Çoğumuz düşleriz yaşamımızı değiştirmeyi. Başka bir yerde, başka bir iklimde yeniden başlamayı. Yaşamımızı genişletmek, daha özgür hissetmek, başka olanla daha esnek ilişkiler kurmak isteriz. Çoğu zaman yapamayız. Gündeliğin pençesinde kısılır kalırız. Ertelenen düşlerle ömrün yarısına geliriz. Eskir düşler, olanaklar uzaklaşır…

Ama bu kasvetli tabloyu aydınlatan insanlar da yok değil. İşte, Bahar Beyde ve Serkan Beyde bu güzel insanlardan. Edebiyata olan tutkularıyla başlayan bir öykü onlarınki. Seyahat tutkusuyla örülen bir öykü. Ve elbette değişimle, cesaretle, sevgiyle…

İyisi mi onların ağzından dinleyelim.

Merhaba Bahar, merhaba Serkan. Önce sizleri kısaca tanıyabilir miyiz?

Bahar: Merhaba, ben Bahar. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Gıda Mühendisliği ve Endüstri Mühendisliği bölümlerini bitirdikten sonra 2,5 yıl özel bir firmada çalıştım. Şu an Münih Teknik Üniversitesi’nde Mühendislik Yönetimi yüksek lisansı yapıyorum ve İTÜ’de öğrencilik yıllarımızda kurduğumuz Başka Peron edebiyat dergisinin editörlüğünü yürütüyorum.

Serkan: Merhaba. Bahar’la sanırım ortak noktamız olmayan en önemli şey sayısal-sözel mevzusu:) İletişim Fakültesi Radyo & Televizyon Programcılığı mezunuyum ama daha ziyade reklam sektöründe çalıştım Almanya’ya taşındığımız son evreye kadar. İçerik yazarlığı ve sosyal medya gibi alanlarda çalışmalar yaptım. Yazmak ve içerik oluşturmak kadar, müzik de hayatımın önemli bir parçası. Bir yandan gitar çalarak zaman zaman birtakım minik projelerin içinde müzik üretmeye çalıştım, fırsat buldukça da bu tür keyif alarak sürdürdüğüm mini işlere yöneliyorum.

Bildiğim kadarıyla son derece “edebi” bir şekilde tanıştınız. Anlatır mısınız?

Bahar: Evet tam da öyle oldu 🙂 Serkan dergimizin İzmir’de satışının yapılması için bize destek olmak istediğini ve dergide yazmak istediğini belirten bir mail attı. 2015’in Eylül ayıydı. Sonrasında sürekli iletişimde kalıp arkadaşlığımızı sürdürdük ve Serkan İzmir’den İstanbul’a geldiğinde olan oldu 🙂

Serkan: Aslında günlerce mailleştiğim kişinin Bahar olduğunu bilmiyordum. Bırakın Bahar olduğunu, kadın veya erkek olduğuna dair bir fikrim yoktu, yalnızca samimiyetine inandığım ve gıpta ederek takip ettiğim bir derginin İzmir’deki kitapçı raflarında bulunmasını istiyordum. Bizim hikâyemiz de böylelikle edebiyatla başladı:)

Başka bir ortak tutkunuz da seyahat. Seyahatin ne ifade ettiğini, yaşamla bağınızda nerede durduğunu sizden dinleyebilir miyiz?

Serkan: Yola koyulma hissi yeniden âşık olmuş gibi derinden ve benzeri olmayan duygular uyandırıyor bende. Özellikle yurtdışında yeni bir ülkeye gitmek, diline, kültürüne hâkim olmadığın bir coğrafyada bulunmak ve insanları bir yazar edasıyla gözlemleme şansına sanırım en çok böyle zamanlarda sahip oluyorum. Fırsat buldukça, imkânlar dâhilindeyse yaşamımızı bir şekilde seyahat noktasına çeviriyoruz. Yaşamımızdaki en önemli parçaların başında yer alıyor dersek abartmış olmayız sanırım.

Bahar: Seyahat her daim hayatımı tamamlayan bir bütün oldu benim için. Yola her koyulduğumda yaşadığım heyecan, tanıştığım insanlar ve tattığım lezzetler duyularıma bambaşka hitap ediyormuş gibi geliyor. Hatta çok klişe olacak belki ama her zaman yoldayken âşık olmanın hayalini kurardım. Belki aşk beni yolda bulmadı ama âşık olduğum insanla özgürce yola koyulma tutkusunu gerçekleştirmek mükemmel bir his.

Evlenince hemen herkes hâlihazırda kurmuş olduğu düzene yapışır, bir anlamda yaşamını ve kendini daraltır – ne yazık ki. Oysa siz, evlendikten çok kısa bir süre sonra tüm düzeninizi bir kenara bırakıp Almanya’ya yerleştiniz! Bu fikir, bu cesaret nasıl doğdu?

Bahar: Evet, gerçekten de çok kısa bir sürede oldu her şey! Evlendikten 1 ay sonra Almanya’ya tek yön biletimizle giderken bulduk kendimizi. Aslında benim için yurtdışında yaşamak, uluslararası bir insan olmak fikri her daim vardı. Ve başka bir ülkede yaşayarak yeni bir dil öğrenmek en büyük hayallerimden biriydi. Serkan hayatıma girdikten sonra ve birlikte keşfettiğimiz ülkelerden her dönüşümüzde aslında bambaşka kültürlerde, bambaşka bir hayatı deneyimlemenin ikimizi de çok heyecanlandırdığını fark ettik. Bu da ortak hayallerimizin kesiştiği nokta oldu. Farklı bir ülkede yaşamak, aileni, arkadaşlarını ve alıştığın çevreyi bırakmak kesinlikle deli cesareti. Hatta biz de bazen kendi aramızda ne kadar gözü kara olduğumuzu fark edip gülüyoruz. Ayrıca ülkemizin son zamanlarda üzerimizde yarattığı karamsarlık ve mutsuzluk da taşınmak istememize etken olsa da, gitme isteğini en çok tetikleyen şey yepyeni bir başlangıç yapma fırsatının var olmasıydı.

Serkan: Benim açımdan ilişkimiz, başladığı günden beri hayatımda büyük değişimleri önüme sundu, sunmaya da devam ediyor. Bunlar hep katkı sağlayan, olumlu değişimlerdi. Her seferinde yeni bir zinciri kırarken buldum kendimi ve yeni hedeflerin peşinde koşarken buldum ikimizi de. Bu, iş hayatımızda da özel hayatımızda da bu şekilde gelişti. Yurtdışında yaşamak, Bahar’ın da dediği gibi uzun bir süre önce kafaya koyduğumuz ve bir gün mutlaka başarmayı düşündüğümüz bir hedefti. Hatta bu hedefe bir tarih de verdik ve ona sadık kalarak İstanbul’daki yaşamımızı, alışkanlarımızı ona göre şekillendirdik. Evlenmemiz bu konuda yolumuzu tıkamanın aksine, daha hızlı bir şekilde sonuca götürdü. Yeter ki hayallerinizden asla vazgeçmeyin ve yaşamınızı tabulaştırmaktan kaçının.

Münih’teki yaşamınızdan ve Türkiye’yle aradaki farklardan söz edelim mi biraz da?

Bahar: Münih’te ikimiz de öğrenci hayatı yaşıyoruz şu anda. Ben yüksek lisansa devam ederken Serkan da Almanca öğrenmeye çalışıyor. En başta Münih ile İstanbul’u, ya da geniş kapsamda Almanya ile Türkiye’yi çok kıyaslıyorduk. Fakat nihayetinde elma ile armudu kıyaslamanın doğru olmadığına karar kıldık. Her iki ülkenin de kendi içinde artısı ve eksisi var. Bu tamamen bireysel deneyimlere göre şekilleniyor bence. Biz doğayı sevdiğimiz, bireysel özgürlüklerimize düşkün olduğumuz ve düzeni sevdiğimiz için Münih’te yaşamaya çok çabuk alıştık. Münih’in en güzel yanlarından biri, popülasyonunun yoğunlukla uluslararası insanlardan oluşması. Ve tabii Almanya’nın diğer şehirlerine göre kalabalık ve metropol olması da İstanbul’a daha az özlem duymamızı sağlıyor. Ama tabii ki nereye gidersek gidelim benim için de, Serkan için de İstanbul’un yeri bambaşka.

Türkiye’de birçok insan – yurtiçinde ya da yurtdışında – yeni bir yaşam kurabilmenin hayaliyle yaşıyor. Siz nasıl başardınız? Harekete geçebilmenin anahtarı nerede gizli sizce?

Serkan: Biz Bahar’ın Münih Teknik Üniversitesi’nde (TUM) yüksek lisans okumaya hak kazanmasıyla arzu ettiğimiz yurtdışında yaşama serüvenine adım attık. Türkiye’de bize ait her şeyi sattık ve evlendikten hemen sonra yeni bir ev dizmek yerine, önceliğimizi eğitimimize vermeye karar verdik. Bu da işin maddi ve vize süreçlerini şekillendirmemiz açısından önemli bir basamak oldu. Harekete geçebilmenin bizim için anahtarı bir arada olmamız ve ortak tutkulara sahip olmamız.

Seyahat Hikayeleri’nden de söz edelim mi? Nasıl doğdu, nasıl devam edecek?

Bahar: Seyahat Hikayeleri esasen ilk kez yurtdışına birlikte seyahat ettikten sonra Serkan’ın deneyimlerimizi bir blog yayınına aktarma isteğinden doğdu. O sırada ismimize karar verip ilk yazımızı Viyana hakkında yazmıştık. Fakat sonrasında Serkan’ın içerik yazarı olarak çalıştığı şirketteki işine yoğunlaşmasından ötürü bu projemizi askıya aldık. Almanya’ya taşınır taşınmaz hayatımızdaki ilk değişimlerden biri de Seyahat Hikayeleri projesini hareket geçirmek oldu. Çıkış noktası bizim seyahatlerimizin hikayeleri olsa da, gelecekte başka seyahatseverlere de yer vermek ve diğer gezginlerle ortak hikayeler yaratmak amacımız.

Başka Peron hız kesmeden hayatına devam ediyor. Yurtdışından sürece nasıl katılıyorsunuz? Aklınızda yeni projeler var mı?

Bahar: Dergi işlerini uzaktan yürütmeyi geçen senelerde Erasmus’a giden ekip arkadaşlarımızdan öğrenmiştik o yüzden benim açımdan çok zor olmuyor. Toplantıları video görüşmesiyle yapıyoruz, editörlük sürecini zaten dünyanın herhangi bir yerinden yürütmek mümkün. Dergi ekibi olarak üç yılı geride bıraktık. Kendi halinde, organik ilerleyişi hoşumuza gidiyor. Ama yine de daha çok kitleye ulaşmak için bu sene birkaç adım atma planımız var. O da başka sohbetlerin konusuna sürpriz olarak kalsın:)

Son olarak, edebiyat ve seyahat arasında bir ilişki kurarsak, ortak noktanın keşfetmek olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Siz ne düşünüyorsunuz?

Edebiyat ve seyahat bizim için Seyahat Hikayeleri 🙂 Şaka bir yana, gittiğimiz ülkelerde fırsat buldukça o ülke yazarlarını okumayı, kitaplarını yanımızda taşımayı çok seviyoruz. Bizi bir yerlere sürükleyen bazen seyahat oluyor, yolda öykülerini dinliyoruz insanların, bazen de bir kitap yollara düşürebiliyor. Mesela ikimizin de en büyük hayallerinden biri Latin Amerika’nın yazarları izleğinde o coğrafyayı doyasıya gezmek. Sanırım günün sonunda, dediğin gibi keşfetme dürtüsü her şeyin sebebi oluveriyor.

Bu güzel söyleşi için ikinize de çok teşekkürler. Dilerim yeni bir yaşam kurmayı hayal eden birçok insana ilham ve cesaret verir…

Seyahat Hikayeleri’ni takip etmek için:

www.seyahathikayeleri.com

https://www.instagram.com/seyahat.hikayeleri/

https://www.facebook.com/seyahathikayelericom/

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş