Edgar Allan Poe bu… Yine diriler ölü gibi, ölüler diri gibi… Yine en ferahlatan neşeyi bir kıyamet çığlığı izliyor… Ruhu ısıtan güneş yine en amansız fırtınalarla gözden yitiyor… Yaşam enerjisi ölümle iç içe; varlıkla yokluk arasındaki çizgi boz bulanık. Herkes, her şey cinnetin elinde kukla. Her yer mezar, her mezar ölümsüz acılara gebe…

Alakarga’dan, Ayşe Betül Gürcan çevirisiyle çıkan Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Hikâyesi, öykü ustası Poe’nun tek romanı. Öykülerindeki karanlık, tekinsiz atmosfer; her köşe başında bekleyen uğursuzluk ve vahşet romanının da her satırına hâkim. Bir ölümden diğerine sürüklenen kahramanlar hep bir yerde kıstırılmış, hep kurtuluş umudundan mahrum bırakılmış halde.

Poe’nun toprağa ait bir yazar olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Öykülerinde toprağa ilişkin açık ya da kapalı bir gönderme olur mutlaka; mutlaka mezarlıkların kara döşeği kendini gösterir bir yerde. Nantucket’lı Arthur Gordon Pym’in Hikâyesi’nde ise Poe, tüm dehasıyla açık denizi bir mezara çevirmeyi başarıyor. Fırtınaları, isyanları, gizemli yaratıkları ve ölüm taşıyan gemileriyle deniz, kahramanların içine diri diri gömüldüğü kapkara toprağa dönüyor. İşte, delilik, korku, ölümün sinsi yakınlığına ve acılı dokunuşuna ilişkin ne varsa burada boy veriyor.

Martı ağırlığını bedenin üzerinden çekince beden, ipin üzerinden yuvarlanıp yere düşer gibi oldu ve bütün yüzü meydana çıktı. Dünya üzerindeki hiçbir şey bu denli dehşet yüklü olamaz! Gözleri yuvalarında değildi, dudakları yoktu, tüm dişler apaçık ortadaydı. Yani bize umut aşılayan şey işte bu gülümsemeydi. Bu şey, yok söylemeyeceğim…”

Anıl Ceren Altunkanat

Kültür Mafyası Editörü

ceren@kulturmafyasi.com

Latest posts by Anıl Ceren Altunkanat (see all)

Paylaş