ise mutlu olurum. Mesleğim beni büyülüyor, çok şey öğreniyorum. Herkes gibi konuşturan işler yapmak için uğraşıyorum. Ama… Başka bir hayatım da var, ev kadını ve anneyim. Kızım 4.5 yaşında, ne okuyacağız, ne yiyeceğiz… gibi sıradan ama bana mutluluk veren şeylerle de meşgulüm. Demek istiyorum ki, işimi eğlenerek yapıyorum, bir farklılık olsun diye uğraşıyorum ama sonra kendi koşuşturmama dönüyorum. Ondan sonra kimin ne söylediğiyle çok ilgilenmiyorum…

Konuşulmanızın nedeni sadece haberleriniz değil. Verdiğiniz pozların da etkisi var. “İyi yazar” yerine, “çılgın gazeteci” diye tanımlanmak rahatsız etmiyor mu?

Yok hayır, niye etsin? Uzun zaman önce, başkalarının hakkımızda düşündüklerini, her zaman bizim belirleyemeyeceğimizi öğrendim. Ne yaparsam yapayım, insanlar ne istiyorsa onu düşünecek. Kimileri sevecek, kimileri nefret edecek. Ben de dünyanın en normal, makul kadını değilim. Bir tarafım deli. Dolayısıyla çılgın sıfatı beni rahatsız etmez, hatta ruh halimi açıklamaya yetmez! Ama ben buyum. Hep böyleydim, değişmedim ki! Pozlara gelince, 40’ıma gelmeden seksi fotoğraflarım olsun istedim. İnsanın kafasındakini gerçekleştirmesi neden kötü olsun ki?

Gazetecilerin kendilerini daha çok habere kattıkları hatta bazen haberin önüne geçtikleri anlayışı aslında siz başlattınız…

Bunu kabul etmek, kendimi çok önemsemek olur. Ayrıca doğru değil. Bu bir dönem, bir dalga, merak etmeyin, bu da geçer başka bir dalga gelir. 18’imde çalışmaya başladım, Nokta, Aktüel, Tempo, Hürriyet. Şu an 39’umdayım. Önceleri imzalarımız bit kadardı, zamanla imzaların puntoları büyüdü, derken imzalar fotoğraflı oldu, logolar nal gibi oldu, konuğunla birlikte fotoğrafın kullanılmaya başlandı. Bunların hepsinin sorumlusu ben olamam, değil mi?

İSTEYEN OKUR…

Peki böyle bir gazetecilik anlayışına siz nasıl vardınız?

Başka türlüsünü bilmiyorum. Meraklı bir tipim. Herkese her şeyi sorarım. Herkes de bana her şeyini anlatır. Belki ben açık olduğumdan, belki de kimseyi yargılamadığımdan… Röportaj yaparken gerçekten merak ettiğim için soruyorum, köşeme de, çevremdekilere sohbet ederken anlattıklarımı yazıyorum. Cesurum ve her şeyi sorgulamak bana normal geliyor. Bir de samimiyim.

Şimdi pek çok gazeteci rengini, farkını sorularıyla, diliyle belirtmek yerine haberlere anılarını, yediklerini katıyor. Sizce bu, gazeteciliğe katkı mı sağladı yoksa deformasyona mı neden oldu?

Böyle bakmıyorum. Herkesin bir alıcısı var. Almazsın olur biter! Mesela bana hitap etmeyen yazarları okumuyorum. Pekâlâ böyle de yapılabilir. Beni de isteyen okur, istemeyen okumaz…

Gazetecinin kendini yoğun olarak yazının, haberin içine koyması ne sağlıyor sizce?

Hepimiz yaptığımız işi satmaya, pazarlamaya çalışıyoruz. Bazen gazetecileri manavlara benzetiyorum, elmalarımızı armutlarımızı parlatıp, “Gel gel” yapıyoruz okuyucuya. Bilginle, birikiminle, fotoğrafınla, ilginç sorularınla, anılarınla, acılarınla, mutluluklarınla… Ne ile yapıyorsan yap, ama yap. Zaten başka şansın yok. İnsanların az vakti var, ayrıca internet var. Eskisi kadar kolay değil “ilgi çekmek.” Ve görsellik çağındayız. “Ben şahane sorular soruyorum ama röportajın fotoğrafı umurumda değil!” olmaz. Röportajın sayfasının nasıl yapıldığı bile umurunda olacak.

Zaman zaman haber konunuzun önüne geçtiğinizi düşünüyor musunuz?

Öyle bir gayretim yok. Oluyorsa da benim elimde değil. Röportajda sorularımdan çok, konuğumun anlattıkları önemli. Kalın kalın, “Bakın ben ne kadar çok şey biliyorum” soruları sormam.

Gündem yaratmak için haberin iyi olması kadar gazetecinin popüler olması da önemli mi sizce?

Popüler olması gerekmiyor ama iyi gazeteci olmalı. Ben de kendimi iyi gazeteci sayıyorum. Ama fotoğrafçı da iyi olacak. Sayfayı yapan da. Sonra iyi anonslanacak, Hürriyet gibi bir gazetede çıkacak! Çalıştığın gazetenin de iyi olması önemli…

Sizin için izlenmek, takip edilmek de, okunmak kadar önemli mi?

Benim için haberimin konuşturması önemli. Ama onun da bir süresi var. Önemli olan tek şey, ne biliyor musunuz? Çalışmak. Bu kadar yıldır varsam tek sebebi bu. Üç beş fotoğraf değil. Ben eşek gibi çalıştım. Hâlâ çalışıyorum, çalışkan muhabirim. (Cumhuriyet Pazar, 04.10.2009)

Paylaş